KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2023/2781 E., 2024/4863 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 10 Haziran 2024
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2020/809 Esas, 2023/363 Karar
- Hüküm
- Esastan ret
- İlk derece mahkemesi
- İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Sayısı
- 2018/856 E., 2020/71 K.
Karar Metni
1.619 kelime·8 dk okuma·12 bölüm
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında devam edegelen bir ticari ilişki bulunduğunu, davalı şirketin ünvan değişikliği yapması ve durumu müvekkili şirkete bildirmemiş olması nedeniyle davalı şirkete iki ayrı cari hesap açıldığını, davalı şirketin müvekkili şirketten almış olduğu mal ve hizmet bedellerinden ödenmeyen borcunun bulunduğunu, davalı şirketin taraflar arasındaki mutabakat hükümleri çerçevesinde talep edilen edimlerini yerine getirmediğini, bu sebeple davalı şirkete 31.05.2018 tarihinde borç ödeme ihtarı gönderildiğini, ancak davalı şirketçe bugüne kadar herhangi bir ödeme yapılmadığını,
bunun üzerine davalı şirketçe ödenmeyen cari hesap bakiyesinin tahsili amacı ile müvekkili şirket tarafından icra takibi başlatıldığını, itiraz üzerine takibin durduğunu ileri sürerek davalının itirazının iptaline ve tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı şirketin müvekkili şirketten herhangi bir alacağının olmadığını, tarafların uzun zamandır ticaret yaptıklarını, 2017/07 itibariyle davacı şirketin müvekkili şirketten alacağının 1.338.868,06 TL olduğunu, müvekkili şirket hissedarlarının şirket hisselerini 12.06.2017 tarihli 2017-03 sayılı genel kurul kararı ile bugünkü hissedarlara devrettiğini, şu anki hissedarların bir çok alacaklı ile hesap mutabakatı ve anlaşmalar yaparak eski hissedarlar dönemindeki borçları yapılandırarak kapatma yoluna gittiğini,
davacı şirket yetkilileri ile telefon ve yüz yüze görüşmeler yapılarak 1.338.868,06 TL üzerinden hesap mutabakatı yapıldığını,bu bedelin 1.000.000,00 TL’sinin nakit ödenmesi şartına bağlı olarak 338.868,06 TL’sinin iade faturası kesilmek suretiyle alınmayacağının karara bağlandığını, tarafların bu hesap mutabakatından sonra yeni cari hesap üzerinden ticari alışverişe devam ettiğini, müvekkili şirketin yapılan bu anlaşma doğrultusunda derhal 1.000.000,00 TL ödemeyi yaparak müvekkili şirket hissedarlarının şirketi devraldığı 2017 yılının 7. ayından önceki borcun kapatıldığını,
davacı şirket yetkililerinin 14.09.2017 tarihli ve 04.12.2017 tarihli e-postalarında 338.868,06 TL iade faturası hususunu teyit ettiklerini, davacı şirketin mutabakata rağmen 338.868,06 TL miktarın iade faturası kesilmek sureti ile kapatılması için müvekkili şirkete bilgi vermediğini, 338.868,06 TL’nin iade faturası ile kapatılacağının belirlenmiş olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında cari (açık) hesaba dayalı ticari ilişki olduğu, bu çerçevede açık hesap ilişkisi çerçevesinde karşılıklı faturaların ve belgelerin düzenlendiği, bu belgelerin tarafların dilekçe ekinde de sundukları, itirazların süresi içinde sunulmuş olduğu, taraflar arasında tartışmalı olan hususun ise 2017/7 yılı itibariyle davalının kendi defterlerinde, davacıdan kaç TL alacaklı olduğu,
12.06.2017 sonrası davalının dayandığı hesap mutakabat belgelerinin tarafların ticari defter ve kayıtları ile karşılıklı olacak şekilde ve fiili olarak benimsenip benimsenmediği,davacının muhasebesel olarak kayden veya fiilen benimsediği mutakabat olup olmadığı, 12.06.2017 sonrası 338.868,06 TL miktarlı iade faturasının davalı defterinde ve davacı defterlerinde görülüp görülmediği, iade faturasının düzenlenmesinin "1.000.000,00 TL nakit ödenmesi" şartına bağlı olarak yapıldığı savunma karşısında tarafların ticari defter ve kayıtlarında tarafların lehine veya aleyhine muhasebesel durum olup olmadığı,
davacının mevcut inkarı karşısında bu noktada davacıyı bağlayan veri olup olmadığı, davacıya atfedilen e-posta yazışmalarının davacı şirketin ticari defter ve kayıtlarında benimsenip benimsenmediği, iade faturalarının düzenlenmesine esas olan faturalar dikkate alındığında süresi geçtikten sonra, iade olup olmadığı,tarafların dayandığı kayıtlar, e-posta yazışmaları ve somutlaştırılan belgeler dikkate alındığında, takip konusu miktar ile ilgili bu belgelerde taraflar aleyhine muhasebesel veri olup olmadığı,
buna göre davacının takip tarihi itibariyle alacaklı olup olmadığı,taraflar lehine tazminata hükmedilmesinin gerekip gerekmediği noktalarında olduğu, tespit edilen uyuşmazlık konuları çerçevesinde SMMM bilirkişi tarafından hazırlanan 09.10.2019 tarihli rapor içeriğine göre; davacı şirketin usulüne uygun tutulan ticari defterlerinde takip ve dava tarihi itibariyle davalı şirketten 385.475,55 TL alacaklı durumda olduğu belirlendiği, davalı şirkete ait ticari defterler bilirkişi incelemesine sunulmadığından davalı defterlerine göre takip ve dava tarihi itibariyle borç/alacak durumunu belirlemenin mümkün bulunmadığı,
davalı yanın davacıdan alınan mal ya da hizmetlere yönelik somut bir itirazının bulunmadığı, davalının temel itirazının davacıya yapılan 1.000.000,00 TL ödeme karşılığında davacı ile 338.868,06 TL iade faturası kesilmesi ya da cari hesap borcundan bu tutarda bir indirim yapılması konusunda anlaşıldığı, ancak davacının buna uymadığı yönünde savunma olduğu,
dosya mevcudu e-posta yazışmalarına göre taraflar arasında bu yönde görüşmeler yapıldığı anlaşılmakla birlikte davacı yanın ticari defter kayıt ve belgeleri ile taraflar arasında 31.12.2017 tarihi itibariyle yapılmış olan hesap mutabakatına göre davacı yanın iade faturasını ve/veya borçtan indirimi herhangi bir şekilde benimsemediği/kabul etmediği, takip ve dava tarihine kadar davalı tarafından davacıya herhangi bir iade faturası düzenlenip gönderilmediği ve taraflar arasında borçtan/alacaktan indirim konusunda yazılı herhangi bir anlaşma yapılmadığı,
davalı tarafından davacıya huzurdaki dava ikame edildikten sonra 25.10.2018 tarihinde neye göre ve ne şekilde hesaplandığı anlaşılamayan 62.402,67 TL tutarlı bir fiyat farkı faturası düzenlendiği, ancak işbu faturanın davacı tarafından kabul edilmediği ve noter kanalı ile davalıya iade edildiği,
dosya içerisindeki e-posta yazışmalarına göre davalı tarafından davacıya 338.868,06 TL tutarlı bir iade faturası düzenlenmesi konusunda taraflar arasında görüşmeler yapıldığı anlaşılmakla birlikte dosya kapsamına göre davalı tarafından davacıya takip ve dava tarihine kadar herhangi bir iade faturası düzenlenip gönderilmediği ya da taraflar arasında borç/alacaktan bu tutarda bir indirim yapılacağına dair yazılı herhangi bir anlaşma yapılmadığı,davacı yanın usulüne uygun tutulmuş olan ticari defter kayıt ve belgeleri ile taraflar arasında 31.12.2017 tarihi itibariyle yapılan cari hesap mutabakatına göre davacı yanın iade faturası ve/veya
borçtan indirimi herhangi bir şekilde benimsemediği/kabul etmediği anlaşıldığından davacının takip ve dava tarihi itibariyle davalıdan ticari defterlerinde gözüktüğü şekilde 385.475,55 TL alacaklı olduğu sonucuna ulaştığı, öncelikle belirtmek gerekir ki taraflar arasında en son yapılan mutabakata göre dahi davalı şirketin davacıya 31.12.2017 tarihi itibariyle 696.336,79 TL tutarında borcu bulunduğu, öte yandan takip tarihi itibariyle dahi davalının davacıya dava konusu edilen 385.475,55 TL tutarında borcunun doğduğu davalının cevap dilekçesine göre dahi açık olduğu,
davalı vekili bu borcun hiç doğmadığını değil taraflar arasındaki açık hesap ilişkisi çerçevesinde 1.000.000,00 TL'nin nakit ödenmesi şartına bağlı olark 338.868,06 TL miktarın iade faturası kesilmesi nedeniyle alınamayacağı savunmasında bulunduğu, davalının, takip tarihi itibariyle dava konusu edilen miktarı talep etmesine engel teşkil edeceğini belirttiği vakıalar ile ilgili davacı şirketin ticari defter ve kayıtlarında davacı aleyhine herhangi bir muhabesel verinin veya kaydın mevcut olmadığı, esasen bu yöne ilişkin davalının davacı aleyhine delil teşkil edebilecek bir belge sunmadığı,
davacının bu yöndeki savunmayı açıkça inkar ettiği gibi herhangi bir benimsemesinin dahi mevcut olmadığı yapılan bilirkişi incelemesiyle dahi açıkça tespit edildiği, yine, davalının sunmuş olduğu e-posta yazışmaları dahi içerik olarak davalının savunmasında belirtmiş olduğu vakılar ile ilgili davacı aleyhine delil teşkil edebilecek bir veri veya ikrar niteliğini dahi taşımadığı, bu yöne ilişkin bilirkişi raporuna itibar etmeye engel bir hal olmadığı gibi davalı vekilinin de bu yöne ilişkin kabul edilebilir ve yukarıda varılan sonucu ortadan kaldırmaya elverişli bir itirazının da mevcut olmadığı,
davacının takip tarihi itibariyle bu davaya konu ettiği miktar kadar alacaklı olduğu ve bu alacağı talep etmesine engel bir durumun ise davalı tarafından ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin e-posta üzerinden yapılan anlaşmaları delil olarak kabul etmediğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 199 uncu maddesi gereğince elektronik yazışmaların belge niteliğinde olduğunu, mail yazışmalarında tarafların 1.000.000,00 TL ödeme yapılması ile davacı şirkette bulunan uzun vadeli çeklerin iadesi ile cari hesapta gözüken 338.868,06 TL alacağın iskonto olarak düşeceği ve müvekkilinden istenmeyeceğinin açıkça anlaşıldığını, ödeme dekontunun mevcut olduğunu, davacı şirket muhasebe yetkilisine e-posta gönderildiğini,
davacı şirket yönetim kurulu üyesi tarafından 05.12.2017 tarihli mail gönderildiğini, mevcut tüm yazışmalardan haberdar olduğunu, cari hesaba ilişkin ödeme talep ettiğini, davacı tarafın elektronik postaları karşısında kendi resmi defterlerinde düzenleme yapmamalarının ve kendi kötü niyetinden yararlanmasının hukuki olmadığını, mahkeme tarafından mail yazışmaları tespit edilmişse de davacının haksız talebinin ispatı açısından müvekkili şirkete yemin teklif ettiğini,
müvekkili şirket yetkilisinin haksız davayı açan davacının gerçek duruma aykırı şekilde yemin edeceğini düşünerek ve tüm yasal delillerden imtina etmemek adına yemin teklifinde bulunmadığını, davacı tarafın fiili anlaşmaya aykırı olarak ticari defter kayıtlarında gözüken kayıtlarına dayanarak alacak davası açmasının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci madde hükümlerine aykırılık teşkil ettiğini, %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedildiğini,
alacağın dayanağının tartışmalı olduğunu ve yargılama ile ortaya çıktığından icra inkar tazminat kararının hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının takip konusu borçtan dolayı sorumlu olduğunun kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 67 nci maddesi.
3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/2781, K. 2024/4863, 10 Haziran 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama