KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2013/1009 E., 2013/17765 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 7 Ekim 2013
- Mahkemesi
- SULH HUKUK MAHKEMESİ
Karar Metni
517 kelime·3 dk okuma
Hasımsız olarak görülen davada Konya 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 08/10/2012 tarih ve 2012/1152-2012/1450 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı; hamili olduğu 12/03/2012 tanzim tarihli, vadesi üzerinde yazılı olmayan, borçlusu ... olan 60.000 TL bedelli bono ile tanzim tarihi belli olmayan, 01/11/2012 vade tarihli, borçlusu ... olan ve her ne kadar senet üzerinde yazılı olmasa da kendisine...Yapı Kooperatifi tarafından ciro yoluyla devredilen 12.550 TL bedelli bonoyu cüzdanında taşıdığını, ancak cüzdanını 11/07/2012 tarihinde kaybettiğini ve tüm aramalarına rağmen bulamadığını, bu hususta karakola müracaat ettiğini, bonoların kötü niyetli üçüncü kişilerin eline geçmesi halinde mağdur olacağını ileri sürerek söz konusu bonoların zayi nedeniyle iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, evrak üzerinde yapılan inceleme sonucunda, dava konusu bonoların 6762 sayılı T.T.K.’nın 688 ve 689. maddelerinde öngörülen unsurları ihtiva etmediği ve bonolarda davacının hamil olup olmadığının belli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı, kararı temyiz etmiştir.
1- Dava, kıymetli evrakın zayii nedeniyle iptali istemine ilişkindir.
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK’nun 383. maddesinde çekişmesiz yargı işleri ile ilgili olarak "aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece" sulh hukuk mahkemesinin görevli olacağı öngörülmüştür. Söz konusu hükümden anlaşılması gereken, aksine bir düzenlemenin varlığı halinde görevli mahkemenin bu düzenlemeye göre belirleneceğidir.
Konuya bu bağlamda yaklaşıldığında kıymetli evrakın zayi nedeniyle iptaline ilişkin davaların gerek 1086 sayılı kanunun yürürlükte kaldığı süreçteki yargısal uygulama ve gerekse de 6100 sayılı HMK'nın 383/2-e/6 maddesi uyarınca ticaret hukukuna dahil çekişmesiz yargı işi niteliğinde olduğu söylenmelidir. Bu nedenle, ilk bakışta, bu nitelikteki davaların da sulh hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği ileri sürülebilecektir.
Ancak, bu nitelikteki davalar ve/veya HMK'da tercih edilmiş tanımıyla işlerin, aynı zamanda TTK'nın 4. ve 5. maddeleri uyarınca ticari dava ve/veya iş niteliğinde bulunduğu da kuşkusuzdur.
TTK'nın 4. ve 5. maddelerinin özel nitelikte birer usul hükmü niteliğinde bulundukları düşünüldüğünde, bu davalar ve esasen ticaret hukukuna dahil ve mahkemece görülecek olan çekişmesiz yargı işlerinin tümü bakımından görevli mahkemenin tayininde, HMK'nın 383. maddesinde belirtilen hükmün aksine ve özel bir düzenlemenin var olduğu; bu durumda TTK'nın 5. maddesinin başlığı ile birlikte nazara alındığında, Ticaret Kanunu'nda yer alan çekişmesiz yargı işleri bakımından asıl görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olup ticaret mahkemesinin bulunmadığı yerler bakımından ise asliye hukuk mahkemesinin görevli kabul edilmesi gerektiği açıktır.
Nitekim 6100 sayılı HMK ile aynı tarihte kabul edilen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 'nun 757/1. maddesinde bu tür işlerde ticaret mahkemelerinin görevli olduğunun belirtilmiş olması da yasa koyucunun iradesinin söz konusu yorum yönünde tecelli ettiğinin açık bir göstergesidir.
Tüm bu nedenlerle mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken davaya devam edilerek karar verilmiş olması yerinde olmamış, yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 2- Bozma sebep ve biçimine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2013/1009, K. 2013/17765, 7 Ekim 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama