KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2012/18312 E., 2013/16320 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 23 Eylül 2013
- Mahkemesi
- TİCARET MAHKEMESİ
Karar Metni
644 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 27/06/2012 tarih ve 2009/569-2012/736 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, taraflar arasında gerçekleşen taşıma ve fuar organizasyonu işi sonrasında, davalının keşide tarihi gelmeyen çeki bankaya ibraz edip ihtiyati haciz kararı alarak, müvekkilinin çekini ödemediği iddiası ile ticari ilişkide olduğu firmalar nezdinde itibarını zedelediğini, fuar katılımcılarına ait emtianın ödeme yapılıncaya kadar iade edilmeyeceği gerekçesi ile teslimin geciktirilip fuar katılımcılarına müvekkili hakkında yanlış ve zarar verici beyanlarda bulunduğunu, davalının müvekkilinin devlet teşviklerinden haksız kazanç sağladığı gibi dayanaksız ve gerçek dışı iddialarla şikayet dilekçeleri verdiğini,
davalının çeşitli haksız eylemlerle müvekkilinin kişilik haklarını zedelediğini ileri sürerek, 10.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir .
Davalı vekili, davacının ticari itibarını zedeleyici bir davranışlarının bulunmadığını, davacı tarafın haksız olarak davalıya olan borcunu ödemekten kaçındığını, alacağın tahsilini sağlamak için ilgili resmi kuruluşlara bildirimde bulunduklarını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalıya verdiği çekin, keşide tarihinden önce ibraz edilmesinin ve ihtiyati haciz talebinin davacının kişilik haklarını zedeler mahiyette olmadığı, davalının, davacıyı müşterileri nezdinde kötüleyici girişim ve beyanlarda bulunduğunun kanıtlanamadığı, ancak somut bir kanıt bulunmadan, davalının davacıyı devlet teşviklerinden haksız kazanç sağlamakla suçlamasının şikayet hakkının kötüye kullanılması niteliğinde olup, bu durumun davacının kişilik haklarına, ticari itibarına zarar verdiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile; 7.500,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava tazminat istemine ilişkin olup mahkemece davalının Dış Ticaret Müsteşarlığına yaptığı şikayetin, şikayet hakkının kötüye kullanılması olduğu kabul edilerek davalı aleyhine manevi tazminata hükmedilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesi, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu hükmünü içermektedir. Hak arama özgürlüğü veya şikayet hakkı Anayasada bu şekilde teminat altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasına, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir. Öte yandan, Anayasa şikayet hakkı yanında temel hak ve hürriyetleri, herkesin yaşama, maddi ve manevini koruma ve geliştirme hakkını da güvece altına almıştır. Bu haklara saldırı durumunda çeşitli kanunlarda yaptırımlar öngörülmüştür.
Hak arama veya şikayet hakkı ile diğer hakların özellikle kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda hukuk düzeninin bu iki hakkı aynı anda koruduğu kabul edilemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Şikayet hakkı, diğer haklar gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkını kullanamaz. Hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların bulunması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir.
Somut uyuşmazlıkta, şikayet hakkının kötüye kullanıldığından söz edilebilmesi için öncelikle şikayetin sonucunun ne olduğunun tespiti gerekir.Dosya içerisinde davalının şikayetinin sonucu ile ilgili herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanmamıştır.
Öte yandan şikayet hakkı anayasal bir hak olduğundan şikayeti haklı kılacak emarelerin bulunması halinde şikayet hakkının kötüye kullanılmasından söz edilemez , daha doğru bir deyişle şikayetin haksız olduğunun ortaya çıkması her halükarda şikayetin kötüye kullanıldığı anlamına gelmez.
Bu itibarla mahkemece, davalının şikayetinin sonucu ile ilgili evraklar ilgili kurumdan celp edilip, buna göre yukarıda yapılan açıklamalar neticesinde değerlendirme yapılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2012/18312, K. 2013/16320, 23 Eylül 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama