KÜNYE
(Kapatılan)19. Hukuk Dairesi 2009/174 E., 2009/7076 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Temmuz 2009
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
- Tarih
- 23.10.2008
- Nosu
- 200-358
Karar Metni
882 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı vekilince duruşmalı, davalı vekilince de duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı ...Av.Murat Sacit Koçak ile davalı ...Av.Gülgin Erol'un gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve davacı vekilinin temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- KARAR -
Davacı vekili, davalı bankanın müvekkili aleyhine Genel Kredi Sözleşmesi’ne kefil olduğundan bahisle ilamsız icra takibi yaptığını, müvekkilinin tutuklu olması nedeniyle takibe itiraz etmediğini ve takibin kesinleştiğini, müvekkilinin bu borçtan sorumlu olmadığını, geçerli bir kefalet sözleşmesinin bulunmadığını, sözleşmeyi kefil olarak değil, sözleşmenin akdi esnasında asıl borçlu ve diğer kefillerin yanında hazirun olarak imzalandığını, icra dosyasında talep edildiği kadar borcun olmadığı gibi, temerrüde de düşürülmediğini belirterek, davalı bankaya borçlu olunmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, yetki itirazında bulunmuş, esas yönünden de dava dışı Salih Özden ile müvekkili banka arasında Genel Kredi sözleşmesi akdedildiğini, davacının sözleşmeyi müşterek borçlu-müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, kredinin ödenmemesi nedeniyle icra takibi yapıldığını, takibin kesinleştiğini, bankacılık uygulamasında hazirun/tanık imzasına ilişkin bir kural ve teamül bulunmadığını, davacının iddiasını yazılı belge ile ispat etmesi gerektiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan delillere göre kanıtlanamayan davanın ve davalının yasal şartları oluşmadığından talep ettiği icra inkar tazminatının reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1-Davalı banka temyize cevap dilekçesinde hükme ilişkin itirazlarını da ileri sürmüş ise de, söz konusu dilekçenin HUMK.nun 433. maddesinde öngörülen yasal süre içerisinde düzenlenmediği anlaşıldığından davalı vekilinin temyiz isteminin süre yönünden reddi gerekmektedir.
2-Davacı vekilinin temyizine gelince;
Davacı yan, dava dilekçesinde ortada geçerli bir kefalet sözleşmesi bulunmadığını bildirmiş, yargılamanın ilerleyen safhalarında dava dilekçesinde dayandığı bu iddiasını açıklayıcı mahiyette beyanlarda bulunmuştur. Bu nedenle davacının iddiasını genişletmiş olduğu, davalı tarafın buna karşı çıktığı gerekçesiyle davacının sorumlu tutulmasına ilişkin yerel mahkeme gerekçesinde isabet bulunmadığı gibi, B.K.nun 483 vd.maddeleri gereğince kefil kredi sözleşmesinde belirtilen kefalet limiti veya sözleşmedeki limit ile kendi temerrüdünün hukuki sonuçlarından sorumludur.
Somut olayda, davacının kefil olarak imzası bulunan sözleşmenin 2004 yılında imzalanmış olduğu tarafların kabulünde olup, nitekim davalı banka vekili 08.10.2008 havale tarihli dilekçesinde, sözleşmenin 2004 yılında imzalandığını ve bu sözleşme gereği olan kredilerin de 2004 yılının sonlarında kullandırıldığını beyan etmiştir.
Dosya içerisinde mevcut kredi sözleşmesinde düzenleme tarihi olarak 2004 yılı gösterildiği halde, sözleşme tutarı bir başka deyişle sözleşmeden anlaşılan davacı kefilin sorumlu tutulacağı miktar ise “YTL” olarak gösterilmiştir. Nitekim davalı vekili, bu bedeli daha sonra banka kayıtlarına göre “YTL” olarak yazıldığını bildirmiştir.
5083 Sayılı Yasa gereğince, ülkemizde para birimi 01.01.2005 tarihinden itibaren “YTL” olarak düzenlenmiştir.
Somut olayda, 2004 yılında düzenlenen ve imzalanan kredi sözleşmesine 2005 yılında yürürlüğe giren “YTL” cinsinden bedel gösterilmiş olması kredi sözleşmesinin düzenlendiği sırada kefilin sorumlu olacağı miktarın olmadığının açık göstergesidir.
Kefaletin geçerlilik koşullarından biri de kefalet edilen miktarın sözleşmede belirtilmesidir.
Sözleşmenin imzalandığı anda yürürlükte olmayan “YTL” cinsinden limit yazılmış olması kefalet limitinin bilinmediğini göstermektedir.
Mahkemece, açıklanan bu yönler gözetilerek, davanın kabulüne karar vermek gerekirken, yazılı olduğu gerekçe ile hüküm tesis edilmesinde isabet görülmemiştir.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2009/174, K. 2009/7076, 14 Temmuz 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama