KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/2561 E., 2011/14021 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Ekim 2011
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
492 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 5.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 15.04.2009 tarih ve 2007/552 - 2009/203 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı nezdinde bulunan hesabından müvekkilinin bilgisi dışında internet üzerinden değişik kişiler adına havaleler yapıldığını, davalının gerekli güvenliği sağlayamadığı için havalelerin gerçekleştirildiğini ileri sürerek 26.500 TL'nın 14.02.2007 tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faizle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin her türlü güvenlik önlemini aldığını ve kusurunun olmadığını, davacının güvenlik uyarılarını dikkate almadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davalının her türlü güvenlik önlemini alması ve sahte işlemleri tespit etmesi gerektiği, tek kullanımlık şifre uygulamasını gerçekleştirmediği, bu hali ile %50 oranında kusurlu olduğu, davacının da kendi bilgisayarına erişilmesini önleyici önlemleri alması gerektiği, güvenlik ve antivirüs programları kullanması gerektiği, davacının bu önlemleri aldığının tespit edilemediği ve %50 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne 13.250 TL alacağın 14.02.2007 tarihinden itibaren avans faiziyle davalıdan tahsiline fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10/4 ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61. maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat, ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir.
BK'nun 306 ve 307. maddeleri uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 372/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafik kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Somut olayda davalı banka, davacıya vermiş olduğu şifre ve parolanın davacının kusuru ile ele geçirildiğini kanıtlayamamıştır. Tüm kusur davalı bankada olduğu halde yazılı gerekçelerle tarafların birlikte kusurlu olarak kabul edilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/2561, K. 2011/14021, 17 Ekim 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama