KÜNYE
14. Hukuk Dairesi 2011/10589 E., 2011/13410 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 3 Kasım 2011
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
497 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 15.02.2010 ve 27.10.2010 gününde verilen dilekçeler ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine davalar birleştirilerek yapılan duruşma sonunda; davalı ... ... yönünden davanın kabulüne, diğer davalılar yönünden davanın reddine dair verilen 29.03.2011 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı ... ... tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, paylı taşınmazda oluşan yararlanma hakkına öteki paydaşın elatmasının önlenmesi istemiyle açılmıştır.
Davalılardan ..., davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın ... yönünden kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalı ... ... temyiz etmiştir.
1-Yapılan yargılamaya toplanan delillere ve tüm dosya kapsamına göre davalı ... ...'nin aşağıdaki bent dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Kuşkusuz, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşların payına elatmalarının önlenmesini her zaman isteyebilir. Ancak, o paydaşın taşınmazda payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa elatmanın önlenmesi davası dinlenemez. Yerleşik Yargıtay uygulamasına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorunu elatmanın önlenmesi davasıyla değil kesin sonuç sağlayacak taksim veya şüyuun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözülebilir.
Bilindiği üzere, Türk Medeni Kanununun 706, Borçlar Kanununun 213, 2644 sayılı Tapu Kanununun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazların harici veya fiili taksimi ile paylarının mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşmayla belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre de paydaşlar bu durumu benimsemişlerse; kayıtta paylı, eylemli olarak bağımsız bu oluşumun resmi taksim yapılana veya ortaklığın giderilmesine kadar “ahde vefa” (söze sadakat) kuralı doğrultusunda korunması gerekir.
Somut olayda; dava konusu taşımaz önceki malikleri tarafından taksim edilmiş ve her bir paydaş taksim sonucu kendisine düşen kısmı ayrı ayrı kişilere satmıştır. Dosyada mevcut tanık beyanlarından da taşınmazın fiilen beş parçaya bölünmüş olduğu paydaşlardan her birinin de kullandığı kısmın ayrı olduğu sınırlarının belli olduğu ve de taşınmazın batısında yol olarak bir kısım yerin bırakıldığı anlaşılmaktadır.
Davacı da, davalılardan ...'nin yol olarak bırakılan kısımdan geçmesini engellediğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır.
Yukarıda belirtildiği üzere taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşmayla belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre de paydaşlar bu durumu benimsemişlerse; kayıtta paylı, eylemli olarak bağımsız bu oluşumun resmi taksim yapılana veya ortaklığın giderilmesine kadar “ahde vefa” (söze sadakat) kuralı doğrultusunda korunması gerektiğinden yola müdahalenin önlenmesi davasının kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.
Ancak, geçit hakkı tesis eder şekilde davacıya fen bilirkişisinin raporunda “c” harfi ile gösterilen yerden yol olarak yararlanma hakkı tanınması doğru olmamıştır. Hükmün bu nedenle bozulması gerekir ise de, yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün HUMK'nun 438/Vll maddesi gereğince düzeltilerek onanması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2011/10589, K. 2011/13410, 3 Kasım 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama