KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/329 E., 2008/5983 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 8 Mayıs 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
1.080 kelime·5 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 21.07.2003 gününde verilen dilekçe ile meraya elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan muhakeme sonunda; davanınkabulüne dair verilen 27.06.2007 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalılar tarafından istenilmekle, tayin olunan 06.05.2008 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı Hallaçlar Köyü vekili Av.... geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı köy tüzel kişiliği, 1951 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında davalı köy adına tespit ve tescil edilen 557 parsel numaralı meranın kadimden beri kendi kullanımlarında olduğu ve sınırın her iki köyün katılımı ile saptandığı halde davalının sınırı bozmak suretiyle müdahale ettiğini belirterek elatmanın önlenmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı, söz konusu meranın köylerine ait olduğunu, tapulama çalışmaları sırasında da köy adına tespit edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece yetki yönünden yapılan 16.01.2004 tarihli bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davanın kabulü ile dava konusu meranın bilirkişi raporunda A harfi ile gösterilen kısmın davacı köyün, B harfi ile gösterilen kısmın davalı Hallaçlar Köyünün kullanımında olduğu halde davalıların A harfi ile gösterilen yere müdahalede bulunduğu gerekçesi ile elatmanın önlenmesine, A ve B harfi ile gösterilen kısımların kullanımlarının eskiden olduğu gibi sürdürülmek suretiyle muarazanın giderilmesine karar verilmiş, hükmü davalılar temyiz etmiştir.
Mera, bir veya birden fazla köy ve kasaba halkına, bağımsız veya birlikte tahsis edilmiş ya da kadimden beri hayvan otlatmak amacıyla kullanılan, hak sahiplerinin üzerinde intifa hakkı olan arazi parçasıdır. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan mera yaylak ve kışlaklar, özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zamanaşımı uygulanmaz, sınırları daraltılamaz (Mera Kanunu m.3-4)
31.5.1965 tarihli ve 4/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile “...tek başına bir köye ait bulunan mera, yaylak ve kışlakların tümünün veya bir parçasının bir başka köy sınırı içine alınmış olması halinde, sınır değişikliğinin ikinci köye bir yararlanma hakkı sağlamayacağı ve ilk köyün eskiden olduğu gibi bu yerlerden tek başına yararlanacağı...”öngörülmüş olup, bu karar 4342 sayılı Mera Kanununun 29. maddesi ile de yasa hükmü haline gelmiştir. Böylece, bir köy ya da belediye sınırları içinde kalan mera, yaylak ve kışlaklar üzerinde bir başka köy veya belediyenin de intifa hakkı olabileceği kabul edilmiş, idari sınırların aidiyetin belirlenmesinde önemi olmadığı vurgulanmıştır. İdari sınırlar sadece yetkili mahkemenin saptanmasında önem arz eder.
Meralar üzerinde, aidiyet iddiasıyla, elatmanın önlenmesi, tapu iptali mera olarak sınırlandırma veya tespitin iptali ve mera olarak sınırlandırma davaları açılabilir.
Davayı, yararlanma hakkı olan köy veya belediye tüzel kişiliği ya da Hazine açabilir. Davayı açan köy muhtarının veya Belediye Başkanının davayı kabule, vazgeçmeye ya da sulha yetkisi yoktur.
Mera yaylak ve kışlak davalarında, tahsise ya da kadim kullanma hakkına dayanabilir. Tahsise dayanıldığında, dayanak belgelerin, ayrıca karşı tarafın savunmada ileri sürdükleri verileri tüm geldileri ile birlikte merciinden getirtilmesi, kadimlik iddiası varsa bu hususun yeterince araştırılması gerektiğinde, köyün kuruluş tarihinin İçişleri Bakanlığı aracılığıyla araştırılması ve köyün kadim ya da muhdes olup olmadığının saptanması gerekir.
Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli mera veya yayla ile herhangibir yararlanma ilişkisi bulunmayan yansız anlatımda bulunabilecek yöreyi iyi bilen ve çevre köy yada kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi gerekir. (Bu kural, dava konusu yerin mera yaylak ya da kışlak olarak kullanılmasında, dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların yararlarının bulunmaması ve bu nedenle de yansız anlatımda bulunacakları düşüncesinden kaynaklanmaktadır.)
Mahkemece yapılacak keşifte, tahsise dayanılıyorsa, tahsis kayıtlarının yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, taşınmazın mera olmadığı iddiasının bulunması halinde varsa çevre taşınmazlara ait kayıtlar da uygulanarak dava konusu yeri ne şekilde okuduğunun , çevre taşınmazlarla toprak yapısı kıyaslanarak, uzman bilirkişiler aracılığı ile uyuşmazlığa konu yerin ve niteliğinin saptanması gerekir.
Kadimlik iddiasında ise, yerel bilirkişi ve tanıklara taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı ve sınırları sorularak sonuca gidilmelidir.
Açıklanan ilkeler ışığında somut olaya dönüldüğünde;
Dava konusu 557 parsel numaralı taşınmaz 1952 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında mera niteliği ile Hallaçlar Köyü Tüzel Kişiliği adına tespit edilmiş ve herhangi bir itiraz sözkonusu olmadığından tutanak 03.05.1952 tarihinde kesinleşmiştir. Yukarıda da açıklandığı üzere meraların kullanım hakkının saptanmasında tahsis kararı varsa tahsis kararına, yoksa kadim yararlanma durumuna göre hak sahibinin saptanması gereklidir.
Eldeki davada da taraflar kadim yararlanma hakkına dayanmakla iseler de öncelikle çözümlenmesi gereken sorun, davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 3402 Sayılı Kanunun 12/3.maddesinin eldeki davaya uygulanıp uygulanmayacağının saptanmasıdır.
Tespitin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 16.03.1950 günlü ve 5602 sayılı Arazi Kadastrosu Kanununda, tapulama ile oluşturulmuş tapu sicillerinin belirttiği haklara karşı tapulamadan önceki sebeplere dayanılarak açılacak davalar bir süreye tabi tutulmamıştır.
İlk kez 17.07.1964 günlü ve 509 sayılı Tapulama Kanununun 31.maddesi ile; sonra bu kanunun iptali üzerine 766 sayılı Kanunla tapu siciline karşı açılacak davalar hak düşürücü süreye tabi tutulmuş, 09.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı Kanunun 12.maddesi ile de düzenleme değiştirilerek hak düşürücü süre korunmuştur.
Gerçekten 766 Sayılı Yasanın 31.maddesinin uygulanabilmesi için öncelikle tapulama ile oluşturulmuş bir tapu sicili ve bu sicilde belirtilen hakların tapuya tescil edilmiş olması gerekirken, 3402 Sayılı Yasanın 12.maddesi ile; “bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten on yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz“ hükmü getirilmiştir.
İki yasa maddesi arasındaki önemli fark birinde “sicillerdeki haklara” diğerinde ise “tutanaklardaki sınırlandırmaya ve tespitlere” dair sözcülerle ifadesini bulmuştur. 3402 Sayılı Yasa ile getirilen bu yeni hükümle kadastro işlemlerinin eski olaylara dayanılarak süresiz askıda bırakılmasının kamu düzenini ters yönde etkileyeceği gerçeği göz önünde bulundurularak mülkiyet hakkı
değil, dava açma zamanı süre ile kısıtlanmıştır. Böylece kadastro işlemlerinin korunması ve düzenli tapu sicilinin oluşmasını sağlamak amacı ile getirilen bu yeni hüküm kamu malları ile özel mallar arasında bir ayrım yapılmaksızın kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki sebeplere dayanılarak dava açılmayacağı ilkesi getirilmiştir.
Taşınmazın mera olarak sınırlandırması yapılıp, özel siciline de yazıldığına ve bu işlem de bir kadastro işlemi olduğuna, ayrıca mera iddiası ile açılmış bir dava da bulunmadığına göre, olayda tapulama tespitinin kesinleştiği tarih ile davanın açıldığı tarihe kadar kamu düzeni ile ilgili olup re’sen göz önünde bulundurulması gereken on yıllık hak düşürücü süre geçmiştir.
Bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
Kabulü göre de; Kadim hak iddiası ile açılan davada dinlenen yerel bilirkişi ve tanıkların taraflarla ilgisi ve husumeti bulunmayan çevre köy ve kasabalardan seçilecek yaşlı-tarafsız kişilerden seçilmesi gerekirken bu hususun gözetilmemesi de doğru olmamıştır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/329, K. 2008/5983, 8 Mayıs 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama