KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2012/17166 E., 2013/16193 K.·Property Gmbh&co.kg
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Eylül 2013
- Mahkemesi
- FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Karar Metni
533 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 05.06.2012 tarih ve 2010/6-2012/104 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin “FABIANI” markasını uzun zaman önce Almanya’da ve 1991 yılında Madrid Protokolü kapsamında muhtelif ülkelerde tescil ettirdiğini, ayrıca TPE nezdinde başvuruları yapılan 2007/56188, 2007/08806, 2008/46514 ve 2008/38858 sayılı markaların da sahibi olduğunu, müvekkilinin Almanya’nın en tanınmış mağazalar zinciri olduğunu, aynı zamanda Türkiye’de uzun yıllardır süren faaliyeti neticesinde yakından bilinen ve markalarına güven duyulan bir firma olduğunu, gerçekleştirilen tanıtım ve reklam faaliyetleri sonrasında yüksek satış rakamlarına ulaşan “FABIANI” markasının başlı başına bir değer haline geldiğini,
davalı tarafça başvurusu yapılan 2006/55415 sayılı “FABIANI” markasının görsel olarak müvekkiline ait markayla birebir aynı olduğunu, müvekkilinin kendi yarattığı özgün bir marka olan ve Türkçe karşılığı bulunmayan bu ibarenin eskiye dayalı kullanımı sayesinde gerçek hak sahibi olduğunu, davalı başvurusunda yer alan kelime ve şekil unsurunun müvekkili markası ile birebir aynı olması hususunun davalının kötü niyetli biçimde haksız yarar sağlama düşüncesini ortaya çıkardığını,
davalıya ait 2002/16607 sayılı markanın hükümsüzlüğü talebiyle açılan İstanbul 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 2007/291 E. sayılı dosyasının temyiz aşamasında olduğunu, yerleşik Yargıtay içtihatlarında markayı oluşturan, kullanan ve bilinir hale getiren kişinin marka üzerinde öncelik hakkı sahibi olacağı hususunun vurgulandığını, müvekkilinin söz konusu marka için uzun yıllar boyunca para, emek ve mesai harcayarak markaya itibar kazandırdığını ve tanınmış bir marka haline getirdiğini,
Paris Sözleşmesi uyarınca iş bu markanın Türkiye’de de tanınmış kabul edilmesi ve buna göre korunması gerektiğini belirtmekle TPE YİDK’nın 2009-M-4714 sayılı kararının iptaline ve davalıya ait 2006/55415 sayılı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı TPE vekili, davalı başvurusuna ait işlem safahatını açıklamış, taraf markaları arasında benzerlik bulunmakla birlikte mal ve hizmetler arasında iltibasa neden olacak bir benzerlikten bahsedilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı şirket vekili, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına, toplanan delillere ve kısmen yararlanılan bilirkişi raporuna göre, davalının tescilli tescilsiz kullandığı ve kendi imkânları ile belirli bir ticari seviyeye yükselttiği markaları nedeniyle tescilli markalarının serisini oluşturmak düşüncesi ile hareket ettiği, davacı markasına yakınlaşma ondan yararlanma, iltibas yaratma kastı ile kötü niyetle hareket etmediği, başvurudaki asıl unsurun müktesep hak teşkil eden 2002/16607 kod nolu markası ile aynı olduğu,
şekil unsurunun tali unsur konumunda olup, bu şeklin dahi önceki tescilli markası 2000/04596 kod nolu markasında var olan şekil olduğu kullanılan bu şekil unsuru nedeniyle davalının başvuruda kötü niyetli olduğunun kabulünün mümkün olmadığı ve davalı başvurusunun önceki markanın serisi niteliğinde bulunması nedeniyle ve davalının müktesep hakkı bulunduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2012/17166, K. 2013/16193, 19 Eylül 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama