Karar Özeti
12. Ceza Dairesi 2024/2706 E. , 2024/5121 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2015/248 E., 2016/157 K. SUÇ : Katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi ses alma cihazı ile kaydetme HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Sanık hakkında kurulan hükmün; O yer Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii t
Karar Detayı
12. Ceza Dairesi 2024/2706 E. , 2024/5121 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2015/248 E., 2016/157 K. SUÇ : Katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi ses alma cihazı ile kaydetme HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Sanık hakkında kurulan hükmün; O yer Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde, hükmolunan netice cezanın türü ve miktarı gözetilerek hükmün kesin nitelikte bulunduğunun tespiti ile O yer Cumhuriyet savcısının ve sanık müdafiinin temyiz isteklerinin reddine ilişkin Dairemizin 12.12.2018 tarihli ve 2018/3553 Esas, 2018/12027 Karar sayılı kararının (A) harfi ile gösterilen bölümünün, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.11.2023 tarihli ve 2019/12-340 Esas, 2023/561 Karar sayılı kararı ile kaldırılmasına karar verilmekle, hükmün esasının incelenmesi için tekrar Dairemize gönderilen dosya yeniden incelenerek, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Yerel Mahkemenin sanık hakkında katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi ses alma cihazı ile kaydetme suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 133/2, 62, 52/2-4 ve 54. maddeleri uyarınca 3.000,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına, hükmedilen adlî para cezasının 15 eşit taksitler halinde ödenmesine, suçun işlenmesinde kullanılan sanığa ait cep telefonunun müsaderesine ilişkin 03.03.2016 tarihli kararına yönelik O yer Cumhuriyet savcısının ve sanık müdafiinin temyiz istekleri üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık müdafiinin temyiz isteğinin reddine karar verilmesi görüşünü içeren 14.02.2017 tarihli Tebliğname ve Dairemizin 14.03.2018 tarihli tevdi kararı uyarınca düzenlenen O yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteğinin reddine karar verilmesi görüşünü içeren 10.04.2018 tarihli ek Tebliğname ile Dairemize gönderilen dava dosyasının incelenmesi sonucunda verilen O yer Cumhuriyet savcısının ve sanık müdafiinin temyiz isteklerinin reddine dair Dairemizin 12.12.2018 tarihli ve 2018/3553 Esas, 2018/12027 Karar sayılı kararının (A) harfi ile gösterilen bölümüne karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 15.03.2019 tarih ve KD - 2016/215095 sayı ile Yerel Mahkemece kamu görevlisi olan sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 133/2, 137/1-a, 62. maddeleri gereğince uygulama yapılması gerekirken nitelikli halin uygulanmamasının isabetsiz olması nedeniyle hükmün kesin nitelikte olmadığı kabul edilip, esası incelenerek, 5237 sayılı TCK'nın 137/1-a maddesinin uygulanmamasından dolayı sanık hakkında kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan kurulan hükmün bozulmasına karar verilmesi görüşüyle itiraz yoluna başvurulması üzerine 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesi uyarınca yapılan inceleme neticesinde, Dairemizin 17.04.2019 tarihli ve 2019/3552 Esas, 2019/5168 Karar sayılı kararı ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddi ile itirazı incelemek üzere dava dosyasının Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verilmiştir. 2. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.11.2023 tarihli ve 2019/12-340 Esas, 2023/561 Karar sayılı kararı ile "... Hükmolunan adli para cezası miktarı itibarıyla kesin nitelikte olan ve temyiz yeteneği bulunmayan Yerel Mahkeme hükmü, Cumhuriyet savcısının kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içerecek gerekçeye yönelik açık temyiz talebi nedeniyle temyiz edilebilirlik niteliği kazanmıştır. Bu nedenle Özel Dairece hükmün temyizen incelenebilir olduğu vurgulaması yerinde bir uygulamadır. Ancak hükmün temyizen incelenmesine geçildikten sonra usul ve kanuna uygun bulunması hâlinde onanması, hukuka aykırılık belirlenmesi hâlinde bozulması ya da CMUK'nın 322. maddesinde yazılı şartların bulunması durumunda ise düzeltilerek onanması, başka bir anlatımla esasa ilişkin bir karar verilmesi gerekirken, Cumhuriyet savcısının sanık hakkında TCK'nın 137/1-a madde, fıkra ve bendinin uygulanmamasına dair temyiz talebinin isabetli olmadığı ve bu nedenle hükmün kesin nitelikte olduğu gerekçesiyle temyiz talebinin CMUK'nın 317. maddesi uyarınca reddine karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır..." şeklindeki gerekçelerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulü ile Dairemizin O yer Cumhuriyet savcısının ve sanık müdafiinin temyiz isteklerinin reddine ilişkin kararının kaldırılmasına karar verilmiş, hükmün esasının incelenmesi için dosya tekrar Dairemize gönderilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ O yer Cumhuriyet savcısının temyiz sebepleri; söyleşinin kamu görevlisi tarafından kayda alındığı hususu göz önüne alınmadan yanılgıya düşülerek sanığa eksik ceza tayin edildiğine ve Yargıtay tarafından belirlenecek diğer nedenlerle de hükmün bozulması gerektiğine, sanık müdafiinin temyiz sebepleri; aşamalarda alınan savunmalara ve dosyada mevcut diğer delillere göre sanığa yüklenen suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden usûl ve kanuna aykırı şekilde mahkûmiyet kararı verildiğine, 5237 sayılı TCK'nın 54/3. maddesine ve hakkaniyete aykırı şekilde ses kaydı yapılan cep telefonunun müsaderesine karar verildiğine, re'sen gözetilecek nedenlerle de hükmün bozulması istemine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Yerel Mahkemece, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; Cumhuriyet savcısı olan katılan ... ve zabıt katibi olan sanık ...'ın yanı sıra adliyede görev yapan diğer kişilerin katılımıyla gerçekleşen 17.02.2015 tarihli toplantıda, sanık ...'ın, adliyenin düzeni ve işleyişi ile ilgili aleni olmayan söyleşiyi, önceden hazırlıklı ve planlı şekilde, diğer konuşanların rızası olmadan cep telefonu ile gizlice kaydettiği kabul edilerek, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 133/2. maddesindeki katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi ses alma cihazı ile kaydetme suçundan mahkûmiyet kararı verilmiştir. IV. GEREKÇE ve KARAR 5271 sayılı CMK'da olağanüstü bir kanun yolu olarak düzenlenmiş olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı üzerine yapılan incelemede, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca itirazın kabulü hâlinde, Yargıtay ilgili Ceza Dairesinin onama kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun karar tarihi arasında geçen sürenin, dava zamanaşımının hesaplanmasında göz önünde bulundurulmayacağı, ancak itirazın kabulü üzerine dosyanın derdest hâle gelmesi nedeniyle yargılamaya devam edildiğinde, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca itirazın kabulü tarihinden itibaren geçerli olmak üzere sürenin işlemeye devam edeceği ve dava zamanaşımının buna göre hesaplanması gerektiği yönündeki Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.10.2019 tarihli ve 2016/18-432 Esas, 2019/603 Karar sayılı, 21.06.2011 tarihli ve 2011/6-94 Esas, 2011/133 Karar sayılı kararları dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; sanığa yüklenen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan yargılama konusu eylem, 6352 sayılı Kanun'un 80. maddesi ile değişik 5237 sayılı TCK'nın 133. maddesinin 2. fıkrasında kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması başlığı altında altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile yaptırıma bağlanmış olup, cezanın türü ve üst sınırına göre anılan suçun asli dava zamanaşımı süresinin 5237 sayılı TCK’nın 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıl, kesintili dava zamanaşımı süresinin ise aynı Kanun'un 67/4. maddesi göz önünde bulundurulduğunda 12 yıl olduğu, 17.02.2015 tarihinde gerçekleştirildiği iddia olunan suçla ilgili olarak, dava zamanaşımını kesen son işlem sanık hakkında 03.03.2016 tarihinde verilen mahkûmiyet kararı olup, Dairemizce O yer Cumhuriyet savcısının ve sanık müdafiinin temyiz isteklerinin reddine karar verildiği 12.12.2018 tarihi ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edildiği 01.11.2023 tarihi arasında geçen süre dava zamanaşımının hesaplanmasında göz önünde bulundurulmayacağından, sanık hakkında mahkûmiyet kararı verildiği 03.03.2016 tarihinden itibaren 8 yıllık asli zamanaşımı süresinin temyiz inceleme tarihinde dolmadığı, ayrıca, kamu görevlisinin, kendisine verilen görev gereği sahip olduğu yetkinin dışına çıkıp, görevinin verdiği yetkiyi kötüye kullanması halinde 5237 sayılı TCK'nın 137/1-a maddesinin uygulanacağı ve yukarıda Olay ve Olgular başlığı altında ayrıntıları açıklanan olayda anılan maddenin uygulanma koşullarının bulunmadığı belirlenerek yapılan incelemede: Sanığa isnat edilen eylemin, 5237 sayılı TCK'nın 133. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi ses alma cihazı ile kaydetme suçuna ilişkin olduğu, katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi ses alma cihazı ile kaydetme suçu için temel ceza miktarının 6352 sayılı Kanun'un 80. maddesi ile değişik 5237 sayılı TCK'nın 133. maddesinin 2. fıkrasında “altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası” olarak belirlendiği; 5271 sayılı CMK'nın, 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile başlığı ile birlikte yeniden düzenlenmiş olan “Basit Yargılama Usulü” başlıklı 251. maddesinin 1. fıkrasında yer alan; “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki düzenlemeye, 7188 sayılı Kanun'un geçici 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan “01/01/2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme ile sınırlama getirilmiş ise de; Anayasa Mahkemesinin 19.08.2020 tarihli 31218 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25.06.2020 tarihli ve 2020/16 Esas, 2020/33 Karar sayılı ve 16.03.2021 tarihli 31425 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 14.01.2021 tarihli ve 2020/81 Esas, 2021/4 Karar sayılı iptal kararları ile “...kovuşturma evresine geçilmiş..., ...hükme bağlanmış...” ibarelerinin, aynı bentte yer alan “...basit yargılama usulü...” yönünden Anayasa'ya aykırı bulunarak iptaline karar verilmesi sebebiyle; Kovuşturma evresine geçilmiş veya hükme bağlanmış olan ve basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden 7188 sayılı Kanun'un 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan kesinleşmiş hükümler haricindeki düzenlemelerin iptal edildiği anlaşıldığından; Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp, Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişikliklerin ise derhâl uygulanması gerekmekle birlikte, basit yargılama usulü uygulanan olaylarda 5271 sayılı CMK'nın 251. maddesinin 3. fıkrasına göre; “mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararlarının neticeleri itibariyle maddi ceza hukukuna ilişkin olduğunun ve 5271 sayılı CMK'nın 251. maddesinin 3. fıkrasında yer alan düzenlemenin sanık lehine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, 5237 sayılı TCK'nın 7. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 251. maddesi hükümleri gözetilmek suretiyle sanık lehine olan uygulamanın belirlenerek yerine getirilmesi ve gereği için dosyanın, “Basit Yargılama Usulü” yönünden yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, Bozmayı gerektirmiş olup, açıklanan nedenle Taşköprü Asliye Ceza Mahkemesinin kararına yönelik O yer Cumhuriyet savcısının ve sanık müdafiinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden başkaca yönleri incelenmeyen hükmün, 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.10.2024 tarihinde karar verildi.