İçeriğe geç
AC
2. Ceza Dairesi Esas: 2023/15493 Karar: 2025/1583 Tarih: 2025

Yargıtay 2. Ceza Dairesi E.2023/15493 K.2025/1583

2. Ceza Dairesi 2023/15493 E. , 2025/1583 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2022/26 E., 2022/413 K. SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un

Karar Özeti

2. Ceza Dairesi 2023/15493 E. , 2025/1583 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2022/26 E., 2022/413 K. SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un

Karar Detayı

2. Ceza Dairesi 2023/15493 E. , 2025/1583 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2022/26 E., 2022/413 K. SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310. maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317. maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: Dosya içeriğine göre diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir. Ancak, 28.07.2014 tarihinde sanığın katılana yönelik eylemi sebebiyle başlatılan soruşturmada katılan kollukta; "28.07.2014 günü saat 05.00 sıralarında ... Mahallesi ... Caddesi'nde bulunan ... isimli Bara gittim. Tanımadığım bir şahıs beni yanına çağırdı. Yanında bulunan bayanların konuştuklarını kendisine tercüme etmemi istedi. Ben de yardımcı oldum. Şahıs ile buradan çıkarak bir yerde yemek yedik. Birlikte yürüyerek ... Caddesi üzerinde yürürken benden elimde olan telefonu isteyerek bir yerden video çekip geleyim dedi. Ben telefonumu vermek istemedim. Bana vermezsen telefonu kafanda kırarım diye tehdit etti. Alkollü olduğundan çekinerek şahsa IMEI nosunu bilmediğim ... Galaxy S4 marka siyah renkli içerisinde SIM kartı takılı olan telefonu verdim. Telefon alıp gitti. Ben kendisini biraz takip ettim. Kendisini takip etmememi hemen geleceğini söyledi. Gelmezsem ararsın dedi. şahıs bana ismini ... olarak söylemişti. kendisini gün boyunca birkaç kez telefonumu getirmesi için aradım ancak getirmedi. Bana getireceğini beklemem gerektiğini söyledi ancak getirmedi. Ben de bunun üzerine polis merkezine geldim.” şeklinde anlatımda bulunduğu, Cumhuriyet Başsavcılığı’nca katılanın ifadesinin alınmadığı, Cumhuriyet Savcısı tarafından 05.03.2015 tarihinde düzenlenen iddianamede eylemin; “ Olay tarihinde saat 05:00 sıralarında, yukarıda açık kimlik bilgileri yazılı şikayetçinin ... ilçesi ... Caddesinde bulunan ... isimli barda tanıştığı şüpheli ... ile bardan ayrılarak bir yerde yemek yediği, akabinde ... Caddesi üzerinde yürüdükleri esnada şüphelinin "bir yerden video çekip geleyim" diyerek şikayetçinin ... Galaxy S 4 marka cep telefonunu istediği, şüphelinin şikayetçinin cep telefonunu alarak şikayetçinin yanından ayrıldığı ve bir daha da geri gelmediği, şikayetçinin şüphelinin cep telefonunu gün içinde birkaç kez aradığı, şüphelinin şikayetçiye cep telefonunu geri getireceğini, bir süre beklemesi gerektiğini söylediği; ancak cep telefonunu teslim etmediği, bu itibarla şüphelinin üzerine atılı Açıktan Hırsızlık suçunu işlediği tüm soruşturma evrakı kapsamından anlaşılmakla,” şeklinde anlatımı ile hırsızlık suçunu oluşturduğundan bahisle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 141/1, Türk Ceza Kanunu 53/1 sevk maddeleri gereğince cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı; 20.03.2015 günü iddianamenin düzenlendiği Alanya 4. Asliye Ceza Mahkemesince; “ Polisin gönderdiği mesaj üzerine telefonu alan kişinin resmi gönderilen kişi olduğuna yönelik müştekice cevap verilmesi üzerine kamu davasının açıldığı, kabule göre de müştekinin telefonunun şüpheli tarafından alındığı yönündeki iddialarını doğru kabul eden Cumhuriyet Savcılığının müştekinin şüpheli tarafından tehdit edildiği yönündeki iddiasını neden kabul etmediğini açıklamadığı, müştekinin bir sözünün kabul edilip diğer tehdit edildiği sözünün kabul edilmemesinin denetime elverişli biçimde gerekçelendirilmediği, iddianamede bu tehdit iddiasından hiç bahsedilmediği gibi kovuşturmaya yer olmadığına dair de karar verilmediği, müştekinin iddiasının doğru olması halinde yağma suçunun oluşacağı anlaşılmıştır. Usulüne uygun teşhis işlemi yapılmadan, mesajla müştekiye gönderilen fotoğrafın müşteki tarafından telefonunu alan kişinin bu kişi olduğunu söylediğine ilişkin cevabına göre kamu davası açıldığı, müştekinin teşhise ilişkin ifadesinin olmadığı, şüphelinin savunmasının alınmasına çalışılmaya yönelik hiçbir işlemin yapılmadığı, bu şekilde suçun subutuna etki eden mutlak delillerin toplanmadığı gibi, müştekinin telefonunun alındığına ilişkin beyanına itibar edilip, tehdit edildiğine ilişkin beyanına niçin itibar edilmediğinin belirtilmeyerek dosya içerisindeki mevcut delil ile somut olayın ilişkilendirilmediği bu hususun mahkeme görevini de etkileyeceğinden iddianamenin CMK 174/1-b ve 174/1-a maddesi uyarınca iadesine karar verilmiştir." şeklindeki gerekçe ile iddianamenin iadesine karar verildiği, Alanya Cumhuriyet Başsavcılığınca iddianamenin iadesi kararına 26.03.2015 tarihindeki itiraz üzerine Alanya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 10.04.2015 tarihinde; "Yapılan itiraz incelemesinde CMK 170/2 hükmünde belirtildiği üzere soruşturma evresinde toplanan deliller yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet Savcısı iddianame düzenlemek durumundadır. Bu itibar ile her ne kadar sanık için yapılan teşhis işlemi usule uygun değilse bunu iade nedeni yapılamayacağı, zira Yargıtay uygulaması suçun sübutuna etki edecek mutlak bir delilin toplanmaması iade nedenini dar yorumlamaktadır. Ayrıca katılan beyanında geçen tehdit edildiği ve fakat Cumhuriyet Savcılığının bunu dikkate almadan iddianame düzenlediği gerekçesi ile iade bakımından CMK 174/2 hükmü gereği iade nedeni yapılamaz bu nedenlerle itirazın kabulü ile iddianamenin mahkemesine iadesi yönünde aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İddianamenin iadesini düzenleyen CMK’nun 174. Maddesi kapsamında kalmayan iddianamenin iadesi kararına yapılan itirazın KABULÜNE, yerinde görülmeyen iddianamenin iadesi kararının KALDIRILMASINA,” şeklinde karar verildiği, 17.04.2015 günü Alanya 4. Asliye Ceza Mahkemesince, “ İade gerekçesinin tamamı hakkında karar verilmediğinden Ağır Ceza Mahkemesine iade edip bu konuyla ilgili de karar verilmesini isteyelim” şeklinde tekrar havale ile yeniden Alanya 1. Ağır Ceza Mahkemesine iadesi üzerine Alanya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.04.2015 tarihinde tekrar daha ayrıntılı olarak iddianamenin iadesi kararının kaldırılmasına ikinci kez karar verildiği, İddianamenin iadesi kararının Alanya 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.04.2015 tarihli karar ile kaldırılması üzerine, Alanya 4. Asliye Ceza Mahkemesince 24.05.2015 tarihli tensip ara kararının 4. maddesi ile, “ Katılan soruşturma aşamasında alınan beyanında sanığın telefonu almak için mağduru tehdit ettiğini beyan etmesi karşısında; mağdurun bu beyanı ile ilgili herhangi bir karar verilmediği, bu iddianın doğru kabul edilip edilmemesi hâlinde suçun hukuki niteliğinin değişme ihtimalinin bulunduğundan, sanığın telefonu alırken mağduru tehdit ettiğine ilişkin iddia yönünden soruşturma yapılarak verilecek karar hakkında mahkememize ivedi şekilde bilgi verilmesi için suç duyurusunda BULUNULMASINA” şeklinde suç ihbarında bulunulduğu, Bu ihbar üzerine Alanya Cumhuriyet Başsavcılığınca 2015/14603 soruşturma numarası üzerinden 03.11.2015 tarihinde; " Dosyanın tetkikinde katılan soruşturma aşamasında şüphelinin kendisine "Telefonu vermezsen kafanda kırarım" şeklinde sözler sarf ettiğini dile getirdiği, kovuşturma aşamasında talimat yoluyla Gölbaşı 2 Asliye Ceza Mahkemesi tarafından alınan beyanında ise şüphelinin kendisine “Beni takip edersen telefonu kırarım” şeklinde sözler sarf ettiğini belirttiği, şüphelinin ise savunmasında hakkındaki atılı suçu kabul etmediği, katılan malına zarar verileceğinden bahisle yağma suçunun işlenebilmesi için “mal varlığı itibarıyla büyük bir zarara” uğratılacağından bahisle tehdit edilmesi gerektiği, katılan kovuşturma aşamasındaki beyanı itibarıyla cep telefonunun kırılacağı yönündeki tehdidin TCK'nın 148/1. maddesi anlamında “mal varlığı itibarıyla büyük bir zarar” olarak kabul edilmeyeceği, katılanın soruşturma aşamasındaki beyanında dile getirdiği tehdit içerikli sözlerin ise şüpheli tarafından sarf edildiğini ve yağma suçunun işlendiğine dair kovuşturma aşamasında çelişkiye düşülen katılan soyut iddiası dışında 5271 sayılı CMK'nın 170/2 maddesi anlamında kamu davası açılabilmesi için yeterli şüphe oluşturacak nitelikte delil elde bulunmadığı anlaşılmış ve aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. NETİCE VE KARAR: Yukarıda açıklandığı üzere, şüphelinin üzerine atılı suçu tehditle-yağma suretiyle işlediğine dair “yeterli şüphe” oluşturacak nitelikte delil elde edilemediğinden 5271 sayılı CMK'nın 172/1 maddesi uyarınca bu açıdan şüpheli hakkında "KAMU ADINA KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA" şeklinde bir karar yazıldığı, Bu karar sonrası yargılamaya devam eden Alanya 4. Ceza Mahkemesince hırsızlık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünü temyizen inceleyen Yargıtay 6. CD.’nce 29.09.2021 tarihinde; “ Katılan soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki beyanlarında özetle, olay günü sanık ile barda tanıştıklarını, sanığın "video çekip geleceğim" diyerek kendisinden cep telefonunu istediğini, telefonu vermek istememesine rağmen zorla aldığını, sanığı takip etmesi üzerine sanığın kendisine “Beni takip edersen telefonu kafanda kırarım” dediği ve cep telefonunu alarak bir daha geri getirmediğini ileri sürülmesi karşısında, sanığın eyleminin sübutu hâlinde yağma suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkin delilleri takdir ve münakaşasının üst görevli Ağır Ceza Mahkemesi'ne ait olduğu gözetilmeden, görevsizlik kararı yerine yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması, Kabule göre de; Hükümden sonra 02.12.2016 tarihinde 29906 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendine eklenen alt bendler arasında yer alan ve 5237 sayılı TCK'nın 141. maddesinde tanımı yapılan hırsızlık suçunun uzlaşma kapsamına alındığının anlaşılması karşısında; 5237 sayılı TCK'nın 7/2. maddesi uyarınca; ''Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.'' hükmü de gözetilerek 6763 sayılı Kanunun 35. maddesi ile değişik CMK'nın 254. maddesi uyarınca aynı Kanunun 253. maddesinde belirtilen esas ve usûle göre uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle sanığın kazanılmış hakkının korunmasına karar verilmek suretiyle bozulmasına" karar verildiği, Bozma sonrası yargılamaya devam eden Alanya Ağır Ceza Mahkemesince Dairemizce bu aşamada temyiz incelemesine konu yapılan 15.12.2022 tarihli olarak, “Her ne kadar sanık hakkında hırsızlık suçundan verilen kararın temyiz incelemesinden sonra dosyanın yağma suçu yönünden değerlendirme yapılmak üzere görevsizlik kararıyla mahkememize gönderilmiş ise de; Alanya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin suç ihbarı üzerine 03/11/2015 tarihinde yağma ve tehdit suçlarından sanık hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, iddianamede yağma suçunun işlendiğine dair bir anlatıma yer verilmediği, CMK'nın 225/1.maddesi gereğince ve yargılamanın sınırlılığı ilkesi uyarınca, görevsizlik kararıyla iddianameye konu edilmeyen bir fiil hakkında yargılama yapılmasının mümkün olmadığı ve sanık hakkında yağma suçundan daha önce kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği anlaşılmış olup bu sebeplerle sanığın katılandan video çekmek amacıyla cep telefonunu alarak katılanın yanından ayrıldığı ve bir daha geri gelmediği, katılanın rızası olmadığı, sanığın katılana yönelik eyleminin hırsızlık suçunu oluşturduğu, olayın gece vaktine denk gelen bir zaman diliminde işlenmesi sebebiyle sanığa ek savunma hakkı verilerek hakkında hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi maddesi uygulanmış olup bu suçun da uzlaşma kapsamında bulunmadığı anlaşılmakla, sanık hakkında kazanılmış hak ceza miktarı da dikkate alınarak mahkememizce aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” şeklinde karar verildiği, Benzer bir konuda da Ceza Genel Kurulu 26.03.2019 tarihli 2017/6-99 Esas ve 2019/264 Karar sayılı kararında; " Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar adli-idari nitelikte bir işlem olup başka bir anlatımla karma nitelikte bir karardır. Bu nedenle beraat kararında olduğu gibi kişi hakkında verildiği fiile ilişkin olarak kesin hüküm sonuçlarını doğurmayacaktır. Ancak kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesin hüküm sonuçlarını doğurmaması, soruşturma makamının bu karardan her zaman keyfi biçimde dönebileceği ve kamu davası açabileceği anlamına da gelmemektedir. Kanuni düzenleme ve madde gerekçesinden de açıkça anlaşıldığı üzere, fail hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra aynı fiile ilişkin olarak yeniden soruşturma yapılabilmesi kanun koyucu tarafından "yeni delilin meydana çıkması" ile 680 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 10. maddesiyle yeni delilin elde edilmesinin yanı sıra bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilme şartlarına bağlanmış ve bu hususlar ceza muhakemesi şartı olarak belirlenmiştir. Nitekim öğretide bu hususun ceza muhakemesi şartı olduğu açıkça vurgulanmıştır. (Bahri Öztürk-Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Özge Sırma-Yasemin Saygılar Kırıt-Özdem Özaydın-Esra Alan Akcan-Efser Erdem, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 5. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2013, s. 65.) Uygulamada yapılan soruşturma sonucunda "ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar" olarak ifade edilen kararlar da verilmektedir. "Ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar", soruşturma kapsamında bir kısım fiillerin kamu davası açılmasını gerektirecek nitelikte olmaması, bir kısım fiillerin ise kamu davasının açılmasını ya da yetkisizlik gibi başka kararlar verilmesini gerektirmesi hâlinde, kamu davası açılmasını gerektirmeyen fiillerden dolayı verilen kararlardır. Ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın hukuki niteliği ve sonuçları itibarıyla, verildiği fiile ilişkin olarak kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan bir farkı bulunmamaktadır. Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için "fiil" ve "aynı fiil" kavramları üzerinde durulması gerekmektedir. Fiil kavramı; ceza muhakemesinde ve maddi ceza hukukunda kullanılan ortak bir kavram olmakla birlikte içerik olarak birbirinden farklılık arz etmektedir. Ceza muhakemesi anlamında fiil, uyuşmazlık konusu olay olup, muhakemenin konusunu oluşturan olayın bütününü ifade etmektedir. Maddi ceza hukukunda ise fiil, belirli bir amaca yönelen, kişinin isteğine göre ve iradesine bağlı, dış dünyada etki doğuran icrai yahut ihmali bir insan davranışıdır. Ceza muhakemesindeki fiil, maddi ceza hukuku anlamında tek bir fiilden oluşabileceği gibi birden fazla fiilden de oluşabilir. Bu itibarla ceza muhakemesindeki fiil kavramı, maddi ceza hukukundaki fiil kavramından daha geniş bir içeriğe sahiptir. Bununla birlikte, maddi ceza hukuku anlamındaki tek fiilin, ceza muhakemesinde birden fazla fiili oluşturması da mümkün değildir. Ceza muhakemesinde Cumhuriyet savcısı, yapmış olduğu soruşturma sonucunda kaleme aldığı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veya iddianame ile uyuşmazlığın konusunu ve sınırlarını ortaya koymaktadır. Ceza muhakemesine konu edilen fiilin aynı olup olmadığının tespitinde de iddianame veya kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda belirtilen olaylar bütününün esas alınması gerekmektedir. Buna göre iddianame ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda yer alan fiilin işlendiği yer, fiilin süresi, zamanı, kullanılan araçlar, kullanılma biçimleri belirtilmek suretiyle bireyselleştirilerek tanımlanan olaylar göz önünde bulundurularak fiilin aynı olup olmadığı belirlenecektir. Fiilin aynı olup olmadığının belirlenmesinde Cumhuriyet savcısınca yapılan hukuki nitelendirmenin bir önemi bulunmamaktadır. "Aynı konuda biri doğru, diğeri yanlış iki karar aynı zamanda verilmişse, yanlışı yok sayılmalıdır. Meselâ aynı eylem hakkında bir tavsiften kamu davası açılmış, diğer tavsiften açılmamışsa, hatalı olan ikincisini ortadan kaldırmak için vakit kaybedilmemelidir." (Ceza Muhakemesi Hukuku, 18. Bası, sahife 206 Kunter / Yenisey / Nuhoğlu) Nitekim, Yüksek Yargıtay CGK 19.04.1978 tarihli ve 78/1-129 sayılı içtihadıyla yukarıda alıntı yapılan görüş doğrultusunda karar vermiştir. Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Kartal Cumhuriyet Başsavcılığınca, sanık hakkında "Sanığın katılanı bıçakla tehdit etmek suretiyle telefonunu zorla aldığına dair yeterli delil bulunmadığından" bahisle nitelikli yağma suçundan kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karar verildiği halde 12.12.2007 tarihli ve 12521-1079 sayılı iddianame ile "Sanığın mağdurun telefonunu müzik dinlemek için aldıktan sonra telefonu iade etmeyerek olay yerinden ayrıldığı" iddiası ile kamu davası açıldığı olayda; ek kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın mağdura tebliğ edildiğine ve bu kararın kesinleştirildiğine dair dosya kapsamında herhangi bir bilginin olmadığı, aynı fiille ilgili biri doğru, diğeri yanlış iki kararın aynı zamanda verilmesi durumunda yanlış olan kararın hukuki değerden yoksun olacağı, ceza muhakemesine konu edilen fiilin aynı olup olmadığının tespitinde de iddianame veya kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda belirtilen olayların bir bütün olarak esas alınması gerektiği, ceza muhakemesindeki fiil, maddi ceza hukuku anlamında tek bir fiilden ibaret olabileceği gibi birden fazla fiilden de oluşabileceği, bu itibarla ceza muhakemesindeki fiil kavramının, maddi ceza hukukundaki fiil kavramından daha geniş bir içeriğe sahip olduğu ve fiilin aynı olup olmadığının belirlenmesinde Cumhuriyet savcısınca yapılan hukuki nitelendirmenin bir öneminin bulunmadığı hususları göz önünde bulundurulduğunda; sanık hakkında düzenlenen iddianame ile kovuşturmaya yer olmadığına dair ek kararda anlatılan fiillerin ceza muhakemesi anlamında tek bir fiil niteliğinde olduğu, dolayısıyla aynı fiil hakkında aynı zamanda hem kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karar hem de iddianame düzenlendiği, bu hâliyle sanık hakkında Kartal Cumhuriyet Başsavcılığınca aynı fiilden dolayı hukuki nitelendirme yapılarak verilmiş olan kovuşturmaya yer olmadığına dair ek kararının hukuki değerden yoksun olduğunun, sanık hakkında düzenlenen iddianamenin ise usul ve yasaya uygun olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, Yerel Mahkeme direnme hükmünün isabetli olduğuna, hükmün esasının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir." şeklinde kabuller içeren kararında bizim inceleme konusu dosyamızdaki duruma emsal olabilecek değerlendirmeler yapıldığı görülmektedir. Alanya 4. Asliye Ceza Mahkemesince sanığın eyleminin yağma suçunu oluşturabileceğinden bahisle görevsizlik kararı verilerek Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesi yerine açıklanan sürecin işletilmesi suretiyle dolaylı da olsa iddianame ile dava konusu yapılan eylemde hatalı niteleme sonrası ceza davası devam ederken ayrıca bir soruşturma yoluyla mahkemenin suç vasfını tespit ve tayini yetkisini sınırlayabilecek içerikteki kovuşturmaya yer olmadığına dair Alanya Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/14603 soruşturma numaralı 03.11.2015 tarihli kararının Ceza Genel Kurulu'nun kararında da kabul edildiği gibi "hukuki değerden yoksun olduğu"nun kabulü gerekir. Bu nedenlerle Alanya Asliye Ceza Mahkemesince Yargıtay 6. Ceza Dairesinin bozma kararı çerçevesinde verilen görevsizlik kararının iddianame yerine geçmesi sebebiyle yargılamaya devamla dosyadaki tüm delillerle suç vasfını serbestçe tayin edip Yargıtay 6. Ceza Dairesinin bozma ilamı çerçevesinde sanığın eyleminin yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı da tartışılıp, CMK 326/son hükmü de dikkate alınarak hüküm kurulması gerekirken, bu aşama da açıklanan şekilde verilen ve hukuki sonuç doğurma kabiliyeti olmayan kovuşturmaya yer olmadığı kararına hukuki sonuç yüklenmesi, maddi gerçekte sanığın eyleminin Yargıtay 6. Ceza Dairesinin bozma ilâmı çerçevesinde yağma sonucunu oluşturup oluşturmadığı tartışılmadan yazılı şekilde TCK 141/1 ve 143. maddeleri uyarınca ceza tayini, Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenlerle Tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, bozma sonrası kurulacak hükümde 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 326/son maddesinin gözetilmesine, dava dosyasının Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla