KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2023/2717 E., 2024/5126 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 24 Haziran 2024
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2020/1108 Esas, 2023/291 Karar
- Hüküm
- Esastan ret
- İlk derece mahkemesi
- İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Sayısı
- 2016/1034 E., 2019/594 K.
Karar Metni
2.169 kelime·11 dk okuma·12 bölüm
Taraflar arasındaki menfi tespit ve tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili aleyhine Asya Katılım Banksası A.Ş. tarafından 13.08.2013 tarihinde, İstanbul 14. İcra Müdürlüğünün 2013/19158 E. sayılı dosyası ile 568.879,22 USD takip başlatıldığını, alacağın daha sonra davalı Final Varlık Yönetimi A.Ş.'ye temlik edildiğini, takip borçlularından Mascom Bilgisayar Aksesuar Tic. Ltd.
Şti. ile temlik eden banka arasında 14.12.2006 tarihinde 1.500.000,00 USD bedelli genel kredi sözleşmesi düzenlendiğini ve bu sözleşmeye bağlı olarak 14.12.2006 keşide tarihli 1.500.000,00 TL bedelli vadesi belirlenmemiş bir adet bono düzenlenerek bankaya verildiğini, davacının anılan sözleşme ve bonoda kefil olarak yer aldığını, temlik eden banka ve icra dosyası borçluları arasında imzalanan 14.12.2006 tarihli genel kredi sözleşmesinin ödemeyle sona erdiğini ve teminat bonosunun 25.11.2010 tarihinde borçlulardan ...’e iade edildiğini, bundan sonra banka ile borçlu Mascom Bilgisayar Aksesuar Tic.
Ltd. Şti. arasında 22.11.2010 tarihinde 3.000.000,00 USD bedelli ikinci bir genel kredi sözleşmesi imzalandığı ve ekinde aynı şekilde 22.11.2010 keşide tarihli 3.000.000,00 USD bedelli vadesiz bir adet bono verildiğini, müvekkilinin bu sözleşme ve bonoda kefaleti bulunmadığından,
müvekkilinin temlik eden bankaya borçlu olmadığını, 22.11.2010 tarihli sözleme nedeniyle müvekkili dışındaki diğer borçlular hakkında İstanbul 14. İcra Müdürlüğünün 2013/18353 E. sayılı dosya ile icra takibi başlatıldığını, 22.11.2010 tarihli ikinci sözleme ile buna bağlı verilen bono borçlularının ödeme gücü olmaması nedeniyle İstanbul 14. İcra Müdürlüğünün 2013/19158 E. sayılı dosyası ile borçlu olmayan müvekkili aleyhine diğer borçlular ile birlikte takip başlatıldığını, takip talebinde borcun sebebi olarak 14.12.2006 tarihli genel kredi sözleşmesinin de gösterildiğini,
ancak takip nedeni olarak gösterilen kredi sözleşmesindeki borcun ödeme ve teminat senedinin iadesi ile sona erdiğini, sonraki kredi sözleşmesi ve bonoda ise müvekkilinin imzasının bulunmadığını, süresinde itiraz edilmemesi nedeniyle takibin kesinleştiğini ve müvekkilinin haksız hacizlerle karşı karşıya kaldığını, haciz ve muhafaza amacı ile gelindiğinden şirketi önemli müşterilerinden birinin yetkilisinin haciz mahallinde olması nedeniyle ticari ilişkinin sonlandığını, takibe devam edilerek şirketin iki adet aracının haczedilerek yakalandığını, bu nedenle ticari faaliyetlerin durma noktasına geldiğini,
zararın bilirkişi incelemesi ile belirlenebileceğini, önceki borcun ödeme ve bononun iadesi ile sona erdiğinin davalı tarafından bilindiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkilinin icra dosyasından borçlu olmadığının tespitine, müvekkili şirketin uğramış olduğu zararların davalı taraftan avans faizi ile tahsiline, kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; temlik eden banka ile dava dışı Mascom Bilgisayar Aksesuar Ltd.
Şti. arasında 14.12.2006 ve 22.11.2010 tarihlerinde genel kredi sözleşmeleri akdedildiğini, davacının 14.12.2006 tarihli sözleşmenin kefili olduğundan sözleşmedeki kefalet limiti kadar sorumlu olduğunu, borcun ödenmemesi üzerine bankaca Beşiktaş 3. Noterliğinin 23.07.2013 tarihli ihtarıyla borçlulardan talepte bulunduğunu, borçluların ihtarname ve içeriğine itirazda bulunmadıklarını, borcun ödenmemesi üzerine bankaca tahsilde tekerrür olmamak üzere davacı şirket ve diğer borçlular hakkında İstanbul 14. İcra Müdürlüğünün 2013/19158 E. sayılı dosyasında genel kredi sözleşmesine dayalı ilamsız takip başlatıldığını,
aynı zamanda davacı dışında kalan diğer borçlular hakkında İstanbul 14. İcra Müdürlüğünün 2013/18353 E. sayılı dosyasında kambiyo senetlerine mahsus takip başlatıldığını, müvekkilinin Üsküdar 21. Noterliğinin 26.12.2014 tarih ve 116032 yevmiye sayılı temlik sözleşmesi ile alacağı temlik alarak takip işlemlerine devam edildiğini, kefaletin borçlunun tek taraflı iradesi ile sona erdirilemeyeceğini, asıl borç ödenmediğinden kefaletin sona ermediğini, kat ihtarının davacıya da gönderildiğini, davacının ihtar ve kefalete ilişkin bir itirazının bulunmadığını,
her iki takip dosyasında tahsilde tekerrür oluşturmamak şartı ile takibe devam edildiğini, borçlu şirketin iflas etmesi nedeniyle onun hakkındaki takibin sonuçsuz kaldığını, takibin durmasını gerektirir bir neden bulunmadığını, dava tarihine kadar kefaletin sona erdiğine ilişkin bir bildirim yapılmadığını, bu nedenle alacağın tahsiline ilişkin yapılan işlemlerin kötü niyet olarak değerlendirilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İstanbul 14. İcra Müdürlüğü'nün 2013/19158 E. sayılı takip dosyasında davalı tarafın temlik edeni banka 14.12.2006 tarihli ve 22.11.2010 tarihli GKS'lere dayanarak TL üzerinden toplamda 1.097.843,87 TL alacak için ilamsız takipte bulunduğu, ilk imzalanan 14.12.2006 tarihli 1.500.000,00 USD bedelli GKS için ayrıca 1.500.000,00 USD bedelli senet düzenlenmiş olup davacı hem GKS'de hem senette kefil sıfatını taşıdığı, bu GKS'den kaynaklı borç ödeme yolu ile ifa edilerek senedin borçluya iade edildiği,
asıl borçlu tarafından 22.11.2010 tarihinde temlik eden banka ile yeniden 3.000.000,00 USD bedelli GKS imzalandığı ve 3.000.000,00 USD bedelli senedin düzenlendiği, fakat 2. akdedilen GKS kapsamında davacı şirketin asıl borçlu olarak ne de kefil olarak sözleşmede yer almadığı,
davalı taraf yaptığı takipte her iki GKS'ye dayanarak asıl borçlu ve kefillerin hepsine karşı icra takibinde bulunduğu ve 1. GKS kapsamındaki davacı kefilin 1. GKS'deki 20.7.1 maddesi ve 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı Kanun) 494 üncü maddesi gereğince müteselsil kefaletinin devam ettiği ve borçtan sorumlu olduğunu iddia ettiği, takip konusu alacak 2013 yılında doğmuş olup 2. GKS kapsamında talep edilmekte ve bu hususun bilirkişi raporlarıyla tespit edilmiş olduğu, ayrıca 1. GKS'den kaynaklı borcun ödeme yapılarak ifa edildiği ve bu kapsamda senedin borçluya iade edildiği hususunun da tartışmasız olduğu,
her iki GKS'nin akdedildiği tarih ve 1. GKS'nin ifa tarihi dikkate alındığında somut olaya 818 sayılı Kanun'un uygulanması gerekmekte olup 492 nci maddesi "Asıl borç herhangi bir sebeple sakit olursa kefil beri olur" hükmünü ihtiva etmekte olup 1. GKS'den kaynaklı borç 25.11.2010 tarihinde ifa edilmiş ve senet iade edilmiş olduğuna göre kefilin sorumluluğunun sona erdiği,
davalı taraf GKS'nin 20.7.1 maddesine göre müteselsil kefaletin devam ettiğini iddia etmekte ise de 818 sayılı Kanun'da genel işlem koşullarıyla ilgili düzenleme olmayıp somut dava genel hukuk ilkelerine göre yorumladığında davacının 1.GKS'den kaynaklı borcun ifa edilmesi nedeniyle kefil olarak sorumluluğu kalmamışken dava dışı asıl borçlunun yeniden kredi sözleşmesi ilişkisine girerek GKS imzalaması ve bu sözleşmede davacının borç altına girme konusunda imzası ve iradesinin olmaması gözetildiğinde GKS'nin 20.7.1 maddesine göre kefaletin devam ettiği iddiası 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesinde düzenlenen
dürüstlük kuralına tamamen aykırı olup Yargıtay İçtihatları dikkate alınarak davacının 2. GKS kapsamındaki ve takibe konu alacak ve ferilerden dolayı sorumluluğunun ve borcunun olmadığının tespitine karar verilmesi gerektiği, davacı tarafça her ne kadar kötüniyet tazminatı talep edilmiş ise de şartları oluşmadığından talebin reddine karar verilmesi gerektiği ayrıca her ne kadar davacı dava dilekçesi ile takip sonucu araçlarına yakalama konulması nedeniyle ticari faaliyetin durma noktasına geldiği iddia edilerek tüm aşkın zarar ve kâr kayıpları,
tazminat olarak talep edilmiş ise de zararın varlığı ve miktarını tespit etmeye yönelik somut delil ve belge ibraz edilmemiş olduğundan ispat edilemeyen tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacının İstanbul 14. İcra Müdürlüğünün 2013/19158 E. sayılı takip dosyasındaki alacaktan ötürü borçlu olmadığının tespitine, şartları taşımayan kötü niyet tazminatı talebinin reddine, haksız hacizler nedeniyle talep edilen tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle.
Mahkemece müvekkilinin ikinci genel kredi sözleşmesinde borçlu veya kefil sıfatıyla yer almadığının ve takip konusu alacağın ikinci genel kredi sözleşmesinden kaynaklandığının belirlendiğini, buna rağmen kötü niyet tazminatı ile haksız ihtiyati haciz nedeniyle uğranılan zararlara ilişkin talebin reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, bu nedenle reddedilen istemler yönünden istinaf yoluna kanun yoluna başvurulduğunu, her iki sözleşmenin imzalandığı ve ilk sözleşmenin ifa edildiği tarih itibariyle uygulanması gereken 818 sayılı Kanun'un 492 nci maddesine göre asıl borcun ödenmesi ile kefaletin sona erdiğini,
ilk sözleşmeden kaynaklanan borcun 25.11.2010 tarihinde ifa edilerek verilen bononun iade edildiğini, mahkemece de bu hususun kabul edilerek karar verildiğini, daha sonra asıl borçlu ile banka arasında bu tarihten sonra 22.11.2010 tarihinde düzenlenen genel kredi sözleşmesine müvekkilinin kefil olmadığını, bu kredi kapsamında alınan bonoda da müvekkilinin avali bulunmadığını, bankaca ikinci kredi sözlemesi borcunun tahsil edilememesi üzerine müvekkili aleyhine de takip başlatıldığını,
dava konusu İstanbul 14. İcra Müdürlüğünün 2013/19158 E. sayılı dosyasında borcun sebebi olarak gösterilen 14.12.2006 tarihli genel kredi sözleşmesinin ödeme ve teminat senedinin iadesi yoluyla sona erdiğini, davanın temlik alan sıfatıyla hareket ettiğini ve belgelere sahip olduğunu kabul ettiğini, bu nedenle kötü niyet tazminatına karar verilmesi gerektiğini.
Mahkemece haksız haciz nedeniyle talep edilen tazminatın reddine ilişkin verilen kararın da hatalı olduğunu, gerekçenin aksine haksız hacizden kaynaklı tazminat talebinin ileri sürüldüğünü, bu miktarın rapor sonrası netleştirileceğinin bildirildiğini, delil olarak şirket kayıtlarının gösterildiğini ve haciz nedeniyle ticari ilişkinin sona erdiği İmteks Giyim San. ve Tic.
A.Ş.'den alınan 30.08.2016 tarihli yazının da delil olarak sunulduğunu, anılan yazıda haciz nedeniyle ticari ilişkinin sona erdiğinin belirtildiğini, mahkemece bilirkişi incelemesi yapılmaması nedeniyle tazminat talebinin 50.000,00 TL olarak arttırılarak, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 51 inci maddesi gereğince tazminat talebinin kabulünün istenildiğini, mahkemece bir inceleme yapılmadan ve anılan kanun hükmü değerlendirilmeden tazminat talebinin reddine ilişkin verdiği kararın hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
2.Davalı vekili, istinaf dilekçesinde özetle.
Asya Katılım Bankası A.Ş. ile müvekkili arasında düzenlenen 30.01.2015 tarihli sözleşme ile alacağın temlik alındığını, daha sonra Final Varlık Yönetim A.Ş. ile Birikim Varlık Yönetim A.Ş.’nin birleşmesi sonucu tüm aktif ve pasiflerin Birikim Varlık Yönetim AŞ’ye devir edildiğini, bu nedenle 27.09.2018 tarihinden sonraki işlemlerde Birikim Varlık Yönetim A.Ş.'nin taraf olduğunu, temlik eden banka ile dava dışı Mascom Bilgisayar Aksesur Ltd.
Şti. arasında 14.12.2006 ve 22.11.2010 tarihlerinde iki adet genel kredi sözleşmesi düzenlendiğini, davacının 14.12.2006 tarihli sözleşmeye kefil olduğunu, borcun ödenmemesi üzerine bankaca Beşiktaş 3. Noterliğinin 23.07.2013 tarihli ihtarıyla hesabın kat edilerek kefil ve borçlulardan talepte bulunulduğunu, muhataplarca ihtara itiraz edilmediğini, buna rağmen borcun ödenmemesi üzerine bankaca davacı şirket ve diğer borçlular hakkında 13.08.2013 tarihinde İstanbul 14. İcra Müdürlüğünün 2013/19158 E. sayılı dosyasında ilamsız takip başlattığını,
aynı zamanda tahsilde tekerrür olmamak üzere diğer borçlular hakkında 29.07.2013 tarihinde İstanbul 14. İcra Müdürlüğünün 2013/18353 E. sayılı dosyasında da kambiyo senedine mahsus yolla takip yapıldığını, 26.12.2014 tarihli temlik sonrası takip işlemlerinin müvekkilince yapıldığını, 22.10.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinin önceki sözleşmenin devamı olduğunu, ek sözleşme niteliğinde olduğunu, 14.12.2006 tarihli sözleşmenin kefalete ilişkin 20.7. maddesinin 1 no.lu bendinde kefaletin kapsamının "İşbu sözleşme altında müteselsil kefil sıfatıyla imzası bulunan kişiler,
sözleşmeyle kullandırılan nakdi ve gayrinakdi kredilerden ve sair sebeplerden, işbu sözleşmenin akdinden önce ya da sonra Banka'ya karşı doğmuş ve doğacak borçların yerine getirilmesi hususunda Müşteri'nin/amirin/amirlerin borçlarına ve birbirlerinin borcuna, sözleşmenin girişinde yazılı Kredi tahsis tutarına kadar müteselsilen, aşağıda belirtilen esaslar dahilinde borçlu ve müteselsil kefil olduklarını gayrikabili rücu kabul, beyan ve taahhüt ederler." şeklinde belirlendiğini, 3 no.lu bendinde ise "Kefiller Borçlar Kanununun 490.
Maddesinde kefile tanınan haklardan feragat ettiklerini ve bu maddelere dayanarak Bankaya karşı hiçbir istekte bulunmamayı, ayrıca Borçlar Kanunun 493. Ve 494.
Maddelerinde kefile tanınan ve kafeletten kurtulma imkanı veren haklardan da feragat ettiklerini ve bu maddelere dayanarak hiçbir istekte bulunmamayı kabul ederler" düzenlemesi bulunduğunu, bu nedenle tek taraflı olarak kefalet ilişkisinin sona erdirilemeyeceğini, doğmuş ve doğacak borçlar için kefil olunduğunu, bir çok Yargıtay kararında da tek yanlı irade ile kefaletin sona ermeyeceğinin belirlendiğini, kaldı ki davacı yan ayrı bir tüzel kişilik olmakla birlikte ortaklı yapısı ve temsil yetkisi itibariyle asıl borçlu Mascom Bilgisayar Aksesuar Ltd.
Şti.'nin adeta ikizi olup, aynı kişilerin ortakları olduğu ve aynı kişilerce temsil ve ilzam olunan şirketlerden kefalet veren Masteks Ltd. Şti. tarafından Yerel Mahkemenin dosyasıyla menfi tespit davasının açılmış olması müvekkil şirket alacağının tahsilinin geciktirmek amacına matuf kötü niyeti de açıkça ortaya koyduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, menfi tespit ve tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesi.
3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Davalı ...Ş. harçtan muaf olduğundan ödediği temyiz ilam harcı ve temyiz başvuru harcının isteği halinde temyiz eden davalı ...Ş.'ye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/2717, K. 2024/5126, 24 Haziran 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama