KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2007/1920 E., 2007/6777 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Haziran 2007
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
966 kelime·5 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 25.03.2002 gününde verilen dilekçe ile kişisel hakka dayalı elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine bozma ilamına da uyularak yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne dair verilen 01.05.2006 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 29.05.2007 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili Av. ... geldi. Karşı taraf ve vekili gelmedi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava kira sözleşmesi ile zilyetliğine terk edilen yere elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir. Davacı, kiraladığı yerle ilgili işleri yürütmesi için kardeşi ...’e vekaletname vererek askere gittiğini, kardeşinin şirket kurarak kiraladığı fırını kendi adına diğer davalılar ile birlikte kullandığını ileri sürerek, kiralanan yere davalıların haksız elatmasının önlenmesini talep etmiştir. Davalılar, davacının dayandığı kira sözleşmesinin feshedildiğini, daha sonra kendileri ile kira sözleşmesi yapıldığını savunmuşlardır.
Mahkemece, davacının kira sözleşmesine dayanarak kiraladığı yerde zilyetliğinin sağlanmasını kiralayandan isteyebileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacının temyizi üzerine karar Dairemizce, “…Dosya içerisinde bulunan kira sözleşmelerine göre, davacının 1.10.2001 tarihinde, davalı ... Unlu Mamüller İmalat San.Tic.Ltd.Şti.nin ise 10.10.2001 tarihinde dava konusu fırını kiraladıkları sabittir.
Davacının kira sözleşmesi önceki tarihli olup, teslime ilişkin sözleşmede özel hüküm de bulunmadığından sözleşmenin başlangıç tarihine göre fırının davacıya teslim edildiğinin kabulü gerekir. Kiralayanın kira konusu fırın üzerindeki zilyetlik ilişkisi kesilmiş olup, ilk kiracı ile yapılan sözleşme fesih edilmediği sürece geçerliliğini koruduğundan, sonradan bir başka kişi ile yapılan kira sözleşmesini geçerli kabul etme olanağı yoktur.
Mahkemece, ilk yapılan kira sözleşmesine üstünlük tanınarak delillerin bu çerçevede değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerekirken, kiralayanın kira konusu taşınmazı davacıya teslim ettiği gözetilmeden yazılı gerekçelerle davanın reddi doğru görülmemiştir." şeklindeki gerekçelerle bozulmuştur. Bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilmiş, bu kez hükmü davalılar temyiz etmiştir.
Dava konusu fırının kullanımı için davacı ve davalı ... Unlu Mamüller İmalat San.Tic.Ltd.Şti ile düzenlenmiş iki ayrı kira sözleşmesi bulunmaktadır. Davalı yan davacı ile yapılan kira sözleşmesinin feshinden sonra kendileri ile kira sözleşmesi düzenlendiğini iddia etmişlerdir.
Gerçektende dosya içerisinde bulunan vekaletname ve fesih sözleşmesine göre davacı davalılardan kardeşi ...’e verdiği vekaletnameye dayanarak ...’in kiralayan ile düzenlediği “fesih sözleşmesi” kira sözleşmesinin fehedildiği anlaşılmaktadır. Ancak bu belgelerin Dairemizce ilk temyiz denetimi sırasında incelenmediği anlaşılmıştır.
Bu durumda dosyada bulunan kanıtlardan bir kısmının gözden kaçırılması sonucu verilen bozma kararının davacı yan yararına usulü kazanılmış hak oluşturup oluşturmadığı hususunun irdelenmesi gerekmektedir.
Bilindiği gibi, usulü kazanılmış hak, mahkemenin veya tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri yararına diğerinin ise aleyhine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hak olarak tanımlanır. H.U.M.K.nun da düzenlenmemiş olmamakla birlikte uygulama ve İçtihadı Birleştirme Kararlarıyla ( 4.2.1959 gün ve 13/5 sayılı İ.B.K, 9.5.1960 gün ve 21/9 sayılı İ.B.K.) yargılama hukukundaki yerini almıştır.
Yargıtay bozma ilamına uyulmakla hüküm yararına bozulan kişi açısından da usulü kazanılmış hak doğar. Ancak, usulü kazanılmış hakkın istisnaları vardır ve bunlardan birisi de “maddi hata”dır. Yargıtay uygulamalarında maddi hata kavramı, dar anlamda kullanılmamaktadır. Bir savunmanın veya delilin gözden kaçmış olması veya kararın esasına etkili bir konunun araştırılmamış olması da maddi hata kavramı içinde düşünülmektedir.
Ve böyle bir hata ile malul bozma ve onama kararlarının taraflar için kazanılmış hak oluşturmadığı da yine Yargıtay uygulamalarında kabul edilmektedir.
Görülüyor ki, temyiz incelemesi sırasında gözden kaçan ve davanın esasına etkili kanıtlara dayalı olarak verilen karar, tarafların leh veya aleyhine usulü kazanılmış hak oluşturmamaktadır. O halde davacı tarafından verilen vekaletname ve bu vekaletnameye dayanılarak düzenlenen fesih sözleşmensin hüküm ve sonuçları değerlendirilmelidir.
Borçlar Kanunu’nun 386/1 de tanımlanan vekalet, öyle bir sözleşmedir ki, vekile müvekkili yararına ve iradesine uygun bir sonuca yönelen bir iş görmeyi zaman kaybına tabi olmaksızın ve nisbeten bağımsız olarak yapma borcunu, sonucun elde edilememesi riski vekile ait olmamak üzere yükler. (Haluk Tandoğan, Özel Borç İlişkileri II, ... 1987 s. 356)
Vekalet sözleşmesi büyük ölçüde vekil ile vekil edenin karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu da bu güven unsurundan kaynaklanır. Borçlar Yasasının 390/2. maddesinde belirtildiği gibi vekil müvekkiline karşı vekaleti iyi bir surette ifa ile mükelleftir. Vekil, vekil edenin yararına ve onun iradesine uygun olarak hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekaletin nasıl yerine getirileceği yönünde sözleşmede açık bir hüküm bulunmasa veya işlem dış temsil yetkisinin sınırları içersinde kalsa bile vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. (13.HD. 3.10.1995, 1995/6697, 8386 1.HD. 12.03.2002, 2002/1636-3384, 1.HD.16.6.2004. 2004/6893-7338).
Davacıda davalılardan ...’e 14.2.2001 tarihinde vekaletname vermiş, vekaletnamede “işyeri açma ve işletme yetkileri”ni düzenlediği bölümde adına her türlü yazılı ve sözlü anlaşmalar yapması için ...’i yetkili kılmıştır. ...’de davacının daha önce kira sözleşmesi düzenlediği ... ... ile bu vekaletnameye dayanarak 10.10.2001 tarihinde 1.5.2001 tarihli kira sözleşmesini fesh etmiştir. Burada da karşımıza vekilin kiraya veren ile yaptığı bu işlemin vekaletname kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği sorunu çıkmaktadır.
Borçlar Kanununun 1.maddesine göre, sözleşme “iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun surette rızalarını beyan etmeleridir.” Görülüyor ki; bir sözleşmeden bahsedebilmek için öncelikle iki tarafın bulunması gerekir. Zira, sözleşme ile kişiler arasında hukuki bağ kurulur, değiştirilebilir veya ortadan kaldırılabilir. Borç ilişkisini sona erdiren sözleşmeler arasında sayılan fesih sözleşmesi de Borçlar Kanununun 1.maddesi anlamında bir sözleşmedir.
Evvelki hukukumuzda “ikale” adı verilen ve bu daha çok satım ve kira sözleşmelerinde uygulanan fesih sözleşmesi ile önceki hukuki işlemin hiç yapılmamış olması halindeki durum tesis edilmek istenir (Kenan Tunçomağ, Borçlar Hukuku, ..., 1969 s.674). Davacının işyeri ile ilgili her türlü sözleşme yapmakla yetkili kıldığı vekilinin kira sözleşmesini kiralayan ile birlikte düzenlediği sözleşme ile fesh etmiştir.
Böylece kira sözleşmesinin taraflara yüklediği hak ve borçlar sona ermiştir.
Yukarıdan beri yapılan tüm bu açıklamalarda göstermektedir ki; Davacının dayandığı kira sözleşmesi hukuki varlığını yitirmiş ve halen davalı ... Unlu Mamüller İmalat San. Tic. Ltd. Şti. ile yapılan kira sözleşmesi hukuken ayakta bulunduğundan davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2007/1920, K. 2007/6777, 5 Haziran 2007 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama