KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2012/10542 E., 2013/15531 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Eylül 2013
- Mahkemesi
- TİCARET MAHKEMESİ
Karar Metni
1.171 kelime·6 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 29.12.2011 tarih ve 2010/9-2011/18 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 10.09.2013 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacılar vekili Av. ... ve davalılardan ..., ..., ..., ... ve ... vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinin tahkim şartı içeren 17/03/2007 tarihli sözleşme ile davalıların hissedarı olduğu ...Aktifleştirilmiş Betonit A.Ş. işletmesini ve ...A.Ş. hissedarlarının kontrolündeki maden haklarını satın aldıklarını, sonrasında meydana gelen uyuşmazlıkların çözümü için davalılar aleyhine tahkim yoluna başvurulduğunu, hakem heyeti önünde davalıların da karşı dava açtıklarını, hakem heyetinin kararını verirken 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu'na aykırı olarak tarafların talepleri ile ilgili hiçbir müzakere yapmadıklarını, davacıların taleplerinden sadece ilki ile ilgili sonuç oylamasına gittiklerini,
çoğunluk tarafından verilen hakem kararının yer ve tarih içermediği gibi karara karşı iptal davası açılabileceğinin de belirtilmediğini, hakem heyetinin 4686 sayılı Yasa'nın 10/E maddesinde emredici olarak düzenlenen görev belgesini hazırlamadığını, dava konusu tesisin hali hazır durumunun tespiti görevinin kanuna aykırı olarak genel mahkemelere devredildiğini, 21/08/2008 tarihli ara kararı ile karşılıklı anlaşma olmaksızın kendi ücretleri hakkında karar verildiğini, bazı ara kararlarını taraf avukatlarının iştiraki ile aldığını, böyle bir usulünün Türk tahkim hukukunda yer almadığını ileri sürerek,
hakem kararının iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekilleri, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, dava konusu hakem kararında karar tarihi olarak sadece 2010 tarihine yer verilmişse de, Milletlerarası Tahkim Kanunu'nun 15/A. maddesi hükmüne göre bu konudaki usulsüzlüğün, ancak kararın esasına etkili olmuş ise iptal nedeni teşkil edebileceği, dava konusu olayda hakem kurulu başkanı tarafından İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne tevdi edilen ve mahkemece taraflara tebliğ edilen hakem kararının son sayfasında elle yazılmış olarak 24/11/2010 tarihinin bulunduğu, ...ın muhalefet şerhinde de el yazısıyla 24/11/2010 tarihinin yer aldığı,
dolayısıyla bu eksikliğin hakem kurulu tarafından bilahare ve re'sen giderildiği ve esası etkileyen bir usul hatasının bulunmadığı, dava konusu olayda nihai ve kesin kararın alındığı 03/08/2010 tarihli gündemsiz toplantıda, müzakere olarak adlandırılabilecek bir sürecin cereyan etmediği ve davacının bazı talepleri ile davalının karşı davasının da müzakere edilmediği, bu durumun 3 hakemden oluşan hakem kurulunun amacına ve çalışma esaslarına aykırı ve kararın esasına etki edebilecek bir usulü eksiklik olduğu,
hakem kararında, karara karşı iptal davası açılabileceği ibaresine değil, yasal yollar açık olmak üzere ibaresine yer verilmiş olmasının bir hak kaybına neden olmadığı, davacı tarafın görev belgesinin hazırlanmasına katkıda bulunmaktan ve gönderilen taslağı imzalamaktan kaçınmış bulunması dikkate alındığında, hakem kurulunca görev belgesinin hazırlanmamış olmasını bir iptal nedeni olarak ileri sürülmesinin MK'nın 2. maddesi çerçevesinde iyi niyet kurallarına aykırı olduğu,
davacıların dava konusu arıtma tesisinin hali hazır durumunun hakem kurulunca delil tespiti yolu ile tespit edilmesini istedikleri, ancak hakem kurulunun böyle bir delil tespiti yapılmasını gerekli görmedikleri ve davacıların mutlaka böyle bir delil tespiti yaptırmak istiyorlarsa bunun görevli ve yetkili Devlet mahkemesine müracaatla yaptırabilecekleri gerekçesiyle reddettiği, davacıların da Enez Sulh Hukuk Mahkemesi'nde arıtma tesisinin o sıradaki durumunu tespit ettirdikleri ve hakem kurulunun dikkatine sundukları, MTK'nın 6. ve 12/B maddesinin delillerin toplanmasında Devlet mahkemelerine başvurulmasını kabul ettiği,
21/02/2008 tarih ve 1 no'lu toplantıya ait tutanakta alınan ara kararında hakem ücretinin belirlenmesinin bu konudaki yasağa aykırı olmadığı, zira bu tutanağı davacılar vekilinin de "tutanağı okudum, tüm içeriğini kabul ediyorum" şeklinde beyanda bulunarak imzaladığı, öte yandan davacıların tutanakta kararlaştırılan hakem ücretini herhangi bir itirazda bulunmadan ve düzenli olarak ödediği, 15 Mart 2010 tarihli toplantı tutanağında hakem kurulu üyelerinin yanında, taraf vekillerinin de imzasının bulunduğu,
ancak sadece bu tutanakta değil diğer tutanaklarda da davacılar vekili de dahil toplantıya katılmış olan taraf vekillerinin tutanakları imzaladığı, hakem kurulu tutanaklarının her iki tarafın duruşmalara katılmış olan avukatlarına da imzalatılmasının sakıncalı olmadığı gerekçesiyle, hakem heyetinin son karar anı öncesinde nihai kararı vermek üzere aralarında müzakere yapmadan karar vermelerinin 4686 sayılı Kanun'un 15/A-1-f maddesine aykırılık oluşturduğuna ve hakem kararının bu nedenle iptaline, diğer iptal sebepleri varit olmadığından bu nedenlere dayalı iptal talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1- Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere hakem kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; dava, 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu'na dayalı hakem kurulu kararının iptali istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki 17.03.2007 tarihli hisse devir sözleşmesinin tahkim şartını içeren 22. maddesinde, tahkim yargılamasında Türk hukukunun uygulanacağı belirtilmiştir. Bu maddede açıkça Türk Usul Hukuku'nun uygulanacağı hakkında bir ibare olmadığından, anılan atıftan anlaşılması gerekenin, Türk maddi hukuk kuralları olduğu tabiidir. Zira 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu'nun 12/C maddesi uyarınca, belirli bir devletin hukukunun seçilmiş olması, aksi belirtilmedikçe, o devletin kanunlar ihtilafı kurallarının veya usul kurallarının değil, doğrudan doğruya maddi hukukunun seçilmiş olduğu anlamına gelir.
Somut uyuşmazlıkta da hakem kurulu 4686 sayılı MTK.'na uygun şekilde ilk toplantısını 21.02.2008 tarihinde yapmış ve bu toplantıda hakemlere ödenecek ücret belirlenmiştir. Toplantı tutanağını tüm taraflar imzaladığından, ortada kanuna aykırı bir durum yoktur. Zira anılan Kanun'un 16/A maddesine göre hakemlerin ücreti, taraflarca aksi kararlaştırılmamışsa, hakem kurulu ile taraflar arasında kararlaştırılır.
Yine hakem kurulu tarafından görev belgesi hazırlanmamışsa da uyuşmazlığın çözümlenmesinde yine de bir usul uygulanmış, taraflarca da bu hususta bir itirazda bulunulmamıştır. Kaldı ki 4686 sayılı MTK.'nun 15/A-1,f maddesi uyarınca bu konudaki eksiklik, ancak kararın esasına etkili olması halinde bir iptal nedenidir.
Her ne kadar mahkemece dava konusu olayda nihai ve kesin kararın alındığı 03.08.2010 tarihli gündemsiz toplantıda, müzakere olarak adlandırılabilecek bir sürecin cereyan etmediği ve davacının bazı talepleri ile davalının karşı davasının müzakere edilmediği, bu durumun 3 hakemden oluşan hakem kurulunun amacına ve çalışma esaslarına aykırı ve kararın esasına etki edebilecek bir usulü eksiklik olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmişse de, öncelikle somut uyuşmazlıkta tarafların tahkim yargılamasının ne şekilde yapılacağı hakkında bir belirlemesinin olmadığını söylemek gerekir.
Ayrıca 03.08.2010 tarihli gündemsiz toplantı bir tutanağa bağlanmamış ise de bizzat davacılar hakeminin 29.08.2010 tarihli yazısı ve muhalefet şerhinden anlaşıldığı üzere, anılan tarihte gerçekte hakemler arasında bir müzakere yapılmış, hem davacı tarafın tüm talepleri hem de davalı tarafın karşı davası hakkında hakem kurulu, 4686 sayılı MTK'nın 13/A maddesi uyarınca oy çokluğu ile kararını vermiştir.
Zira üç yıla yakın bir süredir devam eden, hakemlerin yaklaşık on beş kez toplantı düzenledikleri, bu toplantıların bir kısmına taraf vekillerinin de katıldığı, tarafların defterleri ve maden sahaları üzerinde bilirkişi incelemelerinin yapıldığı bir tahkim yargılamasında, son karar müzakeresinin kısa sürmesinin usulü bir eksiklik olduğunun ve müzakere yapılmadan karar verildiğinin söylenebilmesi mümkün değildir.
Bu durum karşısında mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2012/10542, K. 2013/15531, 12 Eylül 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama