KÜNYE
(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi 2008/5461 E., 2009/800 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Şubat 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
374 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- KARAR -
Davacı vekili, davalının ortağı olduğu davacı şirket aleyhine icra takibi yaptığını, takip devam ederken gerek davalı ve gerekse müvekkili şirket aleyhine icra takibi yapan davadışı şirket ortakları arasında 12.04.2007 tarihli sulh sözleşmesi yapıldığını, sulh sözleşmesi gereğince davalının alacaklısı olduğu icra dosyasından feragat etmesi gerekirken etmediğini ve sulh sözleşmesine uymadığını iddia ederek sulh sözleşmesi uyarınca müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespiti ile sözleşmenin (a ve h )bendi gereğince edimini yerine getirmeyen davalının sözleşme uyarınca dava değeri üzerinden %25 cezai şart ile mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevabında, davacının sözleşmenin taraflarından sadece ... aleyhine dava açtığını, oysa sözleşmenin taraflar için bir bütün olduğunu, davacı tarafın sözleşmeyle üstlendiği edimlerini yerine getirmediğini, sözleşmenin hükümlerini ihlal ettiğini, bunun üzerine müvekkilinin takiplere kaldığı yerden devam ettiğini, davacı tarafın haksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre sözleşmenin e ve f bendi gereğince Yavuz Zor ve Murat Karahasan’ın şirket temsilcisi ve aynı zamanda şahsi olarak şirket adına çekilen kredilerin ödenmesi ve yine Taşkın Aydın adına çekilen kredinin ödenmesi hususunda taahhütte bulundukları, ancak çekilen kredilerin adı geçenlerce ödenmediği, bu durumda şirket ortağı olan davalının maddi olarak etkileneceğinin açık olup, sözleşmenin e ve f bendi gereğince diğer ortaklara yüklenen sorumlulukların yerine getirilmesini talep hakkı olduğu,
sözleşmenin taraflarından birinin edimini yerine getirdikten sonra karşı taraftan edimini yerine getirmesini talep edebileceği, davacının sözleşme gereğince taahhüt ettiği kredileri ödemeden açtığı bu davanın dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar arasında düzenlenen 12.04.2007 tarihli sulh sözleşmesinde davalının, dava konusu icra takibinden feragat edeceği hükme bağlanmış ve bu hususla ilgili olarak davacıya bir karşı edim yüklenmemiştir. Her ne kadar sulh sözleşmesinde davacının, davadışı kişilere karşı bir takım yükümlülükleri bulunduğu hükme bağlanmış ise de, bu yükümlülüklerin davalıyı da kapsayacağı yönünde herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Mahkemece davacının, davadışı kişilere karşı yükümlülüklerinin davalıyı da kapsamına aldığı yönündeki değerlendirmesinde isabet bulunmadığından hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2008/5461, K. 2009/800, 6 Şubat 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama