KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/2704 E., 2009/3606 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 23 Mart 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
715 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 11.06.2007 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve kal, 30.09.2007 tarihli karşı dava dilekçesi ile temliken tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne, karşı davanın reddine dair verilen 01.07.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı karşı davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi istemiyle açılmıştır. Davacı ... adına kayıtlı 12 parsel sayılı taşınmaza davalılara ait 1 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yapılan binalar iki noktadan taşkın olduğundan bu kısımların kaldırılması suretiyle elatmanın önlenmesi istenilmiştir.
Davalı, ortaya çıkan tecavüzün imar uygulamasından kaynaklandığını, açılan davanın reddini savunmuş, birleştirilen dava ile de taşkın kısımların davacı adına olan tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiştir.
Mahkemece, elatmanın önlenmesi ve kal istemi hüküm altına alınmış, davacı ... İnş. ve Tur. Tic. Ltd. Şti.’nin istemi tapu maliki olmadığı için aktif dava ehliyeti bulunmadığından, birleşen dava ile istenilen temliken tescil istemi ise objektif unsur yokluğu nedeni ile reddedilmiştir.
Hükmü, davalı, birleşen dava davacısı vekili temyiz etmiştir.
1-Yapılan yargılamaya toplanan deliller ve dosya içeriğine göre, özellikle taşınmazların değeri nedeni ile “objektif unsur” oluşmadığından temliken tescil isteminin reddine dair verilen karar doğru olduğundan davalı vekilinin bu yöndeki temyiz itirazları yerinde görülmemiş reddi gerekmiştir.
2-Elatmanın önlenmesine ilişkin verilen karar yönünden ise; dosyada yer alan bilgi ve belgelerden 32269 ada 12 parsel sayılı taşınmazda davacı ... ’ın tam malik olduğu, 1 numaralı parselde ise davalıların paydaş oldukları anlaşılmaktadır. Gerçekten, Türk Medeni Kanununun 683. maddesi hükmü gereğince malik malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı haksız elatmanın önlenmesi isteminde bulunabilir.
Uyuşmazlık, bilirkişinin 28.04.2008 günlü krokisinde (A ve B) harfi ile gösterilen taşkın yapı bölümlerine ilişkindir. Bilirkişiler, taşkın kısımları A=4,80. m², B=16,80. m² olarak ölçmüştür. Ne var ki, davalı bu taşınmaz bölümlerinin imar uygulaması sonucu davacının 12 sayılı parselinin çapı içinde kaldığını savunduğundan bu savunma üzerinde durulması zorunludur.
Yasal ayrıcalıklar dışında, Türk Medeni Kanununun 684/1 ve 718/2. maddelerine göre arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. Bu kuralın istisnalarından birisi de 3l94 sayılı İmar Kanununun l8/9. maddesinde yer almaktadır. Anılan madde. “Düzenleme sırasında, plan ve mevzuata göre muhafazasında mahzur bulunmayan bir yapı, ancak bir imar parseli içerisinde bırakılabilir.
Tamamının veya bir kısmının plan veya mevzuat hükümlerine göre muhafazası mümkün görülmeyen yapılar ise, birden fazla imar parseline de rastlayabilir. Hisseli bir veya birkaç parsel üzerinde kalan yapıların bedelleri, ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmedikçe ve aralarında başka bir anlaşma temin edilmedikçe veya şüyuu giderilmedikçe, bu yapıların eski sahipleri tarafından kullanılmasına devam olunur” şeklinde düzenlenmiştir.
Getirilen bu özel hüküm ile mütemmim cüz (ayrılmaz parça) olan yapı ile zemin arasındaki hukuki ilişki kesilmiş, bazı durumlarda yapı üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı ya da ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerince kullanma imkanı sağlanmış, zemin malikinin tasarruf gücü kısıtlanmıştır.
298l sayılı yasanın 3290 sayılı yasa ile değişik l0/c maddesi ile de aynı doğrultuda hüküm getirilmiştir.
Yukarıda açıklanan ayrıcalıklar ile bir kimse kendi taşınmazı üzerine mütemmim cüz (ayrılmaz parça) niteliğinde yapı inşa etmiş, imar uygulaması sonucu bu yer üçüncü kişiye ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamamış ve imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğu duyulmuştur.
Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş, gerek 12, gerekse 1 sayılı parsellere ilişkin kadastro çaplarını getirterek, nizalı yerin kadastro çalışmaları sırasında kime ait taşınmazın çap kaydı içerisinde kaldığını saptamak, yapının niteliğini bilirkişilere belirletmek, şayet davalının savunduğu gibi krokide (A ve B) harfi ile gösterilen taşınmaz bölümü kadastro çapında mevcut ve ancak imar uygulaması sırasında davacının paydaş olduğu çap sınırları içerisinde bırakılmışsa, bu bölüm hakkında elatmanın giderilmesi hükmü kurulması halinde muhdesat bedelini davalıya ödenmek üzere zemin sahibine depo ettirmek, bundan sonra oluşacak sonuca uygun bir hüküm kurmak olmalıdır.
Mahkemece değinilen yönler bir yana bırakılarak eksik inceleme ve araştırmayla dava yazılı olduğu şekilde kabul edildiğinden karar bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2009/2704, K. 2009/3606, 23 Mart 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama