KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2011/7420 E., 2012/13677 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Eylül 2012
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
618 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Gaziantep Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 30/03/2011 tarih ve 2009/246-2011/153 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin dava dışı Fertil Üreme Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi A.Ş.’nin hissedarı olduğunu, şirket yönetim kurulu tarafından alınan tasfiye kararı sonrasında tasfiye memuru olarak, şirket hissedarı olan davalının tayin edildiğini, davalının şirkete ait tüm taşınırları paraya çevirmesine karşın müvekkiline ödemede bulunmadığını, müvekkilinin hissesine düşen miktarın 31.625 TL olduğunu ileri sürerek, şimdilik 10.000 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davaya konu taşınırların satımından 79.061 TL elde edildiğini, müvekkili ve davacının da aralarında bulunduğu üç kişinin bu parayı bankadan çektiklerini ve söz konusu miktarın ortaklar arasında paylaşıldığını bildirerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava dışı anonim şirketin taşınırlarının 79.061 TL karşılığında satıldığı ve şirketin üç ortağının müşterek imzasıyla çekildiği, paranın bankadan birlikte çekilmesi sebebiyle hayatın olağan akışına uygun olan durumun çekilen paranın parayı çeken ve diğer ortaklar arasında paylaşılması olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, anonim şirket tasfiye memuru tarafından gerçekleştirilen tasfiye sonrasında, şirket ortağının tasfiye payını alamadığı iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin dava dışı Fertil Üreme Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi A.Ş.’nin hissedarı olduğunu, şirket yönetim kurulu tarafından alınan tasfiye kararı sonrasında tasfiye memuru olarak, şirket hissedarı olan davalının tayin edildiğini, davalının şirkete ait tüm taşınırları paraya çevirmesine karşın müvekkiline ödemede bulunmadığını ileri sürerek işbu davayı açmış, mahkemece yapılan yargılama sonunda, dava dışı anonim şirketin taşınırlarının 79.061 TL karşılığında satıldığı ve şirketin üç ortağının müşterek imzasıyla çekildiği, paranın bankadan birlikte çekilmesi sebebiyle hayatın olağan akışına uygun olan durumun çekilen paranın parayı çeken ve diğer ortaklar arasında paylaşılması olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Anonim şirketlerin tasfiye usul ve esasları 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 441 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, bu kapsamda tasfiye memuru tarafından yapılacak olan ilk işlem, tasfiyenin başlangıcındaki hal ve durum incelenmek suretiyle tanzim edilecek olan bilanço ile envanter defterinin tutulmasından ibarettir.
Tasfiyenin uzun süreceğinin anlaşılması halinde ise her yıl sonu için ara bilançonun düzenlenmesi ve tasfiyenin hitamında son ve kati bilanço tanzim ederek genel kurula sunulması esastır. Değinilen yasal düzenlemeden de anlaşıldığı üzere kanun koyucunun amacının tasfiye haline gelen bir şirketin tasfiye işlemlerinin kayıt altına alınması ve şirketin alacak ve borç ilişkilerinin ortaya konulup sonlandırılmasını sağlamak olduğu aşikardır.
Bu haliyle tasfiye memurunun asli ödevlerinden biri de, tasfiye sürecinde yapılan işlemlerin şeffaflığını sağlamak ve denetime imkan vermek adına düzenli kayıt tutmaktır.
Buna karşın somut olayda tasfiye memuru olarak görev yapan davalının göreve başladığı sırada tutması ve düzenlemesi gereken açılış defter ve bilançosu ile kapanış envanter ve bilançosunu tanzim etmediği, bu suretle dava dışı şirketin tasfiye işlemlerinin ne şekilde yapıldığına ilişkin olarak dosya içerisinde detaylı bilgiye yer verilmediği anlaşılmaktadır.
Her ne kadar davaya konu şirkete ait taşınırların satılmak suretiyle elden çıkartıldığı ve tasfiyeye konu olan mal varlığının söz konusu taşınırlardan ibaret olduğu anlaşılmaktaysa da, taşınırların satımından elde edilen gelirin paylaşımı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Bu durumda mahkemece tasfiye bakiyesinin davacıya ödenip ödenmediği tespit edilirken, davalı tasfiye memurunun zorunlu kayıtları tutmadığı göz önünde bulundurulmak suretiyle, gerekirse taraflarca bankadan birlikte çekilen paraya ilişkin olarak ilgili belgeler de incelenerek sonuca gidilmesi gerekirken, değinilen husus göz önüne alınmaksızın davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/7420, K. 2012/13677, 19 Eylül 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama