KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2012/17120 E., 2013/15246 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 9 Eylül 2013
- Mahkemesi
- İSTANBUL 4.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Karar Metni
451 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 03.07.2012 tarih ve 2012/20-2012/187 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; ''müvekkilinin 1982 yılından beri Karaman ve Kırklareli illerinde çikolata, gofret, bisküvi ve benzeri yaklaşık 400 çeşit gıda maddesi üretim ve satışı yaptığını, SARAY markasının büyük yatırımlar sonucunda tanınmış hale geldiğini, davalının ise İtalya'da kurulu olduğunu, Türkiye'de TPE nezdinde 127133 no'lu ''Ferrrero Rocher + şekil'' ibareli marka tescilinin bulunduğunu ancak bu markayı emtia listesindeki mallar için kullanmadığını bu nedenle kullanılmayan mallar yönünden kısmi hükümsüzlüğün söz konusu olduğunu iddia ederek 91/001167 no'lu markanın kısmen hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini verilecek kararın gazetede ilanını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; müvekkilinin ''Ferrero Rocher + Şekil markalı ürünlerinin Türkiye' de ve dünyanın pek çok ülkesinde 30 yılı aşkın süreden beri satıldığını, bu markanın müvekkili özdeşleştiğini, davacının iş bu davada hiç bir hukuki yararının bulunmadığını, FERRERO ROCHER markasının TPE nezdinde tescilli olmasından dolayı davacının herhangi bir zarar görmediğini, zarar görmesinin mümkün olmadığını, bu tescilin herhangi bir şekilde davacıyı etkilemediğini, davacının 556 sayılı KHK anlamında zarar gören kişi olmadığını, hükümsüzlük talebinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, bu davanın salt müvekkili aleyhine muaraza yaratmak amacıyla açıldığını, hükümsüzlük kararlarının ilan edilemeyeceğini, markanın kullanıldığını savunarak" davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davalıya ait markanın davacı tarafından tescili, davalının mevcut marka tescilleri, davalıya ait markanın ayırt ediciliği, markanın davalının ticaret ünvanını kapsaması karşısında mümkün olmadığına göre davacının böyle bir markanın hükümsüz kılınmasında güncel bir hukuki menfaatiinin bulunmadığı, davalın markası hükümsüz kılınsa dahi davacının bu markayı kendi adına tescil ettiremeyeceği,ayrıca davalı markasının tescilinin davacıyı herhangi bir şekilde etkilediğinin de de ispat edilemediği dolayısıyla bu davada davacı tarafın, 556 sayılı KHK'nın 43. maddesi anlamında zarar gören kişi konumunda olmayıp işbu davayı açmakta davacının güncel bir hukuki yararının da bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
556 sayılı KHK'nın 43.maddesi uyarınca ilgili herkes marka hükümsüzlüğü konusunda dava açma hakkına haizdir.Somut uyuşmazlıkta aynı sektörde çalışan davacı,davalının kullanmadığından bahisle marka hükümsüzlük talebinde bulunduğuna göre KHK'nın öngördüğü ilgili sıfatını haizdir. Aynı ibarenin marka olarak alınıp alınamayacağı hususu davanın reddine gerekçe yapılamaz.Bu itibarla mahkemece işin esası incelenerek neticesine göre karar vermek gerekirken, yerinde olmayan gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2012/17120, K. 2013/15246, 9 Eylül 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama