KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2011/8500 E., 2012/15415 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 8 Ekim 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
440 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Kadıköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 04.03.2010 tarih ve 2008/292-2010/104 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı mirasçıları vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının bina kanal bağlantısı sırasında davacı şirkete sigortalı, İGDAŞ’a ait servis hattına zarar verdiğini, hasar bedelinin sigortalısına ödendikten sonra, bu miktarın tahsili amacıyla yapılan takibe, davalının itirazı sonucu takibin durduğunu ileri sürerek, davalının itirazının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalı tarafından yapılan kanal bağlantısı sırasında davacıya sigortalı tesislere zarar verildiği ve davalının takibe itirazının haksız olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile itirazın iptaline karar verilmiştir.
Kararı, davalı mirasçıları vekili temyiz etmiştir.
Dava ehliyeti davada taraf olma ehliyetidir. Karar tarihinde yürürlükte bulunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, taraf ehliyetini tanımlamamış, 38. maddesiyle Türk Medeni Kanununa yollamada bulunmakla yetinmiştir. Türk Medeni Kanunu ise, davada taraf olma ehliyetini, medeni haklardan yararlanma ehliyetinin bir parçası saymış 8, 28, 47 ve 48. maddeleriyle bu yönde hükümler getirerek, medeni haklardan yararlanma ehliyeti bulunan her gerçek ve tüzel kişinin davada taraf olma yeteneğini taşıdığını, her gerçek kişinin sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan itibaren taraf ehliyetini kazanacağını ve yaşadığı sürece taraf ehliyetinin devam edeceğini belirtmiştir.
Öte yandan Türk Medeni Kanunu'nun 28. maddesinde, gerçek kişinin ölümüyle medeni haklardan yararlanma ehliyeti ve buna bağlı olarak da taraf ehliyetinin sona ereceği belirtilmiştir. Dava tarihinden önce ölüm nedeniyle şahsiyeti son bulan kişinin taraf ehliyetini yitireceği kuşkusuzdur.
Bu itibarla, gerek Türk Medeni Kanunu gerekse dava ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, dava açıldığı zaman hayatta bulunan kişiler yönünden düzenleyici hükümler koymuş, ölen kişiler hakkında açılacak davalar yasalarımızda yer almamıştır. Nitekim 04.05.1978 tarihli ve 1978/4-5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da dava tarihinden önce ölen kişinin taraf ehliyetini yitireceği, aleyhine dava açılamayacağı, dava tarihinde şahsiyeti sona ermiş kimsenin mirasçılarına halefiyet kuralı uygulanamayacağından davaya dahil edilmek veya dava ıslah edilmek suretiyle davaya devam edilemeyeceği vurgulanmış, bu doğrultudaki içtihatlar kararlılık kazanmıştır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayda, davalı ...'ın davadan önce 30.10.2007 tarihinde öldüğü dosyaya sunulan veraset ilamından anlaşılmakla, davalı ...'ın dava tarihinden önce ölmüş olması nedeniyle davanın husumetten reddine karar vermek gerekirken kabulü doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/8500, K. 2012/15415, 8 Ekim 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama