Dava, üzerine inşaat yapılan 195 ada 9 parsel sayılı taşınmazdaki 5, 6, 8, 9 ve 10 numaralı bağımsız bölümlerin tescili istemine ilişkindir.
Davalılar davacıların ayrı ayrı dayandığı sözleşmelerin sadece davalılardan ... ile yapıldığını, esasen bu sözleşmelerin geçersiz olduğunu, kaldı ki, yapının projesine uygun bitirilmediğini, tadilat projesi ile yapılacak ilave katın da yapılmadığını davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davalıların kayden malik oldukları 9 parsel üzerine yapılan yapının 4 numaralı bölümünü davacı ... , 5 numaralı bölümünün ..., 7 numaralı bölümün ..., 8 numaralı bölümün ... ve 9 numaralı bağımsız bölümün de davacı ...'ye aidiyetinin tespitine karar verilmiş, hükmü davalılar temyiz etmiştir.
Türk Medeni Kanununun 706 ve Borçlar Kanununun 213. maddeleri hükmünce tapuda mülkiyet devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması resmi şekilde düzenlenmiş bulunmalarına bağlıdır. Gerçekten, davacılardan Mustafa'nın dayandığı 24.10.2000, ...'in dayandığı 01.02.2001, ...'ın dayandığı 02.06.2001 günlü sözleşmeler ile davacılardan ...'in dayandığı olan 04.09.2000 ve ...'ın dayandığı 15.05.2000 günlü sözleşmeler adi yazılıdır. Bu sözleşmelerin tümüne bakıldığında, davalılardan ...'nun yüklenici ve satıcı sıfatıyla hareket ederek dava konusu
bağımsız bölümleri davacılara ayrı ayrı sattığı anlaşılmaktadır. Burada öncelikle Mevlüt tarafından yapılan satış işleminin davacılar yararına hukuki sonuç meydana getirip getirmeyeceği yönü üzerinde durulması gerekir. 30.09.1988 ve 2/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında vurgulandığı üzere, tapuda kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetini devir borcu doğuran ve ancak yasanın öngördüğü biçim koşullarına uygun olarak yapılmadığından,
geçersiz bulunan sözleşmeye dayanılarak açılan bir cebri tescil davası kural olarak kabul edilmezse de, bununla beraber Kat Mülkiyeti Kanununa tabi olmak üzere yapımına başlanılan taşınmazdan bağımsız bölüm satımına ilişkin geçerli bir sözleşme olmadan tarafların bağımsız bölüm satımında anlaşarak alıcının tüm borçlarını eda etmesi ve satıcının da bağımsız bölümü teslim ederek alıcının onu malik gibi kullanmasına rağmen satıcının tapuda mülkiyetin devrine yanaşmaması halinde olayın özelliğine göre Medeni Kanununun 2. maddesi hükmünece satışın geçersizliğini savunmak iyi niyet kuralları ile bağdaşmayacağından,
tescil davasının kabulü olanaklıdır.
Eldeki uyuşmazlıkta yüklenici sıfatıyla hareket eden ve aynı zamanda taşınmazda pay maliki olan davalılardan ...'nun yarattığı güven duygusuyla davacılarla sözleşme yaparak dava konusu bağımsız bölümleri onlara sattığı, taşınmazı geçersiz sözleşme ile satın alan davacıların bağımsız bölümleri teslim alarak malik gibi kullanmaya başladıkları, diğer davalılar ve kayıt malikleri ... ve ...'in cevaben gönderdikleri 24.01.2003 tarihli ihtirnamelerinde davalı Mevlüt'ün yaptığı işlemlere icazet vererek yapıdaki bağımsız bölüm tapularını davacılara aktarma vaadinde bulunduğu ve bu şekilde satış işlemlerine iştirak ettikleri tüm dosya kapsamıyla sabittir. Diğer yandan, mülkiyetin tespiti biçiminde oluşturulan hüküm davacılarca temyiz edilmiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davalıların bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun hükmün ONANMASINA, 500.00 YTL duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacılara verilmesine, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, 18.01.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.