KÜNYE
(Kapatılan)15. Hukuk Dairesi 2006/6169 E., 2008/779 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 11 Şubat 2008
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
515 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili avukat .... ile davalı vekili avukat ..... .... Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
- KARAR -
Dava, BK’nın 355 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedelinin zamanında ödenmemesi nedeniyle uğranılan munzam zarar alacağının tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece munzam zararın oluştuğunun somut delillerle kanıtlanamaması nedeniyle davanın reddine dair verilen karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Borçlar Yasasının 105. maddesi uyarınca alacaklının uğradığı zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu takdirde borçlu kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini kanıtlamadıkça bu zararı ödemekle mükelleftir.
Yasa koyucu para borcunun geç ödenmesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiştir. Bu zararın karşılanması iki bölümde düşünülmüştür. Birinci bölüm kanıtlanmadan ödenmesi talep edilecek zarar miktarıdır ki bu temerrüt faizidir. Diğer bir deyişle temerrüt faizi miktarınca alacaklının zarara uğradığı yasal bir karine olarak kabul edilmiştir. Bunun dışında davacının herhangi bir karineden istifade etmek olanağı yasal olarak mevcut değildir.
Dava konusu somut olaydaki ana fikir, ana düşünce temerrüt faizini aşan bir zararın mevcut olup olmadığıdır.
Yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Zira; davacı para alacağını zamanında alması halinde ne şekilde kullanacağını kanıtlayamamıştır. Ayrıca alacaklı, uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu ispat etmek zorundadır. Soyut
enflasyonun ya da bankalarda mevduat için ödenen faizin temerrüt faizinden yüksek oranda olması munzam zararın gerçekleştiği ve kanıtlandığı anlamına gelmez. Burada davacının kanıtlaması gereken husus enflasyon ve mevduat faizinin yüksekliği gibi genel olgular değil, kendisinin şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı zarar gördüğü keyfiyetidir.
Örneğin alacağını zamanında tahsil edememekten ötürü, başkasına olan borcunu ödemek için daha yüksek oranda faizle borç aldığını, alacaklı olduğu parayı zamanında alsa idi yabancı para ile ödemek durumunda olduğu borcunu, geçen süre içinde gerçekleşen bu fark sebebiyle daha yüksek kurdan ödemek zorunda kaldığını kanıtlamak durumundadır.
Ülkede yaşanan ekonomik kriz nedeniyle paranın döviz karşısında hızlı değer kaybı, yüksek enflasyon gibi genel afaki ve doğrudan davacının zararını ifade etmeyen umumi ekonomik konjonktürel olgular BK.nun 105. maddesinde sözü edilen munzam zararın varlığını göstermez.
Ancak davacı munzam zararın varlığını somut delillerle ispat etmek amacıyla 1993-1994 yıllarında kullanılan banka kredilerini, ödenen faiz ve genel giderler, bilanço tabloları ve hakkında yapılan icra takip dosyalarını bildirmiştir. Mahkemece davacının dayandığı bu deliller incelenmeden eksik inceleme ile hüküm kurulmuştur.
O halde mahkemece davacının bildirmiş olduğu banka kredileri ve ödenen faizlerle ile ilgili bankalardan gerekli araştırma da yapılmak, icra dosyaları ile davacının talep edilen döneme ilişkin olan defter kayıt ve belgeleri de yeniden oluşturulacak uzman bilirkişi kurulu marifetiyle incelenmek suretiyle, faizi aşan zararı olup olmadığı varsa miktarı saptanarak sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Eksik inceleme ile hüküm kurulmuş olması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2006/6169, K. 2008/779, 11 Şubat 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama