KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2011/10951 E., 2013/12770 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Haziran 2013
- Mahkemesi
- TİCARET MAHKEMESİ
Karar Metni
617 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 01/03/2011 tarih ve 2008/66-2011/82 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 18/06/2013 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. Serpil Yazoğlu dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl davada davacı vekili, davalı şirketin ortakları olan taraflar arasında ciddi huzursuzluklar olduğunu, hakim hissedar davalı ...’in şirketin asıl gayesi olan kar elde etme ve ortaklara dağıtma amacını ihlal eder davranışlarda bulunduğunu, şirketin kira gelirlerinin şirketin mal varlığına intikal ettirilmediğini, bu şekilde haksız yere şirketin aktifinin azalmasına sebebiyet verdiğini, anılan davalının kredi borcunu ödememesi nedeniyle şirket ve müvekkili aleyhinde de takip başlatıldığını, son bir yıldır şirketin ticari defterlerine ulaşılamadığını, şirket merkezinin fiilen boş durumda olduğunu ileri sürerek,
davacının muhik sebeblerin varlığı nedeniyle TTK.'nın 551/11. fıkrası uyarınca davalı şirketten çıkmaya izin verilmesine, şirket öz varlığının dava tarihi itibariyle rayiç değerinin tespit edilerek bu değer üzerinden ortaklık payından şimdilik 50.000 YTL'nin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş; birleşen davada ise, asıl davanın varlığının bilinmesine ve müvekkilinin muhalefetine rağmen haksız ve yasayı dolanmak amacı ile sermaye artışına ilişkin olarak 18.05.2007 tarihli ortaklar kurulu kararının alındığını iddia ederek, anılan kararın iptalini istemiştir.
Asıl ve birleşen davada davalılar vekili, TTK.'nın 551 nci maddesinde öngörülen şekilde muhik nedenlerden hiç birisinin oluşmadığını, mali krizler sonrası davalı şirket borçlarının arttığını, aktiflerinin tükendiğini, 1998 yılından beri firmanın hiç iş yapamadığını, davalı ...’in kendi malvarlığı ile şirketi ayakta tutmaya çalıştığını, davacının bu dönemde borçların ödenmesi için herhangi bir katkısının olmadığını, davalı şirketin herhangi bir malvarlığının bulunmadığını savunarak, davaların reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davanın açılış tarihi itibariyle önceki ve yılsonu bilançolarına göre şirket sermayesinin tamamen yitirildiği, davacının çıkma karşılığında alacağı bir tutarın mevcut olmadığı, TTK.'nın 324. maddesinin emredici kurallarına göre ortaklığın kendi iflasını istemesinin gerektiği, bu sebeple tasfiye ve çıkmanın tüm ortaklar açısından gerçekleşeceği, saptanan şirket durumu itibariyle TTK.'nın 324 ve İİK.'nın 179. maddelerinin kapsama girdiği,
bu bağlamda çıkma isteğinin kabulünün mümkün olamayacağı, yargılamanın devamı sırasında alınan sermaye artış kararının ancak TTK.'nın 324. maddesinin öngördüğü koşullarda gerçekleşebileceği, sermayenin tamamlanması yoluyla şirketin sağlığına kavuşturulmasının, sadece sermayenin 1/3'e inmesi halinde sözkonusu olabileceği, oysa somut olayda özvarlığın tümüyle yitirildiği, şirketin durumunun ıslahı mümkün görülüyorsa, yöneticilerin ve alacaklıların talebi üzerine mahkemece iflas kararının ertelenebileceği, buna bağlı olarak TTK.'nın 324. maddesi hükmü karşısında sermaye artış kararının geçersiz olduğu,
şirketin bilançosunun kül halinde değerlendirilebileceği herhangi bir aktifin başlı başına değerlendirilemeyeceği, kat karşılığı inşaat yapım sözleşmesinin, üstlenilen işin tamamlanamaması sebebiyle kendi hissesine düşen kısmın tapusu alınamadığı için şirket açısından kar yada zarardan sözedilemeyeceği gibi, arsa ve inşaat bedelinin saptanmasının şirket değeri yada çıkma isteyen ortağın muhtemel payı yönünden bir anlamı bulunmadığı, zira sözleşmenin şirket açısından ne şekilde sonuçlanacağının henüz belirsiz olduğu,
protokolün, şirketin tek mal varlığı olan gayrimenkulün, henüz işin başında, şirket adına hareketle, davacı tarafından imzalanan bir protokolle Neriman Uzuner’e satıldığı ve bedelinin de şirketçe tahsil olunduğu, davacının bizzat kendisinin temlik işleminin tarafı olduğu gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleşen davanın ise kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, asıl davada davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, asıl ve birleşen davada davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/10951, K. 2013/12770, 18 Haziran 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama