KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/2236 E., 2011/12493 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 10 Ekim 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
606 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 10. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 15/10/2009 tarih ve 2007/483-2009/353 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalının mühendislik faaliyeti göstermek üzere Güleker Harita Müh. Müş. İnş. Turz. Ticaret Ltd. Şti.'ni kurduklarını, müvekkilinin 20 payın 19 payını davalıya devrettiğini, devir bedeli olarak 13.06.2002 tarihli sözleşmede davalı ...’in şirket demirbaşlarının kendisine devri karşılığı 15.000,00 TL ödemeyi, 2.taksitte de 17.500 USD ödemeyi kabul ettiğini, davalının 15.000,00 TL ödediğini ancak 17.500 USD'nin ödenmediğini ileri sürerek 15.12.2002 tarihi itibariyle alacaklı olduğu 8.750 USD'nin karşılığı 13.597,50 TL ile sözleşmede belirtilen 8.750 USD'nin 15.06.2003 tarihi itibariyle değeri 12.381,25 TL'nin (toplam 25.978,75 TL) vade tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, sözleşmedeki imzanın müvekkiline ait olmadığını, davacının şirketteki hissesini devrettiğini, alacağı olmadığını, davacının şirket müdürü olarak şirketi zarara uğrattığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacı ile davalı arasında 13.06.2002 tarihli sözleşme düzenlendiği, sözleşme altındaki imzanın davalının eli ürünü olduğu, davalının sözleşmeyle kararlaştırılan miktarı ödediğini ileri sürmediği, bu konuda yazılı delil ibraz etmediği, bu nedenle davacının alacağını istemekte haklı olduğu, 13.06.2002 tarihli sözleşmede 2 taksitle ödenmesi kararlaştırılan 17.500 USD'nin ödenmediği, davalının senette yazılı tarihte temerrüde düştüğü gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 25.879,37 TL asıl alacak, dava tarihine kadar 31.036,30 TL işlemiş faiz, dava tarihinden itibaren asıl alacağa uygulanacak %9 ve değişen oranlarda faiziyle davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, limited şirket hisse devrinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. HUMK.'un 382 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması, tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi esastır.
Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır, infaz edilebilir şekilde tesis edilmesi ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın, kısa karara uygun olması gerekmektedir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına güven sarsılmış olacaktır.
Hatta, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.04.1992 gün ve 1991/7 esas 1992/4 sayılı kararında da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.
Somut olayda, mahkemece kısa kararda, "davanın kısmen kabulü ile 25.879,37 TL üzerinden kabulüne, fazlaya ait istemin reddine" karar verilmiştir. Ancak gerekçeli kararda, "davanın kısmen kabulü ile 25.879,37 TL asıl alacak, dava tarihine kadar 31.036,30 TL işlemiş faiz, dava tarihinden itibaren asıl alacağa uygulanacak %9 ve değişecek oranlardaki faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ait istemin reddine" şeklinde hüküm kurulmuştur. Bu durum karşısında, gerekçeli kararın kısa karara uygun yazılmaması doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
2-Öte yandan, davacı vekili dava dilekçesinde, 8.750 USD'nin muaccel olduğu tarihteki kur karşılığı olan 13.597,50 TL'nin 15.12.2002 tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsiline, 8.750 USD'nin muaccel olduğu tarihteki kur karşılığı olan 12.381,25 TL'nin 15.06.2003 tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir. Ancak mahkemece, dava dilekçesinde istenilmediği halde işlemiş faiz dahi hüküm altına alınmıştır. Bu durum karşısında, mahkemenin taleple bağlı bulunduğu, HUMK.'un 74. maddesi uyarınca talebi aşar şekilde karar veremeyeceği ve davanın alacak davası olduğu dikkate alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
3-Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/2236, K. 2011/12493, 10 Ekim 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama