KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2023/4520 E., 2024/6700 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 23 Eylül 2024
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2021/271 Esas, 2023/865 Karar
- Karar
- Esastan ret
- İlk derece mahkemesi
- İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Sayısı
- 2018/1361 E., 2020/617 K.
Karar Metni
1.290 kelime·6 dk okuma·6 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin iş yaptığı Dia Altyapı Yat. ve İnş.AŞ'nin 25.12.2017 tarihinde davalı firma ile birleştiğini, bu tarihten sonra faturaların davalı adına düzenlendiğini, fatura bedelleri süresinde ödenmediğinden,
aradan geçen süre zarfında oluşan fiyat farklarının davalı tarafından ödenmesi hususunda tarafların anlaştığını, müvekkilinin davalıdan olan fiyat farkı alacağı için vade farkı açıklaması ile 23.03.2018 tarihli 53.100,00 TL bedelli, 18.05.2018 tarihli 46.994,68 TL bedelli, 18.06.2018 tarihli 53.418,60 TL bedelli, 18.07.2018 tarihli 60.257,88 TL bedelli, 18.08.2018 tarihli 78.000,36 TL bedelli ve 18.09.2018 tarihli 78.000,36 TL bedelli faturaları düzenleyerek davalıya gönderdiğini, davalının faturalara itiraz etmeyerek mutabakat formlarını imzaladığını, bir kısım ödeme de yapıldığını,
davalının sonradan düzenlediği iade faturalarının müvekkili tarafından kabul edilmeyerek ticari defterlerine işlenmediğini, davalı aleyhine İstanbul Anadolu 11. İcra Dairesinin 2018/31341 sayılı dosyasında başlattıkları takibe davalının itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; sözleşmenin ifa yerinin Ankara, müvekkilinin şirket merkezinin İstanbul'da bulunması nedeniyle mahkemenin yetkili olmadığını, davacının tek taraflı ve keyfi olarak düzenlediği faturaların müvekkili şirket defterlerine işlenmediğini, vade farkı talep edilebilmesi için yazılı bir sözleşme bulunması gerektiğini, vade farkı faturasının karşı tarafa ibraz edilmesi ve karşı tarafça faturaya itiraz edilmemesinin vade farkı talep hakkı doğurmayacağını, bir mal ve hizmet karşılığı içermeyen faturalara itiraz edilmemesinin kabul edildiği anlamına gelmeyeceğini,
davacının faturalarında vade farkı ödeneceğine dair bir ibare bulunmadığını, davacının hangi bedeli esas alarak hangi oranda vade farkı uyguladığının denetime açık olmadığını, davacı tarafça tek sipariş formuna dayalı faturalar düzenlendiğini, faturalar karşılığında müvekkilince ödemeler yapıldığını, ancak davacının bu ödemeleri dikkate almadığını, davacının tüm ödemeleri inkarı halinde dahi alabileceği faiz miktarının talep edilen vade farkı tutarından düşük olduğunu, davacının.
28.01.2018, 21.02.2018, 28.02.2018 ve 30.04.2018 tarihli toplam 135.516,38 TL tutarlı vade farkı faturalarının müvekkili şirket kayıtlarına alınarak hakkaniyet ölçüsünde davacıya ödendiğini, davacı ile müvekkilinin vade farkı hususunda anlaşmalarının bu tutar ve koşullarda doğru olduğunu, ayrıca tarafların müvekkilinin davacıya iade faturası kesmesi konusunda anlaştığını, ancak davacının bu anlaşmayı hiçe sayarak takip başlattığını savunarak davanın reddi ile davacı aleyhine kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, davacı şirketin 25.12.2017 tarihinde davalı şirketle birleşen Dia Alt Yapı Yatırımları ve İnşaat A.Ş. ile aralarında demir alım satım işinden kaynaklı ticari ilişki bulunduğu, satılan ürünler nedeniyle kesilen faturaların zamanında ödenmediği iddiasıyla davacı tarafça vade farkı faturaları kesildiği, bu vade farkı faturalarının davalı defterlerine kaydedildiği ve davalı tarafça vergi dairesine verilen BA formlarında yer aldığı,
ayrıca kesilen vade farkı faturalarından 28.01.2018 tarihli 17.240,00 TL bedelli, 21.02.2018 tarihli 56.590,24 TL bedelli, 28.02.2018 tarihli 11.918,00 TL bedelli ve 30.04.2018 tarihli 49.767,68 TL bedelli faturaların davalı tarafça ödendiği, 23.03.2018 tarihli 53.100,00 TL bedelli, 18.05.2018 tarihli 46.994,68 TL bedelli, 18.06.2018 tarihli 53.418,60 TL bedelli, 18.07.2018 tarihli 60.257,88 TL bedelli, 18.08.2018 tarihli 78.000,36 TL bedelli ve 18.09.2018 tarihli 78.000,36 TL bedelli faturaların ödenmediği,
vade farkı faturalarından dolayı taraflar arasında 23.10.2018, 22.10.2018, 27.08.2018, 22.06.2018, 20.04.2018 ve 23.07.2018 tarihli mutabakat formlarının düzenlendiği ve formlarda davalının kaşesinin ve davalı temsilcisinin imzasının bulunduğu, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı kararına göre, "vade farkı istenebilmesi için taraflar arasında bu konuda yazılı bir sözleşme ya da teamül halini almış fiili bir uygulamanın mevcudiyetinin kanıtlanması..." gerektiği, davalı tarafça bir takım vade farkı faturalarının ödenmesi,
tüm vade farkı faturalarının davalı defterinde kayıtlı olması, tüm vade farkı faturalarının davalı tarafça ba formlarında bildirilmesi ve mutabakat formları birlikte değerlendirildiğinde taraflar arasında vade farkının ödenmesine ilişkin teamül bulunduğunu kabulü gerektiği, davacının vade farkı talep edebileceği, davalı tarafça davaya konu vade farkı faturalarının ödendiğinin ispatlanamadığı, bu nedenle davacının takipte haklı olduğu,
takipte faizin türü ve oranı belirtilmediğinden alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanması gerektiği, alacağın faturaya dayanması nedeniyle likit olduğu ve kabulle sonuçlanan kısım üzerinden davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi şartlarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 6 ncı maddesi gereği genel yetkili mahkemenin davalının yerleşim yeri mahkemesi olduğu, sözleşmeden kaynaklanan davalarda, mezkur Kanun'un 10 uncu maddesi uyarınca borcun ifa yeri mahkemesinin de yetkili olduğu,
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 89 uncu maddesinin birinci fıkrasına göre aksine bir anlaşma yoksa para borçlarının alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edileceği, somut olayda takip ve davanın konusu para alacağı olduğundan, davacı şirketin kendi yerleşim yeri olan İstanbul Anadolu Mahkemelerinin yetkili olduğu, davacı şirket tarafından, 25.12.2017 tarihinde davalı şirkete devir yoluyla birleşen Dia Alt Yapı Yat. ve İnş.
A.Ş.'ye demir satışı yapıldığı, satışı yapılan ürün bedellerinin zamanında ödenmediği iddiasıyla davacı tarafça davalıya hitaben vade farkı açıklamalı uyuşmazlık konusu 6 adet faturanın düzenlendiği, işbu faturaların tümünün davalı tarafça ticari defterlerine kaydedildiği ve yine davalı tarafça BA formlarıyla vergi dairesine bildirildiği,
vade farkı istenebilmesi için, taraflar arasında bu konuda yazılı bir sözleşme hükmü veya teamül halini almış fiili bir uygulamanın bulunması gerektiği, somut olayda taraflar arasında bu hususta akdedilen bir sözleşme bulunmadığı ancak davalı tarafça davacının 28.01.2018 tarihli 17.240,00 TL bedelli, 21.02.2018 tarihli 56.590,24 TL bedelli, 28.02.2018 tarihli 11.918,00 TL bedelli ve 30.04.2018 tarihli 49.767,68 TL bedelli faturalarının ihtilafsız olarak davacıya ödendiği, davalı tarafça, davacının uyuşmazlık tarihi öncesinde düzenlediği aynı nitelikteki vade farkı faturalarının ödenmiş olması,
taraflar arasında vade farkı ödeneceğine dair teamülün bulunduğunun kabulünü gerektirdiği, davacının tüm vade farkı faturalarının davalı tarafça benimsenerek ticari defterlerine kaydedilmiş olması ve davalı tarafça BA formları ile vergi dairesine beyan edilmiş olmasının da, davacının vade farkı alacağının varlığını doğruladığı, davalı tarafça sonradan 06.10.2018 tarihinde davacının vade farkı tutarınca iade faturası düzenlenmişse de, faturalara davacı tarafça süresinde itiraz edildiği,
ayrıca davacı faturaları benimsenerek ticari defterlere kaydedildikten sonra iade faturası düzenlenmesinin davalı lehine bir sonuç doğuramayacağı, davalı vekilince, taraflar arasındaki sözlü mutabakat doğrultusunda iade faturalarının düzenlendiği ileri sürülmüşse de, bu hususun ispatlanamadığı, bu nedenle taraflar arasındaki teamülün varlığı, davacının tüm faturalarının davalı defterlerinde kayıtlı oluşu ve davalı tarafça vergi dairesine beyan edilmesi birlikte dikkate alındığında davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği,
alacak faturaya dayalı olup likit olduğundan, itirazında haksız bulunan davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin de doğru olduğu, takip talebinde faiz oranı belirtilmediğinden, yasal faizi aşmamak üzere avans faizine hükmedilmesinin yerinde olduğu, hüküm tarihindeki tarife uyarınca davacı lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesinde de bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, icra takibine vaki itirazın iptali talebine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 10, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 7 nci maddesi.
3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 89 uncu maddesi.
3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/4520, K. 2024/6700, 23 Eylül 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama