KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2011/9084 E., 2012/17943 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Kasım 2012
- Mahkemesi
- TİCARET MAHKEMESİ
Karar Metni
937 kelime·5 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 04/04/2011 tarih ve 2010/725-2011/131 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ..... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşı olduğunu, davalı şirketin %100 iştiraki olan İzopoli MMC Şirketi'ne 27.09.2006 tarihli yönetim kurulu kararı ile tek başına temsile yetkili olmak üzere temsilci atandığını, müvekkili ile İzopoli Yapı Elemanları Taahhüt San. ve Tic.
A.Ş. arasında 01.01.2009 tarihinde özel statülü satış ofis ve ticaret sözleşmesi yapıldığını, sözleşmeye göre müvekkilinin davalı tarafça üretilen ürünlerin Azerbaycan ve çevre ülkelerde satımını gerçekleştirmeyi, davalının ise sözleşmede öngörülen komisyon ve prim ücretini müvekkiline ödemeyi üstlendiğini, müvekkilinin tüm edimlerini eksiksiz olarak yerine getirmesine karşın, müvekkiline gereken ödemelerin yapılmadığını, sözleşmenin davalı tarafça haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek,
davanın kabulü ile müvekkilinin hak ettiği alacakların bilirkişi marifetiyle tespiti ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, şimdilik 10.000 Euro'nun, alacakların doğduğu tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacı tarafından Azerbaycan Nerimanov Bölge Mahkemesi'nde 2(005) 3933/2010 dava no ile açılan dava ile, görülmekte olan davanın taraflarının ve konusunun aynı olduğunu belirterek yabancı derdestlik itirazında bulunmuş, ayrıca davacıya sözleşme kaynaklı herhangi bir borcun bulunmadığı ve görevine haklı nedenle son verildiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, yabancı derdestlik itirazının kabulü ile davanın derdestlik nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, komisyon ve prim alacağına ilişkindir. Uyuşmazlık, öncelikle, aynı taraflar arasında, aynı konuda davacının uyruğunu taşıdığı ülkede daha önce açılan davanın, işbu dava bakımından derdest kabul edilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Türk Hukuku bakımından, Türk Mahkemelerinde açılmış bir davada, yabancı mahkemede açılmış bir dava ileri sürülmek suretiyle derdestlik (yabancı derdestlik) itirazında bulunulamayacağı hususunda doktrin ittifak içerisinde olup Dairemizin uygulaması da aynı yöndedir (Dairemizin 6.3.1985 gün ve 123-1209 sayılı vb. kararları).
Derdestlik itirazına konu davanın açıldığı Azerbaycan Cumhuriyeti ile ülkemiz arasında, bu nitelikteki itirazların akit taraf mahkemelerinde karşılıklı olarak ileri sürülebileceğine dair uluslar arası bir antlaşma da bulunmamaktadır.
Şu halde, mahkemece, derdestlik itirazının reddiyle işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi doğru olmamış, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
KARŞI OY YAZISI
Dairemiz bozma kararında, Türk mahkemelerinde açılmış bir davada yabancı derdestliğin ileri sürülebilmesinin mümkün görülmemesi gerektiğini düşünenler, konuyla ilgili temel olarak iki mahzura işaret ederek yabancı derdestliğin kabul edilmemesi gerektiğini önermektedir.
Birincisi, yabancı derdestlik itirazının ileri sürülebileceği kabul edilirse, Türk mahkemelerinin ülke coğrafyasındaki yargısal yetkilerinden yabancı devlet mahkemeleri lehine feragat etmeleri gibi bir durumun ortaya çıkacağı endişesidir.
İkincisi, yabancı derdestlik itirazının dile getirildiği Türk mahkemesince bu itirazın kabul edilebilmesi için, öncelikle, varlığı ileri sürülen davanın açıldığı ülke mahkemesince bu dava sonucunda verilecek kararın ülkemizde tenfiz edilebilirliğinin bütün şartları ile birlikte incelenmesi gerektiği ileri sürülerek, özellikle kamu düzenine aykırılık koşulu bakımından derdestlik incelemesi yapmak durumunda kalan Türk mahkemesinin bu hususları itirazın ileri sürüldüğü aşama itibariyle fiilen inceleyemeyecek olması, bu durumun ise yabancı derdestlik itirazının kabulü için önemli bir mahzur teşkil ettiği hususudur (bkz.
Nomer, E., İst. Ünv. Hukuk Fak. Mecmuası, C.34, Sy.1-4, Sh. 343 vd.). Dairemiz çoğunluğunun da bu yoldaki görüşlere itibar etmekte olduğu anlaşılmaktadır.
Kişisel değerlendirmem, varlığı ileri sürülen mahzurlar nazara alınarak yabancı derdestliğin kategorik olarak reddedilmesinin doğru olmayacağı noktasındadır. Her şeyden önce, bu yaklaşım, kendi içerisinde çelişkili gibi görünmektedir.
Bir yandan, aynı taraflar bakımından aynı uyuşmazlıkta farklı sonuçlara varılmasının önüne geçilmesi için kesin hükümle birlikte ikinci bir usuli tedbir niteliğindeki derdestlik kavramının bu niteliği vurgulanır ve kabul edilirken diğer yandan söz konusu mahzurlar ileri sürülerek bu yoldaki itirazın ileri sürülemeyeceği sonucuna varmak çelişkili ve korunmak istenen menfaati ortada bırakan bir değerlendirmedir.
Öte yandan, yabancı derdestlik itirazının ileri sürülmesinin kabulü halinde Türk mahkemelerinin yargısal yetkisinden peşinen feragat sonucunu doğuracağı yolundaki görüş, ancak ve ancak, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine giren davalar bakımından cari olup 5718 sayılı Yasa hükümleri ile yine konuya ilişkin Milletlerarası Tahkim Kanunu hükümleri bakımından belirtilen hal dışında bir geçerlilik taşımamaktadır.
Tüm bu açıklanan nedenlerle, yabancı derdestlik itirazının ileri sürülmesinin kategorik olarak reddi yerine, derdestlik itirazı ile korunması arzulanan menfaat ekseninde kalınarak, yabancı mahkemede açılan ve derdest olduğu ileri sürülen davanın, sonucunda verilebilecek kararın objektif tenfiz koşullarının bulunup bulunmadığının incelenmesi ile yetinilmesi,
bu konuda ülkeler arasında yekdiğer ülke mahkemelerinin kararlarının tenfizi ve tanınmasına ilişkin uluslar arası bir antlaşmanın yahut fiili bir karşılıklılık halinin varlığının, derdest olduğu ileri sürülen davanın görüldüğü ülke mahkemesinin somut uyuşmazlık bakımından uluslar arası yetkisinin bulunduğunun saptanması ve diğer derdestlik koşullarının da var olduğunun anlaşılması halinde, usulünce dile getirilmiş yabancı derdestlik itirazının, 6100 sayılı HMK’nun getirmiş olduğu sistematik içerisinde, dava şartı sıfatıyla, re’sen incelenmesi ve sonuca bağlanması gerektiği kanısındayım.
Bu çerçevede somut olaya baktığımızda, her ne kadar mahkemece bu yolda bir değerlendirmeye yer verilmemiş ise de, derdest olduğu ileri sürülen davanın görüldüğü Azerbaycan ülkesi ile ülkemiz arasında 5066 sayılı Yasa ile onaylanan ve 11.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren “Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Hukuki ve Ticari Konularda Adli İşbirliği Anlaşması”nın varlığı ve bu anlaşmanın karşılıklı tenfize olanak veren hükümleri gözetildiğinde, Azerbaycan Mahkemesince dava sonucunda verilecek kararın Türkiye’de tenfizi için objektif koşulların bulunduğu,
yine aynı anlaşma çerçevesinde Azerbaycan Mahkemelerinin uluslar arası yetkisinin bulunduğunun kabul edilmiş olması hususları ve mahkemece saptanan ve esasen uyuşmazlık konusu olmayan diğer hususlar gözetildiğinde derdestlik itirazının kabulü ile davanın açılmamış sayılmasında herhangi bir usulsüzlük olmadığı, bu nedenle de yerel mahkeme kararının gerekçe ilavesi ile onanması gerektiği görüşündeyim.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/9084, K. 2012/17943, 12 Kasım 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama