KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/5409 E., 2010/5078 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 10 Mayıs 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
622 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Aksaray 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 09.09.2008 tarih ve 2007/277 - 2010/5078 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalının 2001-2002-3003-2004 yıllarında yöneticiliğini yaptığını, genel kurul kararlarına dayalı olarak huzur hakkı alacağının doğduğunu ileri sürerek, 10.000 YTL’nin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının faaliyet raporlarında kendilerinin huzur hakkı almayarak ortaklara kazanım sağladıklarını bildirdiklerini, hakkından feragat ettiğini, esasen toplam huzur hakkından fazla ücretle müdür atayarak kendi görevlerini başkasına devir ettiklerini, haklarında zimmet suçlaması dolayısıyla açılan ceza davasının derdest olduğunu, istemin zamanaşımına uğradığını, bu davada sahibi olduğu ortaklıkla ilgili olarak çok az bir aidat ödediğini, diğer aidatlarını alacağına mahsup ettiğini, gerçekte huzur hakkı aldığını kabul ettiğini, istemin yersiz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının iddia edilen dönemde yönetim kurulu üyesi olduğu, genel kurullarda huzur hakkı ödenmesine karar verildiği, faaliyet raporlarında yöneticilere müdürlük ödemelerinin yapıldığı, paranın alınmadığı, ancak muhasebeye girildiği şeklinde ve anlamında beyanda bulunulduğu, nakit olarak huzur hakkı almadığı, kaydi olarak alacaklandırılmış olduğu,
hakkında zimmet suçundan dolayı açılan kamu davasında verdiği beyanda kendisinin sahip olduğu daire için çok az miktar aidat yatırdığını, daha sonra alacağına saydırdığını beyan ettiği, bu şekilde konut sahibi olduğu, dolayısıyla bir alacağının bulunmadığı, konutun elinden alınmış olmasının bu davanın konusunu oluşturmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, huzur hakkı alacağının tahsili istemine ilişkindir. Davacının, davalının 2001-2002-2003 ve 2004 yıllarında yönetim kurulu üyesi olduğu, anılan dönemlerde genel kurullarda yönetim kurulu üyelerine huzur hakkı ödenmesine karar verildiği hususları çekişmesizdir. Davacı vekili, müvekkilinin genel kurul kararları uyarınca alacağının bulunduğunu iddia etmiştir.
Davalı vekili de, davacının hakkında açılan ceza dosyasında ortaklığına ilişkin aidat ödemesinin az olduğunu, aidat borcunu mahsup ettiğini belirttiğini, gerçekte huzur hakkını aldığını savunmuştur. Mahkemece, bilirkişi raporuna da itibar edilerek yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, hüküm yeterli araştırma ve incelemeye dayanmadığı gibi doğru değerlendirmeler de içermemektedir.
Uyuşmazlığa konu dönemde davacının yönetim kurulu üyeliği yaptığı hususu çekişmesizdir. Ayrıca, huzur hakkı ödenmesine ilişkin genel kurul kararlarının iptal edildiği de savunulup, kanıtlanmamıştır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda açıklanan yönetim kurulu faaliyet raporunda huzur hakkı alacağının kayıtlarda tahsil edilmiş gibi gösterildiği, gerçekte alınmadığı, kooperatifin zor durumu nedeniyle kooperatife girdi gösterildiği açıklanmıştır.
Ayrıca, davacı hakkında açılan zimmet davasında ortaklık aidat borcunu az ödediğini, alacağını aidat borcuna saydırdığını beyan etmiş ise de bunun huzur hakkı alacağı olup olmadığı belirtilmemiştir. Kaldı ki, böyle olsa bile davacının aidat borcu ile alacağı hesaplanmadan hiçbir hakkının kalmadığı sonucuna ulaşılması doğru görülmemiştir.
Davacının hakkında açılmış zimmet davasının bulunması veya başka bir borcunun olması eldeki davanın konusu olmadığından sonuca etkili değildir.
Bu durum karşısında, davanın konusunun huzur hakkı alacağı olduğu dikkate alınıp, aralarında kooperatifler hukuku alanında uzmanın da bulunduğu bilirkişi oluşturulup, davalı defter ve kayıtları ile gerektiğinde davacı hakkında açılan zimmet davası dosyası da incelettirilip, davacıya huzur hakkıyla ilgili gerçek bir ödeme yapılıp yapılmadığı, davacının aidat borcunu nasıl ödediği, ortaklığı devir edip etmediği, devir etmiş ise bu tarihe kadar, devir etmemiş ise dava tarihine kadar aidat borcu ile huzur hakkı alacağının mahsuplaşma suretiyle ödenmesi şekli dahil farklı bir ödeme biçimi geliştirilip geliştirilmediği,
böyle bir ödeme şekli mevcut ise davacının huzur hakkı alacağı ile davalının aidat ve varsa gecikme faizi alacağının belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/5409, K. 2010/5078, 10 Mayıs 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama