İçeriğe geç
AC
12. Ceza Dairesi Esas: 2025/352 Karar: 2025/5535 Tarih: 2025

Yargıtay 12. Ceza Dairesi E.2025/352 K.2025/5535

12. Ceza Dairesi 2025/352 E. , 2025/5535 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/3008 E., 2024/3654 K. SUÇ : Kişilerin huzur ve sükununu bozma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun

Karar Özeti

12. Ceza Dairesi 2025/352 E. , 2025/5535 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/3008 E., 2024/3654 K. SUÇ : Kişilerin huzur ve sükununu bozma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun

Karar Detayı

12. Ceza Dairesi 2025/352 E. , 2025/5535 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/3008 E., 2024/3654 K. SUÇ : Kişilerin huzur ve sükununu bozma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 59/5. maddesi (Ek fıkra: 11/7/2020-7249/10) uyarınca "Avukatların, avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden ... veya görev sırasında işledikleri suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları hakkında 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286 ncı maddesinin ikinci fıkrası uygulanmaz." hükmü gereği kararın temyiz edilebilir nitelikte olduğu değerlendirilerek yapılan incelemede; İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; sanık müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (5271 sayılı Kanun) 298/1. maddesindeki temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü: Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, hükmedilen cezaların on yıl hapis cezasından aşağı olması nedeniyle 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 299/1. maddesi gereği takdiren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 123/1, 62/1, 51/1-a, 52 ve 53. maddeleri gereğince 1.500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiş, kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince hak yoksunluklarına ilişkin fıkranın hükümden çıkarılması suretiyle düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması kararı verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafiinin temyiz istemi, istinaf mahkemesi kararının gerekçe içermediğine, kanuna aykırı biçimde mirasçıların katılan olarak kabul edildiğine, uzlaştırmaya ilişkin usuli işlemlerin gereği gibi yürütülmediğine, suçun unsurlarının oluşmadığına, sanığın suçun faili olmadığına, eksik inceleme ile karar verildiğine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İlk Derece Mahkemesince, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; katılanın borcunun bulunduğundan bahisle alacaklı vekili sıfatıyla avukat olan sanığın sorumluluğunda olan avukatlık bürosu tarafından katılanın ve yakınlarının cep telefonu numaralarına borcun ödenmemesi durumda haciz işlemi başlatılacağına dair 10.11.2016 ile 25.08.2017 tarihleri arasında 9 adet mesaj gönderildiğinin cep telefonu ekran görüntüleri ile sabit olduğu gerekçesiyle sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanunun 123/1. maddesinde düzenlenen kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunu oluşturduğundan mahkumiyetine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince sanık hakkında sonuç ceza olarak adli para cezasına hükmedildiğinden, 5227 sayılı Kanun 53. maddesindeki hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olan hak yoksunluklarının uygulanamayacağı gerekçesi ile ilgili fıkranın hükümden çıkarılmak suretiyle düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine kararı verilmiştir. IV. GEREKÇE VE KARAR Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu ile korunan hukuki yarar kişi özgürlüğünün korunması, bireyin, psikolojik ve ruhsal bakımdan rahatsız edilmemesi ile yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürmesi olarak tanımlanmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için, kanun metninde yazılı bulunan telefon etme, gürültü yapma ya da aynı maksatla, hukuka aykırı bir davranışta bulunulması eylemlerinin bir kez yapılmasının yeterli olmadığı, eylemin ısrarla tekrarlanması, süreklilik arz etmesi ve sırf kişilerin huzur ve sükunun bozma saiki ile işlenmesi gerekmektedir. Somut olayda, sanığın avukatlık bürosundan katılanın kullanmış olduğu cep telefonuna 10.11.2016 ile 25.08.2017 tarihleri arasında 9 adet mesaj gönderildiğinin katılanın cep telefonundan alınan ekran görüntüleri ile sabit olduğu, ancak eylemin uzun bir zaman diliminde gerçekleştiği, bu haliyle eylemin katılana rahatsızlık vermek saikiyle gerçekleştirildiğinden söz edilemeyeceği, süreklilik arz edecek nitelikte olduğuna dair dosya kapsamında delil bulunmadığı, 5271 sayılı Kanunun 225/1. maddesinde düzenlenen "Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir." hükmü nazara alındığında, sanığın eyleminin kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu yönünden suç boyutuna ulaşan eylemin gerekçeli kararda açık ve net olarak ortaya konmadan yazılı şekilde bu suçtan mahkumiyetine karar verilmesi, Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanunun 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kaunun 304/2-b maddesi uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.06.2025 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY: Avukat olan sanık hakkında Ankara 18. İcra Müdürlüğünün 2016/20281 sayılı dosyası üzerinden yürüttüğü icra takibi ile ilgili olarak alacağın maaş haczi yoluyla tahsil edildiğini bildiği halde belirsiz tarihlerde hukuk bürosu personeline müştekiyi birden çok kez telefonla aratarak “parayı yerken kullanırken iyiydi, ödemek mi zoruna gidiyor, evinize haciz işlemi başlatılmıştır” şeklinde sözler söyleyip, 10/11/2016 – 25/08/2017 tarihleri arasında şikayetçiye ve borçla ilgisi bulunmayan yakınlarının cep telefonlarına “… adresinizde polis nezaretinde haciz işlemi uygulanacaktır” şeklinde ifadeler içeren 9 adet mesaj ve “İcra İhbarnamesi” başlıklı belge göndererek psikolojik baskı kurmak suretiyle kişilerin huzur ve sükununu bozmak suçunu işlediği iddiasıyla soruşturma başlatılmış ve usulünce kamu davası açılmıştır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; “sanığın Ankara Barosuna kayıtlı avukat olarak görev yaptığı ve İşbankası A.Ş.’nin vekili olduğu, müştekinin bankaya borcu nedeniyle vekil sıfatıyla 3424 TL miktar üzerinden Ankara 18. İcra Müdürlüğünün 2016/20281 nolu dosyası üzerinden icra takibinin bizzat sanık avukat tarafından başlatıldığı, ödeme emrinin 07.11.2016 günü usulünce tebliğ edildiği, bu aşamadan sonra İcra ve iflas kanunu hükümleri gereğince belli aşamalarda işlem başlatılması ve işlemin takibi görev ve yükümlülüğü dışına çıkıp Avukatlık Kanununun kendisine tanıdığı hak ve yetkilerin sınırını aşan sanığın emir ve talimatları ile büro personelince 2016 yılı Kasım ve Aralık aylarında müşteki ve müştekinin yakınları telefon hatlarına birden fazla kez kısa mesajların gönderilmesini sağladığı, söz konusu mesajlarda özetle; borcun ödenmemesi halinde araç, maaş, tapu kayıtlarına haciz konulacağı, yeni tespit edilen adreste polis ve çilingir marifeti ile haciz işleminin gerçekleştirileceği gibi uyarıları içerdiği, söz konusu mesajların tümünün başlatılan icra takibine ait ödeme emrinin tebliğinden sonraki çok yakın günlere rastladığı, mesajların tümünün TCK 123. maddede düzenlenen suçun unsurlarını oluşturan huzur ve sükunu bozar nitelikte olduğu, mesaj gönderme fiilinin suç işleme kastı ile ısrarla tekrar edildiği, bununla da yetinmeyen sanık avukatın bizzat müştekinin beyanına göre maaşına haciz konulduğunu belirtmesine rağmen “... Hukuk Bürosu” antetli, karekodlu müştekiyi muhatap alan “icra ihbarnamesi” başlıklı resmi bir makamdan sadır olmuş izlenimi yaratan belgeyi müştekiye gönderdiği, bu belge içeriğinin SMS mesaj içerikleri ile aynı kapsamda olduğu ayrıca icra takibine başladığı da belirtilerek borcun ödenmemesi durumunda müşteki yada işverenleri hakkında suç duyurusunda bulunulacağının bildirildiği, hapis cezası ile tehdit edildiği, icra takibinin başlatılmış olması sebebiyle bu belgenin avukatlık kanununda avukata tanınan uzlaşmaya davet kurumu kapsamı dışında olduğu, kaldı ki henüz icra takibine başlanmadan önce müştekinin borcu nedeniyle İş Bankası A.Ş tarafından 11.10.2016 tarihli belge ile gerekli ihtaratın yapıldığı, sonuç olarak sanığın suç işleme kastı ile hareket ederek avukatlık kanununun kendisine tanıdığı hak ve yetkilerde sınırı aşıp huzur ve sükunu bozacak şekilde ısrarla borcun ödenmesi konusunda müşteki ve yakın çevresinin kullandığı telefon hatlarına SMS mesajları göndermek yada emir ve talimatları ile çalışanlarının göndermesini sağlayarak ve telefonla aratarak, üzerine atılı suçu işlediği dosya kapsamı ile sabit olduğu” gerekçesiyle mahkumiyet yönünde hüküm kurulmuş, istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir. Dairemizin sayın çoğunluğu tarafından eylemin katılana rahatsızlık vermek saikiyle gerçekleştirildiğinden söz edilemeyeceği, süreklilik arz edecek nitelikte olduğuna dair dosya kapsamında delil bulunmadığı değerlendirilmesiyle mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiştir. İddianamede olayın anlatılış şekli, ilk derece mahkemesinin gerekçesinde değinilen hususlar ve bütün dosya kapsamı nazara alındığında; avukat olan sanığınvekkili olduğu kurum alacağı için borçlu müşteki aleyhine icra takibine başlandığı ve müşteki tarafından süresi içerisinde mal beyanında bulunulduğu, çalıştığı yerin adresinin ve maaş miktarı belirtilerek usulünce tahsilat yapılmasının istendiği, maaşından yasal oranda kesinti yapılmak suretiyle takibe konu alacağın tahsiline başlanmış olmasına rağmen gerçekte alınmış bir haciz kararı bulunmadığı halde müştekinin telefon numarasına çilingirle polis nezaretinde haciz işlemi yapılacağı yönünde birden fazla mesaj gönderildiği, ayrıca telefonla arama yaptırdığı, bunun yanında hiçbir hukuki dayanağı olmadığı halde “icra ihbarnamesi” başlıklı belge göndermek suretiyle TCK’nın 123/1 maddesinde yaptırıma bağlanan kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunu işlediği sabit olduğundan sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılmamaktayım.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla