KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2012/236 E., 2013/15368 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 10 Eylül 2013
- Mahkemesi
- İSTANBUL 3.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Karar Metni
356 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 3.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 13.04.2011 tarih ve 2006/437-2011/101 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin dünyada tanınan spor markası olan “JUMP” markasını 07.01.1992 tarihinde “... ve Giyim Eşyalarını” kapsayacak şekilde tescil ettirdiğini, yürütülen yoğun pazarlama ve reklam kampanyaları sonucu markanın spor emtiası pazarında özellikle 1995 yılından itibaren önemli bir paya sahip olduğunu ancak davalının 1995 yılında “JUMP” markasını spor emtiaları için kendi adına tescil ettirdiğini, bu tescilin müvekkile ait “JUMP” markasının şöhretinden faydalanmaya yönelik kötü niyetli bir davranış olduğunu ileri sürerek davalı adına tescil edilen 23.03.1995 gün ve 160338 sayılı “JUMP” markasının hükümsüz sayılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkilinin markası ile davacı markasının aynı veya aynı türdeki mal ve hizmetler için tescilli olmadığını, davacının markasının tanınmışlık düzeyi yüksek bir marka olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, Hukuk Genel Kurulunun 2005/11-476 Esas, 2005/483 Karar sayılı bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde; davacı ile aynı sektörde faaliyet gösteren davalının tanınmış markayı bilmesi gerektiği ve davacının “Jump” ibareli bilinen markasını aynen almak suretiyle marka olarak tescil ettirmesinde de basiretli tacir gibi davranmadığı, bu halde de 42/1-a maddesinde belirtilen dava açmak için öngörülen 5 yıllık sürenin uygulanmayacağı, birebir aynı ibareyi taşıyan markaların tüketiciler tarafından aralarında irtibat olduğunun düşünülmesi sebebiyle karışıklığa ve iltibasa yol açacağı sonucuna varıldığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile davalı adına tescilli markanın 556 sayılı K.H.K'nın 42/1-a ve b maddesi gereğince hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2012/236, K. 2013/15368, 10 Eylül 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama