KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/8506 E., 2009/12082 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 3 Kasım 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Davacılar
- ... VD.
Karar Metni
606 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 14.01.2008 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, ikinci kademedeki istek tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; tapu iptali ve tescil isteminin kabulüne dair verilen 04.05.2009 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalı ... vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 03.11.2009 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Av....ile karşı taraftan davacılar vekili Av.... geldi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen tarafların sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, 22.08.1988 günlü “protokol” başlıklı belgeye dayanılarak başlangıçta 12850 m2 yüzölçümündeki 477 sayılı parselde meydana gelen 9708 m2’lik artışın yarı payının iptal ve tescili, ikinci kademedeki istek ise tazminat talebine ilişkindir.
Davalı ..., dayanılan 22.08.1988 günlü sözleşmenin mahiyetini hatırlayamadığını, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 477 sayılı parselin artan miktarı 9708.24 m2’ye ilişkin tapu kaydının iptali ile bunun 4854.12 m2’sinin 1/2’şer pay olarak davacılar adına tesciline karar verilmiştir.
Hükmü, davalı ... temyiz etmiştir.
Burada öncelikle 22.08.1988 günlü “protokol” başlıklı sözleşmenin hukuki niteliği üzerinde durulması gerekmektedir. Her ne kadar taraflar 22.08.1988 günlü sözleşmeyi bir inanç sözleşmesi olarak nitelemiş iseler de, bu niteleme HUMK.nun 76.maddesi hükmü gereğince hakimi bağlamaz. Çünkü,
./..
2009/8506 - 2009/12082 -2-
bir davada olayları anlatmak ve dayanılan delilleri mahkemeye sunmak görevi davanın taraflarına, davayı vasıflandırarak ona uygun yasa hükmünü bulup uygulamak görevi hakime aittir.
Gerçekten, inançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
Somut olayda ise, taraflar 22.08.1988 tarihli sözleşme ile bir inanç ilişkisi kurmamış, bu sözleşmede 477 ve 473 sayılı parseller bir bütün gibi düşünülüp herhangi bir taksim veya istimlak veya satış halinde 473 ve 477 sayılı parseller mülkiyetiyle elde edilecek gelirin sözleşmede kabul ettikleri hisse nispetinde paylaşılacağını kabul etmiştir. Kısaca dayanılan sözleşmede davacılara mülkiyeti talep yetkisi tanınmamış, her iki taşınmazın taksim, istimlak veya satışı halinde uygulanacak durum hükme bağlanmıştır. Mahkemece, sözleşmenin vasıflandırılmasında yanılgıya düşülerek davanın kabulü doğru değildir.
Kabule göre de; HUMK’nun 388 ve 389.maddeleri gereğince verilecek kararlarda iki tarafa yüklenen hak ve mükellefiyetlerin ne olduğu açıkça yazılmalı, taraflar arasında yeni bir çekişmeye fırsat tanınmadan infaza elverişli biçimde hüküm oluşturulmalıdır. Kurulan hüküm bu özellikleri taşımamaktadır.
./..
2009/8506 - 2009/12082 -3-
Kaldı ki, dosyada yer alan bilgi ve belgelerden de çekişmeli 477 sayılı parselin imar uygulamasıyla başka parsellere gitmiş olmasından dolayı hükmün infaz imkanı da yoktur. Karar, açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2009/8506, K. 2009/12082, 3 Kasım 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama