KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2025/1977 E., 2025/6889 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 20 Kasım 2025
- Mahkemesi
- Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2024/1194 Esas, 2025/94 Karar
- Hüküm
- Davanın usulden reddi
- İlk derece mahkemesi
- Gaziantep 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Sayısı
- 2024/86 E., 2024/351 K.
Karar Metni
907 kelime·5 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 08.01.2016 tarihinde inanç sözleşmesi adı altında imzalanan sözleşme gereğince müvekkilinin kendisine ait olan taşınmazı 1.250.000,00 USD karşılığında davalıya satmayı kabul ve taahhüt ettiğini, söz konusu arsaya konulacak haciz için 2.000.000,00 USD'lik bir bono düzenlendiğini ve davalıya inanç sözleşmesine ilişkin olarak işbu bonoyu teslim ettiğini, davalının ise müvekkiline işbu senetten dolayı herhangi bir hak ve alacağının olmadığını kabul ve taahhüt ettiğini, davalının sözleşme edimlerini yerine getirmeyerek müvekkili aleyhine işbu bonoya dayalı icra takibi başlattığını,
müvekkilinin icra takibinden dolayı davalıya herhangi bir borcu bulunmadığını ileri sürerek Gaziantep İcra Müdürlüğü'nün 2016/167883 E. sayılı dosyasında başlatılan icra takibinin tedbiren durdurulması ile birlikte müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde, taraflar arasındaki sözleşmeye konu bononun işbu davaya ve Gaziantep İcra Müdürlüğü'nün 2016/167883 E. sayılı dosyasına konu bono arasında bir bağ bulunmadığını, sözleşmeye konu senedin teminat senedi olduğunu, başlatılan icra takibine konu senedin ise taraflar arasında geçmişten bu yana süregelen, alım satım ve davacının ailesine ait sair icra dosyalarının kapatılması ve ticari ilişkiden kaynaklı alacak/borç ilişkisine ait başka senet olduğunu, taraflar arasında oldukça fazla ticari ilişki ve ödemeler bulunduğunu,
davaya konu sözleşmeye ilişkin olarak müvekkili tarafından davacıya teminat senedi verildiğini ancak davacı tarafından satış gerçekleştirilemediği için bu sözleşmenin feshedildiğni, icra dosyasının geldiği aşama dikkate alındığında davacının dava açmakta hukuki menfaatinin bulunmadığını savunarak davanın reddi istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davadan önce arabuluculuğa hiç başvurulmadığı, nitekim davacı tarafından dava dilekçesine arabuluculuğa ilişkin hiçbir belgenin eklenmediği, davacı tarafın 16.05.2024 tarihli duruşmada dava konusu uyuşmazlığa ilişkin olarak dava açılmadan önce arabuluculuk yoluna başvurulmadığına ilişkin beyanda bulunduğu gerekçesiyle dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı yanın istinaf başvurusu yönünden; ticari dava niteliğindeki menfi tespit davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmasının dava şartı olduğu, bu nedenle dava açıldıktan sonra arabulucuya başvurulması için 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 115. maddesine göre taraflara süre verilemeyeceği, dolayısıyla dava açılmadan önce arabulucuya gidilmemiş olmasının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 5/A maddesine göre dava şartı yokluğu anlamına geldiği,
Mahkemenin verdiği kararda usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı yanın istinaf başvurusu yönünden ise.
Mahkemece 30.01.2024 tarihli ara karar ile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 72. maddesine göre % 15 oranında teminat karşılığında icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verildiği, bu maddeye göre alacaklının ihtiyati tedbir kararı nedeniyle alacağını geç almış bulunmasından doğan zararının aynı davada belirlenmesinin zorunlu olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına,
davanın arabuluculuk dava şartı nedeniyle HMK'nın 114/II ve 115/II maddelerine göre usulden reddine, İİK'nın 72/IV maddesine göre takip tarihindeki karşılığı, 1 USD = 3,02 TL üzerinden hesaplanan takip miktarı 6.098.083,30 TL'nin % 20'si (1.219.616,66 TL) oranında tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, bonodan kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1.İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. İlk Derece Mahkemesince, ticari nitelikteki menfi tespit davalarında dava açılmadan önce arabuluculuk müessesesine başvurmanın dava şartı olduğu, ancak dava konusu uyuşmazlığa ilişkin olarak arabuluculuğa başvurulmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiş, kararın taraflarca istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince ise davalı yanın istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden hüküm kurarak davanın arabuluculuk dava şartı yokluğundan usulden reddi ile İİK'nın 72/4 maddesi uyarınca davacı yan aleyhine tazminatına hükmedilmiştir.
Ancak İİK'nın 72. maddesinde düzenlenen bu tazminatın davanın esası görüldükten sonra değerlendirilmesi gerekmekte olup, bu husus nazara alınmaksızın davanın usulden reddi ile birlikte tazminata hükmedilmiş olması bozmayı gerektirir.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/1977, K. 2025/6889, 20 Kasım 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama