İçeriğe geç
AC
12. Ceza Dairesi Esas: 2024/2769 Karar: 2025/5703 Tarih: 2025

Yargıtay 12. Ceza Dairesi E.2024/2769 K.2025/5703

12. Ceza Dairesi 2024/2769 E. , 2025/5703 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2021/482 E., 2022/243 K. SUÇ : Taksirle öldürme HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanık hakkında verilen bozma ilamı üzerine kurulan hükmün; sanık müdafii, katılanlar vekili tarafından temyizi üzerine yapılan

Karar Özeti

12. Ceza Dairesi 2024/2769 E. , 2025/5703 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2021/482 E., 2022/243 K. SUÇ : Taksirle öldürme HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanık hakkında verilen bozma ilamı üzerine kurulan hükmün; sanık müdafii, katılanlar vekili tarafından temyizi üzerine yapılan

Karar Detayı

12. Ceza Dairesi 2024/2769 E. , 2025/5703 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2021/482 E., 2022/243 K. SUÇ : Taksirle öldürme HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanık hakkında verilen bozma ilamı üzerine kurulan hükmün; sanık müdafii, katılanlar vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesindeki temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1-İlk derece mahkemesince; sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 85/1, 62, 54 maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, müsadereye ilişkin hükmün sanık müdafii, mahalli Cumhuriyet savcısı, katılanlar vekili ve katılma talebi reddedilenler tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1.Ceza Dairesinin 27.01.2014 tarihli, 2013/1789 Esas ve 2014/270 Karar sayılı ilamı ile maktulün kardeşi ve annesi olduğu iddia edenlerin, maktulle aralarındaki biyolojik bağ araştırıldıktan sonra katılma hususunun değerlendirilmesi gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verilmiştir. 2-Yargıtay 1.Ceza Dairesince verilen bozma kararı üzerine yapılan yargılama sonucunda, ilk derece mahkemesince bozma ilamına direnilmesi yönündeki kararı ile mahkemece, yine sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 85/1, 62, 54 maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, müsadereye dair verilen hükmün sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1.Ceza Dairesince, 07.03.2017 tarihli, 2017/127 Esas ve 2017/679 Karar sayılı ilamı ile direnme kararı yerinde görülmeyerek, gönderildiği Yargıtay Ceza Genel Kurulunca, 27.03.2018 tarihli, 2017/1-225 Esas, 2018/129 Karar sayılı ilamı ile Daire kararı yerinde görülerek,maktulün kardeşi ve annesi olduğu iddia edenlerin, maktulle aralarındaki biyolojik bağ araştırıldıktan sonra katılma hususunun değerlendirilmesi gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verilmiş, bu kez bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında kasten öldürme suçundan suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 81/1, 21, 62, 53 maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair verilen karar, sanık müdafii, mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1.Ceza Dairesinin, 03.11.2021 tarihli, 2021/10404 Esas, 2021/13876 Karar sayılı ilamı ile sanığın basit taksir seviyesinde kalan eylemleriyle olaya sebebiyet verdiğinden bahisle bozulmasına karar verilmiştir. 3.Yargıtay 1.Ceza Dairesince verilen bozma kararı üzerine yapılan yargılama sonucunda, ilk derece mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 85/1, 62, 54 maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve müsadereye ilişkin hükmün, sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1.Ceza Dairesinin, 02.11.2022 tarihli, 2022/8826 Esas, 2022/8519 Karar sayılı kararı ile daire görevsizliğine ve dosyanın dairemize gönderilmesine karar verilmiş, dairemize gönderilen dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 25.05.2023 tarihli, 2022/9676 Esas, 2023/1842 Karar sayılı karar ile karşı görevsizlik kararı verilerek görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosya Yargıtay Ceza Dairesi Başkanlar Kuruluna gönderilmiş, Yargıtay Ceza Dairesi Başkanlar Kurulunun 02.04.2024 tarihli, 2023/Bşk-28 Esas, 2024/4 Karar sayılı kararıyla dosyanın temyiz incelemesinde görevli olduğundan bahisle dairemize gönderilmesine karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanması kararı verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılanlar vekilinin temyiz sebepleri, öncelikle olası kast hükümlerinin uygulanması gerektiğine bu hususun kabul görmemesi halinde bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması gerektiğine, eksik inceleme neticesinde karar verildiğine, ceza miktarına, sanık müdafinin temyiz sebepleri; ceza miktarına, eksik inceleme sonucu karar verildiğine, 5237 sayılı TCK'nın 25.maddesinin hükümlerine yer verilmemesinin hukuka aykırı olduğuna, kusur durumuna, katılma kararının hukuka uygun olmadığına ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Yerel Mahkemece, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; sanık ...'in polis memuru olarak İstanbul İli ... İlçesi'nde görev yaptığı, olay günü yanında tanıklar ... ve ... ile birlikte sivil olarak asayiş uygulamaları yaptıkları esnada yanında ... isimli şahıs olan maktulün şüpheli davranışlar sergilemesi üzerine, kimlik kontrolü akabinde üst araması yapıldığı, yapılan aramada daha sonra niteliği kokain olduğu anlaşılan uyuşturucu madde ele geçirildiği, bunun üzerine, ... isimli şahsın tanıklar ... ve ... tarafından, maktulün ise sanık ... tarafından yasal işlemler yapılmak üzere ... Asayiş Büro Amirliğine götürüldüğü, nezarethanenin tamiratta olması nedeniyle maktulün sanık tarafından avukat görüşme odasına alındığı, burada yapılan detaylı üst aramasında maktulün iç çamaşırına gizlenmiş vaziyette 13 parçaya bölünmüş olan kokain maddesi ele geçirildiği, tüm bu işlemler esnasında sanığın beylik tabancasının kemer ile vücudu arasında konulmuş, namlusuna mermi sürülü ve horoz emniyeti kapalı vaziyette bulunduğu, sanık ...'in maktule el kol hareketleriyle giyinmesini söyleyip tanık polis memuru ...'ı çağırmak için kapıya yöneldiği anda, tanık ... dışında tarafsız tanığı bulunmayan olayda sanığın aksi kanıtlanamayan savunmasına göre; maktulün sanığın beline davranarak silahını almaya yeltendiği, sanığın da silahına davranıp tuttuğu, maktulün namlu kısmından sanığın ise kabze kısmından tutarak silahı aralarında çekiştirdikleri ve sanığın sert bir şekilde çekmesiyle maktulün namluyu bırakmadığı ancak dizlerinin üzerine düştüğü, sanığın tekrardan silahını maktulden kurtarmak istediği sırada silahın ateş aldığı ve maktulün sol klavikula bölgesinden aldığı isabet nedeniyle iç organ harabiyeti ve iç kanama sonucu hayatını kaybettiği anlaşılan olayda; mahkemece, kusurlu hareketleriyle neticeye sebebiyet verdiği kabul edilen sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 85/1.maddesindeki taksirle öldürme suçundan mahkûmiyet kararı verilmiştir. IV. GEREKÇE ve KARAR Yukarıda mahkemenin kabulüne yer verilen olayda; Olay yeri inceleme ekibinin 1516 numaralı 20.08.2007 tarihli raporundan Asayiş Amirliği giriş kapısı önünden bir adet 9 mm mermi çekirdeği ele geçirildiği,avukat görüşme odası içerisinde bir adet 9 mm çapında boş kovan ele geçirildiği, Maktülün ameliyathaneye girerken üzerinde olan ve atış izlerinin bulunduğu tahmin edilen gömleğin bulunamadığı,bu nedenle şüpheliler hakkında yürütülen soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği ve kararın kesinleştiği, 23.08.2007 tarihli görev listesi suretlerinden sanığın 20.08.2007 tarihinden 21.08.2007 tarihine kadar 8667 kod numaralı ekipte ekip amir vekili olarak görevlendirildiğinin anlaşıldığı, Asayiş Büro Amirliğinin 14.09.2007 tarih ve 579 sayılı yazısından nezarethane bölümünün tadilat nedeniyle kullanılmadığı, sanığın suçta kullandığı silahın zimmetli silahı olduğunun bildirildiği, Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen 10.09.2007 ve 2007/48737 sayılı rapora göre; Maktülün kanında alkol(etanol ve metanol) bulunmadığı ve yine kan ve idrarda uyutucu, uyuşturucu madde izine rastlanılmadığı,Maktülün 1 adet ateşli silah mermi çekirdeğinin vücuduna isabet etmesi üzerine oluşan müstakilen öldürücü nitelikteki yaralanma neticesinde öldüğü, ateşli silah mermi çekirdeğinin sol klavıkula üstünden vücuda girdiği,iç organlara zarar verip sol lomber bölgeden vücudu terk ettiği,cilt, cilt altı bulgularına göre atışın bitişik atış mesafesi dışından yapıldığı,kesin atış mesafesinin tayin edilemediği, mesafenin tayini için kişinin üzerinde bulunan ve delik ihtiva eden giysilerinin teminin gerektiği,ayrıca sağ uyluk bölgesinde eski yaralanmaya ait saçma tanelerinin olduğunun tespit edildiği, Kriminal Polis Laboratuar Dairesi Başkanlığının 29.08.2007 gün ve 2007/7803 sayılı raporunda sanık ile maktülün el swap numuneleri üzerinde atış artıklarına rastlanılmadığının bildirildiği, Kriminal Polis Laboratuar Dairesi Başkanlığının 22.08.2007 gün ve 2007/12732 sayılı raporuyla ... marka 3910E seri numaralı şüpheliye ait tabanca ile olay yerinde elde edilen bir adet mermi çekirdeği ile bir adet boş kovanın söz konusu silah ile atılmış olduklarının ve silahın ateş etmesine mani mekanik herhangi bir arızasının bulunmadığı hususuna yer verildiği, Adli tıp kurumu başkanlığı 1.ihtisas dairesi başkanlığının 03.11.2018 tarihli yazısında mermi çekirdeği giriş yarası yeri trajesi ve çıkış yarası ile sanığın olay hakkındaki ifadeleri ve fizik ihtisas dairesinin raporuna göre ölenin diz çökmüş sanığın ise ayakta iken çekiştirme sırasında tetiğe 3,5 kg.lık basınç uygulaması ile kişinin bu şekilde yaralanmasının mümkün bulunduğu gibi kişinin aynı pozisyonda direk atış ilede yaralanmasının mümkün bulunup aralarında tıbben ayırım yapılamayacağının belirtildiği anlaşılmıştır. Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından, doğrudan kast, olası kast, taksir ve bilinçli taksire değinilerek, birbirlerinden ayırt edici ölçütlerin ortaya konulması gerekmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 21.02.2024 tarih, 2019/12-382 Esas, 2024/77 Karar, 2015/119975 İtirazname numaralı kararında bildirdiği üzere; TCK'nın "Kast" başlıklı 21. maddesi; "(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. (2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir." şeklinde düzenlenerek, maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast, ikinci fıkrasının birinci cümlesinde de olası kast tanımlanmıştır. Olası kastın tanımlandığı TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasının gerekçesinde; "...Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Mevzuatımıza giren yeni bir kavram olan olası kastla ilgili uygulamadan bazı örnekler vermek yararlı olacaktır. Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir. Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silâhıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silâhıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir. Verilen bu örneklerde kişinin olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekir." şeklinde açıklamalara yer verilmiş ve olası kasta ilişkin örnek olaylar gösterilmiştir. Buna göre, doğrudan kast; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kast söz konusu olacaktır. Olası kast ile doğrudan kast arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir. Olası kastı doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve olursa olsun düşüncesi ile göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kasta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir. TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde kanunda tanımlanmış haksızlık olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hâllerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. TCK'nın 22/2. maddesinde taksir; "Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir." şeklinde tanımlanmıştır. Taksirli suçlarda, gerek icrai, gerekse ihmâli hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir. Sonucun gerçekleşmesinde mağdurun taksirli davranışının da etkisinin olması hâlinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum, failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. TCK'da kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir. TCK'da taksir; basit ve bilinçli taksir olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuş, 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir; "Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi." şeklinde tanımlanmış, bu hâlde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür. Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırt edici ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü hâlde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hâli, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hâli ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür. TCK'nın 21. maddesinin ikinci fıkrasında; "Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi." şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı Kanun'un 22. maddesinin üçüncü fıkrasında; "Kişinin, öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır." biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği kabullenme ölçüsünü aynı maddenin gerekçesinde; "Olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir." şeklinde açıklamak suretiyle olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur. Olası kastla bilinçli taksiri ayırt etme konusunda doktrinde "Her ikisi arasındaki ayrımı belirlemek bakımından Frank formülü uygulanmalıdır. Buna göre eğer ‘öyle veya böyle fail her hâlde hareketi gerçekleştirirdi’ diyebiliyorsak olası kast; ‘neticenin gerçekleşeceğini bilseydi hareketi gerçekleştirmeyecekti’ diyebiliyorsak bilinçli taksirden söz edilir...Her ikisi arasında bir ayrım yapılabilmesi için her somut olay bakımından failin ayrıca neticeyi göze almış, kabullenmiş sayılıp sayılamayacağı yönünde bir değerlendirme yapılması zorunlu görünmektedir." şeklinde görüşler mevcuttur (Bahri Öztürk-Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, Seçkin Akademik ve Mesleki Yayınlar, 17. Baskı, Ankara 2017, s. 303-304). Öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, failin neticeyi istememekle beraber neticenin meydana gelmesinin muhtemel olduğunu bilmesine rağmen duruma kayıtsız kalarak hareketini sürdürmek suretiyle muhtemel neticeyi kabullenmesi durumunda olası kast, failin neticeyi öngörmesine rağmen becerisine, şansına, tecrübesine ya da başka bir etkene güvenip neticenin meydana gelmeyeceğine inanarak gerektiğinde muhtemel neticenin gerçekleşmemesi için gerekli önlemleri de almak suretiyle hareketini sürdürmesi hâlinde ise bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Tüm dosya kapsamından, olay öncesi birbirini tanımayan Nijerya uyruklu maktul ... ile polis memuru sanık ... arasında öldürmeyi gerektirecek bir husumetlerinin olmadığı gibi, maktulün yakalanmasıyla asayiş büro amirliğine götürülüp ölüm olayını gerçekleştiği aralıkta da sanık ile maktul arasında öldürmeyi gerektirecek derecede husumete neden olacak bir olayın yaşandığına dair bir delilin de yer almadığı, maktulün cesedi üzerinde yapılan otopsi ve ölü muayeneye ilişkin tutanaklardan anlaşılacağı üzere kötü muameleye maruz kaldığına dair bir tespitin yapılmadığı, atış mesafesinin tayinine ilişkin delil niteliği taşıyan maktulün gömleğinin kasten yok edildiğine dair her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı delilin bulunmadığı anlaşılmıştır. Olayın oluşuna ilişkin sanığın, tanık ... tarafından da doğrulanan ve aksi ispatlanamayan savunmasına itibar edilmesinin gerektiği ve buna göre, nezarethanesi tamiratta olan karakolun avukat görüşme odasının şüphelilerin gözetim altında tutulduğu yer olarak kullanılması nedeniyle nezarethane olarak kullanıldığı hususu göz önüne alındığında; silah kullanma ve bulundurma konusunda tecrübeli olan 12 yıllık polis memuru sanık ...'in, Polisin Merasim ve Topluluklardaki Rolüne ve Polis Karakolları Teşkilatlanmasına dair talimatnamenin 215. maddesine göre polisin silah bulundurma kaidesinin istisnası olan nezarethaneye, mermi sürülü durumda bulunan silahın emniyeti konusunda gerekli tedbirleri almadan, uyuşturucu madde bulundurmaktan şüpheli olan maktulün tek başına bulunduğu odaya girdiği, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak maktule arkasını döndüğü ve kemer ile vücudu arasında bulunan beylik tabancasını almaya çalışmasına engel olamayarak neticeye sebebiyet verdiği olayda, sanığın ölüm neticesini öngördüğünde kuşku bulunmamaktadır. Bu noktada sanığa yüklenen suçun nitelendirilebilmesi bakımından sanığın ölüm neticesini kabullenerek mi yoksa öngördüğü neticenin beceri, şans, tecrübe ya da başka bir etkene güvenip meydana gelmeyeceğine inanarak mı hareket ettiği ortaya konulmalıdır. Sanığın 12 yıllık mesleki tecrübesine güvenerek, baş başa kaldığı uyuşturucu madde bulundurmaktan şüpheli olan maktulün tehlikeli bir durum yaratması durumunda kendisi ile başa çıkabileceğine inanmak suretiyle öncesinde de yaşanan başka olaylar sebebiyle çeşitli talimatnamelerde nezarethane büro görevlileri, görevleri esnasında üzerlerinde silah taşımazlar şeklindeki belirlenen hükme rağmen silah bulundurması yasak nezarethaneye mermi sürülü durumda bulunan silahın emniyeti konusunda gerekli tedbirleri almadan girdiği, maktule arkasını döndüğü ve maktulün, sanığın kemeri ile vücudu arasında bulunan beylik tabancasını almaya çalışırken çıkan çekişme neticesinde ölümüyle sonuçlanan olayda, ölüm neticesinin meydana gelmeyeceğine güvenerek hareket ettiğinden, bu eyleminin olası kastla öldürme suçunu oluşturmadığı, ancak öngörmekle birlikte istemediği ölüm hadisesine sebebiyet verdiği için eyleminin bilinçli taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu oluşturduğu sabit görülmekle, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 22.maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan hükümlerin uygulanması gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde eksik ceza tayini yapılması, Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenlerle İstanbul 21.Ağır Ceza Mahkemesinin kararına yönelik sanık müdafiinin ve katılanlar vekilinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.06.2025 tarihinde karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla