KÜNYE
(Kapatılan)17. Hukuk Dairesi 2010/3661 E., 2010/7832 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Ekim 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
513 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacı vekili, müvekkiline ait aracın davalı nezdinde kasko sigortalı olduğunu, aracın çalındığını ileri sürerek, 21.600,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre, sigortalı aracın rizikodan önce ağır hasar gördüğü ve davacı tarafından onarıldığının kanıtlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Mal sigortaları türünden olan kasko sigortası poliçesinin teminat kapsamını belirleyen kasko sigortası genel şartlarının A/1 maddesine göre, gerek hareket gerekse durma halinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde sabit veya hareketle bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, müsademesi, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile üçüncü kişilerin kötüniyet ve müziplikle yaptıkla-
rı hareketler, aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların bu tür sigortanın teminat kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan, TTK. 1282. maddesi uyarınca, sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı Yasanın 1281. maddesi hükmüne göre kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekmektedir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de, sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartlarının A.5.maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir.
İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte, sigortalı, Kasko Poliçesi Genel Şartlarının B.1. maddesi ve TTK. 1292/3. maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko teminat içinde imiş gibi ihbar edildiği somut delillerle kanıtlanılırsa, ispat külfeti yer değiştirip sigortalıya geçer.
Bu ilkeler doğrultusunda somut olaya baktığımızda; uyuşmazlıkta, kasko sigortalı aracın, 13.12.2007-13.12.2008 tarihleri arasındaki sigorta dönemi içinde 21.04.2008 tarihinde çalındığı iddia edilmiş, davalı ... şirketi ise aracın, sigorta sözleşmesi düzenlenmeden önce 12.10.2007 tarihli kazada ağır hasar gördüğünü ve onarıldığına ilişkin hiçbir kanıt bulunmadığını, davacının doğru ihbarda bulunma yükümlülüğünü yerine getirmediğini savunmuştur.
Yukarıda açıklanan düzenleme uyarınca, rizikonun teminat dışı kaldığını ispat yükü davalı ... şirketine aittir. Dosya kapsamında yer alan hasar dosyasının incelenmesinde, davacının isteği üzerine aracın pert işlemi yapılmadığı, onarımının ise bir firmanın tamircisi tarafından yapıldığı, 12.12.2007'de davacıya teslim edildiği yer almaktadır.
Mahkemece alınan bilirkişi raporunda sözleşmenin kuruluş aşamasında aracın hasarlı olduğunu gösteren bulguların kesin olarak kanıtlanmadığı belirtilmiştir.
Mahkemece her ne kadar, davacı sigortalının doğru ihbar yükümlülüğünü kasten yerinde getirmediği kabul edilmiş ise de, aracın tamir edildiğini kanıtlama yükü davacıya aittir. O halde mahkemece, davacı tarafın sunduğu aracın onarıldığına ilişkin faturalar, her türlü belge, ceza tutanakları, onarımı yapan işyeri görevli ve çalışanlarının beyanları gibi sunacağı tüm kanıtlar birikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2010/3661, K. 2010/7832, 5 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama