KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/7403 E., 2011/17648 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Aralık 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
633 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 16/04/2009 tarih ve 2006/11-2009/99 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı - karşı davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının adına tescil ettirdiği “AKDENİZ”, “GRANADA” ve “VALENSİYA” markalarının, aslında kiremit cins adı olduklarını ve ticaret alanında herkes tarafından kullanıldıklarını, bu durumun 556 sayılı KHK’nun 7/d maddesinde mutlak ret nedeni olarak kabul edildiğini, söz konusu markaların tescil edilmelerinin mümkün olmadığını ileri sürerek, anılan markaların markalar sicilinden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkiline ait olan davaya konu markaların ilgili KHK hükümlerine uygun olarak tescil edildiklerini savunarak, asıl davanın reddini istemiş, karşı davada ise müvekkilinin tescilli markalarını taşıyan ürünlerin davalı tarafından imal edildiğini ve satıldığını, karşı davalının bu eylemlerinin marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğini ileri sürerek, davalının eylemlerinin marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, bu eylemlerin menine, 5.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, davalıya ait “AKDENİZ” markasına ilişkin daha önce kurulan hükmün Yargıtay bozma ilamı kapsamı dışında kaldığından kesinleştiği, “VALENSİYA” ibaresinin ise tescilden çok önceki senelerden beri bir kiremit türünü belirtmek amacıyla kullanıldığı, bu ibarenin gerek coğrafi ad ve gerekse cins belirtmesi sebebiyle 556 sayılı KHK’nun 7/1-c maddesi uyarınca marka olarak tescil edilemeyeceği, davaya konu diğer markanın davalının tescilinden önce kullanıldığının ve böyle bir cins adı bulunduğunun kanıtlanamadığı,
sadece coğrafi ad olarak bu ibarenin kullanılmasının markanın hükümsüzlüğü için yeterli bulunmadığı, karşı dava yönünden ise, “AKDENİZ” ve “VALENSİYA” markalarına ilişkin dava şartlarının oluşmadığı, karşı davalının “GRANADA” markalı ürün imal ettiğinin ve sattığının karşı davacı tarafça ispat edilemediği, karşı davalının bu yöndeki beyanlarının soyut bir kabul niteliğinde olduğu ve tek başına dikkate alınamayacağı gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne, “AKDENİZ” markasının sicilden terkinine ilişkin hükmün kesinleştiğinin açıklanmasına,
“VALENSİYA” markasının sicilden terkinine, “GRANADA” markası yönünden asıl davanın ve karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı karşı davacı vekili temyiz etmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı karşı davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Asıl dava, marka hükümsüzlüğü, karşı dava ise marka hakkına tecavüzün önlenmesi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, asıl davada, davalıya ait “AKDENİZ” ve “VALENSİYA” markalarının hükümsüzlüğüne karar verilmiş, “GRANADA” markası yönünden ise dava reddedilmiştir. Davalı karşı davacı vekili, karşı davasında asıl davanın davacısının müvekkiline ait markaları kullanmak suretiyle müvekkilinin marka sahibi olmaktan kaynaklanan haklarına tecavüzde bulunduğunu ileri sürmüştür.
Gerçekten de asıl dava dilekçesinde, davacı taraf davaya konu markaları yurdun değişik yerlerinde açılan fuarlarda bir kiremit cinsi olarak tanıttığını mahkemeye bildirmiştir. Davacının bu beyanı mahkeme içi ikrar niteliğindedir. Mahkeme içi ikrar, HMUK’nun 236. maddesi uyarınca kesin delil teşkil etmekte olup, kesin delil ile ispat edilen bir vakıa hususunda ayrıca delil ikamesi gerekmez.
Ayrıca hakimin, kesin delil ile ispat edilmiş bir vakıayı doğru olarak kabul etmek zorunluluğu vardır ve hakimin kesin delili takdir yetkisi bulunmamaktadır. Bu durumda, mahkemenin davacı karşı davalının ikrarının soyut bir kabul niteliğinde olduğu ve tek başına dikkate alınamayacağı yönündeki değerlendirmesinin yerinde olduğu söylenemez.
O halde, davalı - karşı davacıya ait “GRANADA” markasına tecavüz olgusunun varlığı kabul edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün açıklanan nedenle davalı karşı davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/7403, K. 2011/17648, 26 Aralık 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama