KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/1091 E., 2008/6617 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Mayıs 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
648 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 04.05.2004 gününde verilen dilekçe ile inanç sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne dair verilen 09.05.2007 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili duruşmasız olarak da davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 27.05.2008 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Av.... geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, davalı adına kayıtlı olan 3914 parsel numaralı taşınmazda E Blok 4 numaralı bağımsız bölümü kendisinin aldığını, eşinden boşanmak üzere olduğundan tapunun davalı adına düzenlendiğini, ancak istemine rağmen davalının tapuyu devretmekten kaçtığını belirterek, iptali ile adına tescilini, mümkün olmadığı takdirde de taşınmazın değerinin tahsili isteğinde bulunmuştur.
Davalı, dava konusu bağımsız bölümü birikimleri ile aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı işlemin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın inanılan tarafından kullanılma, yönetilme ve inanana iade şartlarını içeren borçlandırıcı bir işlemdir.
5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi; inanç sözleşmesi, inanılana bir hakkın kullanılmasında davranışlarını, inananın tespit ettiği amaca uydurmak borcunu yükler. Diğer bir anlatımla; inanan inanılan namına yapılacak bir işlemden sonra, taşınmazın mülkiyetini ona (inanana) geçirme yükümlülüğü altına girmiştir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi anılan İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delil ile kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı taraf elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, makine ile yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış, parmak izli veya mühürlü senetler gibi.) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HUMK.nun 292.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delil ile ispat edilebilir.
Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HUMK.m.236) yemin (HUMK.m.344) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
Davacı ile davalı kardeş olup, dava konusu 4 numaralı bağımsız bölüm 27.07.1998 yılında yapılan satışa dayanılarak davalı adına tescil edilmiştir. Az yukarıda yazıldığı biçimde ve yanlar arasında var olduğu iddia edilen inanç ilişkisini kanıtlayan veya bu ilişkinin varlığına delalet eden yazılı bir belge dosyaya sunulmamıştır. Bu husus mahkemenin de kabulündedir.
Ne var ki, mahkemece davacı ile davalının kardeş oldukları ve bu nedenle istemin HUMK.nun 293/1.maddesi gereğince tanık beyanı ile de kanıtlanabileceği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Gerçekten 1989 tarihine kadar verilen kararlarda inançlı bir işleme dayanan tarafların HUMK.nun 293/1.maddesinde yazılı yakın hısımlar olmaları halinde, iddianın tanıkla ispat edilebileceği kabul edilmekte iken bu tarihten sonra ve YHGK.nun 17.10.1990 tarih 325-492 sayılı kararında vurgulandığı üzere ve Dairemizin de yerleşmiş kararları uyarınca, yakın hısımlık olması halinde dahi bir sözleşmeye dayanan kişinin bu iddiasını yazılı bir belge ile kanıtlaması ispat koşulu olarak kabul edilmiştir.
Ne var ki, yazılı bir inanç sözleşmesi mevcut olmasa dahi davalının ikrarı ve yemin gibi kesin delillerle de bu sözleşmenin varlığı kanıtlamak mümkündür.
Belirtilen nedenle yerel mahkemenin davanın kabulüne dair gerekçesi yerinde değildir. Ancak davacı delil listesinde yemine dayanmış bulunduğundan davacıya bu hakkını kullanıp kullanmayacağı sorularak kullanacağını bildirmesi halinde davalı asile yöntemine uygun biçimde yemin yöneltilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu biçimde hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/1091, K. 2008/6617, 27 Mayıs 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama