KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2012/1231 E., 2013/18053 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 10 Ekim 2013
- Mahkemesi
- TİCARET MAHKEMESİ
Karar Metni
810 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada ...1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 24.10.2011 tarih ve 2007/567-2011/618 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 08.10.2013 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacılar vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı şirketin ...Şubesi'nde hesaplarının bulunduğunu, bu hesaplara toplam 409.000,00 TL yatırıldığını, davalı kurum yetkilileri ile yapılan görüşmede özellikle riskli işlemlerden kaçınılması gerektiğinin belirtildiğini, yatırımlarının güvencede olduğunu düşünerek günlük yaşantılarına devam ettiklerini, bir müddet sonra bu yatırımlarının değer kaybettiğini öğrendiklerini, kalan meblağı da kaybetmemek için 65.000,00 TL’yi 17/09/2007 tarihine kadar bir kısım ödemeler için virman ettiklerini, 92.000,00 TL'yi 01/12/2007 tarihinde, 31.500,00 TL’yi ise 11/12/2007 tarihinde çektiklerini,
dolayısıyla yatırılan 409.000,00 TL’den dolayı kar elde edemedikleri gibi 220.500,00 TL’nin iadesinin de yapılmadığını, genel merkez tarafından yapılan inceleme sonucunda personelden birinin iş akdinin fesih edildiğini, diğerinin de başka şehre tayininin çıkarıldığını, davalının zararın bir kısmının giderilmesini teklif ettiğini, yapılan işlemlerden davacıların önceden haberdar edilmediğini, alım satımlarda talimatsız işlem yapıldığını, günlük alım satımlarda hesapsız ve ölçüsüz davranılıp açığa işlemler yapıldığını, müvekkillerinin alım satım işlemlerinden 90.000,00 TL,
komisyonlardan dolayı ise 200.000,00 TL zararının olduğunu ileri sürerek, şimdilik 20.000,00 TL’nin avans faizi ile ve BK'nın 105. maddesi uyarınca munzam zararla birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, 09/06/2009 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 250.000,00 TL'ye yükseltmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin davacılardan alınan talimatlara göre hareket ettiğini, borsanın riskli bir yatırım aracı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalı kurum çalışanlarının taraflar arasında sanki portföy sözleşmesi varmış gibi davacıları yönlendirdiği, alım satım işlemleri yapıldıktan sonra davacı tarafı bilgilendirilerek icazet aldığı, işlem yapıldıktan sonra telefon ile bilgi verilip teyit alınmasının kabulünün mümkün olmadığından davalının kusurlu bulunduğu,
zarar artarak devam ettiğinden davalı kurumun davacılardan icazet almasının, davalıyı mevzuata aykırı işlem yapmasından dolayı sorumluluktan kurtarmayacağı, ancak davacı tarafın da işlemlere itiraz etmeyip zımni olarak davalının bu şekilde işlem yapmasına imkan tanıdığından kusurlu bulunduğu, buna göre davalının %60 davacıların ise %40 oranında kusurlu kabul edildiği, toplam zarar miktarının 224.707,90 TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 134.824,74 TL.'nin dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; dava, davalının taraflar arasında imzalanan yatırım hizmetleri sözleşmesine uygun davranmadığı iddiasına dayalı, uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Davalı ile davacılardan ... arasında imzalanan 13.04.2006 tarihli sözleşme ile (718238) numaralı ve davacı ... dahil tüm davacılar tarafından imzalanan 11.05.2006 tarihli sözleşme ile (719547) numaralı hesapların açıldığı, bu hesaplardan sırasıyla 13.04.2006-11.09.2007 tarihleri ile 15.05.2006-11.12.2007 tarihleri arasında işlemler yapıldığı konularında taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, bu işlemlerde davalının kusurlu davranıp davranmadığı, kusurlu ise davacıların tazminat talep edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Dava konusu işlemlerin az da olsa bir kısmının yapılmasından önce davacılardan onay alındığı, işlemlerin büyük çoğunluğunu gösterir nakit ekstrelerinin (yapılan işlemler hakkında para tutarı olarak bilgi veren) ve hisse senedi ekstrelerinin (yapılan işlemler hakkında hisse senedi adedi olarak bilgi veren) davacı ... tarafından imzalandığı, kalan işlemler için de işlemin yapılmasından hemen sonra davacıların telefonla bilgilendirilerek onaylarının alındığı dosya kapsamı itibariyle sabittir.
Dolayısıyla davacılar, yapılan işlemlerden neredeyse günlük periyotlar halinde bilgi sahibi olmuşlardır. Yine dava dilekçesinde bildirildiği üzere, dava konusu hesaplardan 17.09.2007, 01.12.2007 ve 11.12.2007 tarihlerinde davacılar tarafından para çekilmiştir.
Her ne kadar dava 14.12.2007 tarihinde açılmışsa da davacıların yukarıda açıklanan eylemleri birlikte değerlendirildiğinde, davalı tarafından yapılan işlemlere davacılar tarafından icazet verildiği sonucuna varılmaktadır. Esasen bu husus mahkemenin de kabulündedir.
Zira mahkemece davacıların bu kusurlu davranışları nedeniyle %40 oranında, davalının ise taraflar arasında portföy sözleşmesi varmış gibi davacıları yönlendirmesi ve işlemlerden önce değil sonra onay alması nedeniyle %60 oranında kusurlu bulunduğu kabul edilmiştir. Oysa davalı ... şirketi başlangıçta kısmen kusurlu olsa bile bu kusurlu işlemlere sonradan verilen icazetler, bu kusurluluğu veya başlangıçtaki haklılığı da ortadan kaldırır.
O halde mahkemece, dava konusu işlemlere davacıların icazet verdiği, bu durum karşısında artık davalıdan tazminat talebinde bulunamayacakları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir. 3- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2012/1231, K. 2013/18053, 10 Ekim 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama