KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2010/6972 E., 2010/9830 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Ekim 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
680 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 25.11.2009 gününde verilen dilekçe ile davalı köy adına mera olarak sınırlandırılan taşınmazın ifrazen, davalı köy merası olarak sınırlandırılması istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 10.03.2010 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 05.10.2010 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av.... ile karşı taraftan davalı köy vekili Av.... ile Hazine vekili Av..... geldiler.
Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, merada kadim yararlanma hakkına elatmanın önlenmesi istemiyle açılmıştır.
Davalı köy çekişme konusu meranın kadim meraları olduğunu, davalı Hazine ise davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı köy tüzel kişiliği temyiz etmiştir.
Mera, bir veya birden fazla köy veya kasaba halkına bağımsız veya birlikte tahsis edilmiş ya da kadimden beri hayvan otlatmak amacıyla kullanılan, hak sahiplerinin üzerinde intifa hakkı olan arazi parçasıdır. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan mera, yaylak ve kışlaklar özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zamanaşımı uygulanamaz, sınırları daraltılamaz (4342 sayılı Mera Kanunu m.3,4).
31.05.1965 tarihli ve 4/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile “...tek başına bir köye ait bulunan mera, yaylak ve kışlakların tümünün veya bir parçasının bir başka köy sınırı içine alınmış olması halinde, sınır değişikliğinin ikinci köye bir yararlanma hakkı sağlamayacağı ve ilk köyün eskiden olduğu gibi bu yerlerden tek başına yararlanacağı” öngörülmüş olup, bu karar 4342 sayılı Mera Kanununun 29. maddesi ile de yasa hükmü haline gelmiştir. Böylece, bir köy ya da belediye sınırları içinde kalan mera, yaylak ve kışlaklar üzerinde bir başka köy veya belediyenin de intifa hakkı olabileceği kabul edilmiş, idari sınırların aidiyetin belirlenmesinde önemi olmadığı vurgulanmıştır. İdari sınırlar sadece yetkili mahkemenin saptanmasında önem arz eder.
Meraya elatmanın önlenmesi davası, kadim yararlanma hakkı olan köy veya belediye tüzel kişiliği ya da taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olması nedeniyle Hazine tarafından açılabilir. Aynı şekilde, bir yerin mera olduğu iddiasıyla köy veya belediye tüzel kişiliğinin ya da Hazinenin tapu iptali ve sınırlandırma istemiyle dava açmasına olanak vardır.
Mera, yaylak ve kışlak davalarında, tahsise ya da kadim kullanma hakkına dayanılabilir. Tahsise dayanıldığında, dayanak belgelerin, ayrıca karşı tarafın savunmasında ileri sürdükleri kayıtların tüm geldileri ile birlikte merciinden getirtilmesi, kadimlik iddiası varsa bu hususun araştırılması, gerektiğinde köyün kuruluş tarihinin İçişleri Bakanlığından sorulması ve köyün kadim ya da muhdes olup olmadığının saptanması gerekir.
Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli mera veya yayla ile herhangi bir yararlanma ilişkisi bulunmayan, yansız anlatımda bulunabilecek, yöreyi iyi bilen ve çevre köy ya da kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi gerekir.
Mahkemece yapılacak keşifte; tahsise dayanılıyorsa tahsis kayıtlarının yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, taşınmazın mera olmadığı iddiasının bulunması halinde varsa çevre taşınmazlara ait kayıtlar da uygulanarak dava konusu yeri ne şekilde okuduğunun çevre taşınmazlarla toprak yapısı kıyaslanarak uzman bilirkişiler aracılığı ile uyuşmazlığa konu yerin ve niteliğinin saptanması gerekir.
Kadimlik iddiasında ise, yerel bilirkişi ve tanıklara taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı ve sınırları sorularak sonuca gidilmelidir. Diğer taraftan, kadim kullanma hakkının varlığını bunu iddia eden köy ya da belediyenin kanıtlaması gerekir. Taşınmaza ilişkin davalarda diğer bir kural da, mahalli bilirkişi ve tanıkların HUMK’nun 363.maddesine göre yapılacak keşifte tanıkların yasanın 259.maddesi uyarınca taşınmaz başında dinlenmesidir.
Somut uyuşmazlıkta Türk Medeni Kanununun 6.maddesi gereğince iddiasını ... etmesi gereken davacı köy tanık deliline dayanmış ve tanıkların kimler olduğunu 14.01.2007 tarihli dilekçesinde sıralamıştır. Mahkemece, davacının tanıkları dinlenmemiş, bunun nedeni de karar gerekçesinde gösterilmemiştir.
O halde mahkemece yapılması gereken iş, yerinde yeniden keşif yapmak, HUMK’nun 364.maddesine göre keşfe tarafları usulen davet etmek, keza davacının bildirdiği tanıkları usulen davet ederek bu keşifte dinlemek, çekişmeli taşınmazdaki kadimlik durumunu yukarıda öngörülen kurallara uygun araştırmak, böylelikle hasıl olacak sonuca uygun bir hüküm kurmak olmalıdır.
Davanın eksik inceleme ve araştırmayla yazılı olduğu şekilde reddi doğru olmadığından, karar bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2010/6972, K. 2010/9830, 5 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama