KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2025/1671 E., 2025/6049 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 9 Ekim 2025
- Mahkemesi
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2022/1803 Esas, 2024/2046 Karar
- Hüküm
- Davanın kabulü
- İlk derece mahkemesi
- Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2021/312 E., 2022/166 K.
Karar Metni
928 kelime·5 dk okuma·7 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı gerçek kişilerin 2019/... sayılı "..." ibareli marka başvurusunda bulunduğunu, müvekkilince adına tescilli 2016/... sayılı "..." ibareli markaya dayalı olarak bu başvuruya itiraz edildiğini, Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından müvekkili itirazının kısmen kabulüne karar verildiğini ve 35. sınıf hizmetlerin başvuru kapsamından çıkarıldığını, bu karara müvekkili ve davalılar tarafından itiraz edildiğini, Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu'nun (YİDK) müvekkilinin itirazını reddederken davalıların itirazının kabulüyle başvuru kapsamından çıkarılan hizmetlerin başvuruya iadesine karar verdiğini,
oysa dava konusu başvuru ile müvekkili markası arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunduğunu, başvuruda yer verilen "..." ibaresinin tanımlayıcı olduğunu ve ayırt edicilik sağlamadığını, emsal yargı kararları da gözetildiğinde markaların karıştırılacağını, müvekkili markasının tanınmış olduğunu, bu nedenle de başvurunun reddinin gerektiğini, dava konusu başvurunun kötüniyetli olduğunu ileri sürerek YİDK'in 2021-M-6928 sayılı kararının iptaline, dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet marka arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını, davacının diğer iddialarının da yerinde olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Diğer davalılar vekili cevap dilekçesinde, taraf markalarında ortak olarak yer alan "..." kelimesinin ses, gürültü ve sağlam anlamlarına geldiğini, davacının da "..." ibaresini, gürültüyü engelleyen ses bariyeri sistemlerini ifade etmek amacıyla kullandığını, bu nedenle anılan ibarenin ayırt ediciliğinin zayıf olduğunu, taraf markalarında ortak olarak yer alan "..." kelimesinin ayırt ediciliğinin düşük olduğu gözetildiğinde, taraf markaları arasında ayırt edilemeyecek kadar benzerlik bulunmadığını, markaların karıştırılmayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının "..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait "..." ibareli tescilli markası arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle ve özellikle markanın bütünselliği ilkesi kapsamında görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı,
ortalama düzeydeki tüketici kesimi nezdinde başvuru konusu işaret ile davacının tescilli markası arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletme tarafından piyasaya sunulan markalı mallar / hizmetler algısının da oluşmayacağı, taraf marka işaretleri benzemediğinden 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6/1 hükmündeki koşulların bulunmadığı, aynı Kanun'un 6/5 hükmü şartlarının da oluşmadığı, dava konusu başvurunun kötüniyetli yapıldığı iddiasının kanıtlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu başvurunun "..." ibaresi ile "..." ibaresinin üzerinde konumlandırılmış bir şekil unsurundan oluştuğu, başvuruda yer verilen "..." ibaresinin tanımlayıcı nitelikte olduğu, ayırt edicilik katmadığı, yine şekil unsurunun da ayırt ediciliğe etkisi bakımından tali konumda bulunduğu, başvurunun esas unsurunun "..." ibaresi olduğu,
davacının itirazına mesnet markanın ise küçük standart karakterlerle yazılmış "..." ibaresinden oluştuğu, davacı markasında yer alan "..." kelimesinin Türkçeye "..." olarak geçmiş İngilizce bir kelime olup, "..." ibaresinin doğrudan bir sözlük anlamının bulunmadığı, bu haliyle davacı markasının asli unsurunun bir bütün olarak "..." ibaresi olduğu, taraf markalarının, "..." ibareli aynı kelime ile başladığı, tüketicilerin markaların ilk kısmına daha çok dikkat ettikleri, "..." ibaresinin, başvuru kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden tanımlayıcı ve tasviri bir işaret niteliği taşımadığı, dolayısıyla ayırt ediciliğinin bulunduğu,
dava konusu başvuruda farklı olarak yer verilen "..." ibaresinin ise ayırt ediciliğinin olmadığı, tali nitelikteki şekil unsurunun ayırt ediciliği sağlamaya elverişli bulunmadığı, tüketicilerin markaları her zaman yan yana görüp karşılaştırma imkanlarının olmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde, taraf markaları arasında SMK'nın 6/1 hükmü anlamında ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesi bulunduğu,
her ne kadar hükme esas alınan bilirkişi raporunda "..." ibaresinin ses anlamına geldiği ve yaygın olarak bilindiği açıklanmış ise de bu ibarenin, başvuru kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden tanımlayıcı ve tasviri bir niteliğinin olmadığı, anlamı itibariyle ayırt ediciliğinin çok yüksek olmadığı söylenebilir ise de asgari bir ayırt ediciliğinin bulunduğu, dava konusu başvuruda da bu ibarenin asli unsur olarak kullanıldığı ve başvuruya davacı markası karşısında yeterli ayırt ediciliğin sağlanmadığı anlaşıldığından, bilirkişi raporundaki değerlendirmeye iştirak edilmediği,
başvuru kapsamında yer alan tüm mal ve hizmetler yönünden emtia benzerliğine ilişkin koşulun gerçekleştiği, davacı markasının tanınmışlığı ve başvurunun kötüniyetli yapıldığı ispat edilemediğinden, bu yöndeki davacı iddialarının yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, davanın kabulü ile YİDK'in 2021-M-6928 sayılı kararının iptaline, dava konusu 2019/136240 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiş, karar, davalı Kurum ve diğer davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, marka ile ilgili Kurum kararının iptali istemine ilişkindir.
B.Değerlendirme ve Gerekçe
Davalı gerçek kişilerin "..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait "..." ibareli tescilli markası arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle ve özellikle markanın bütünselliği ilkesi kapsamında görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı,
ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu mallar/hizmetler için ayırdığı satın alma/faydalanma süresi içinde, davalıların "..." ibareli marka başvurusunu gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden davacının "..." ibareli tescilli markasından farklı bir marka olduğunu algılayabileceği, taraf marka işaretleri benzemediğinden SMK'nın 6/1 maddesindeki ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunmadığı nazara alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken aksi kanaat ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/1671, K. 2025/6049, 9 Ekim 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama