İçeriğe geç
AC
2. Ceza Dairesi Esas: 2023/17285 Karar: 2024/18701 Tarih: 2024

Yargıtay 2. Ceza Dairesi E.2023/17285 K.2024/18701

2. Ceza Dairesi 2023/17285 E. , 2024/18701 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI : 2022/2987 E. 2022/1765 K. SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : İstinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen

Karar Özeti

2. Ceza Dairesi 2023/17285 E. , 2024/18701 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI : 2022/2987 E. 2022/1765 K. SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : İstinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen

Karar Detayı

2. Ceza Dairesi 2023/17285 E. , 2024/18701 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI : 2022/2987 E. 2022/1765 K. SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : İstinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 280/1-e-f maddelerinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hallerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre, Kütahya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.11.2020 tarihli ve 2018/480 Esas ve 2020/461 Karar sayılı dosyasında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf istemi üzerine yapılan inceleme neticesinde, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 29.09.2021 tarihli ve 2021/353 Esas ve 2021/2098 Karar sayılı kararı ile '' TCK' nın 143. Maddesinin uygulanması gerektiği ve suça sürüklenen çocuk için sosyal inceleme raporu alınması gerektiği ' gerekçeleri ile hükmün bozulmasına karar verildiği, bozma kararı üzerine Kütahya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 26.05.2022 tarihli ve 2021/580 Esas ve 2022/384 Karar sayılı kararının 2. kez istinaf edilmesi üzerine bu kez Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 13.09.2022 tarihli ve 2022/2987 Esas ve 2022/1765 Karar sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği ancak verilen bu bozma kararında belirtilen hukuka aykırılıkların aynı Kanun’un 280/1-e maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, bozma nedeni olarak gösterilen ve yukarıda sayılan hukuka aykırılıkların hiç birisinin bu bent kapsamına girmediği anlaşılmakla, buna göre Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilerek yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı gözetilerek;Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 29.09.2021 tarihl 2021/353 Esas ve 2021/2098 karar sayılı kararı ile bozma üzerine Kütahya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 26.05.2022 tarih 2021/580 Esas, 2022/384 Karar sayılı kararlarının hukukî değerden yoksun ve yok hükmünde olduğu belirlenerek yapılan incelemede; 5271 sayılı Kanun'un 280/1-g maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilerek, duruşma açılıp, taraflar çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince giderilmesi sonucunda yeniden hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi, Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk müdafiinin ve katılan vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.12.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY; Adet gereği açıkta bırakılmış eşya sayılan rögar kapağını gece vaktinde çalan sanık hakkında ilk derece mahkemesi yargılama sonucunda neticeten 1 yıl 8 ay hapis cezası vermiş ve istinaf edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesi, suçun gece işlenmesi sebebiyele cezada artırım yapılmaması ve çocuk sanık hakkında sosyal inceleme raporu alınmaması gerekçesiyle bozma kararı vererek dava dosyasını ilke derece mahkemesine göndermiştir. İlk derece mahkemesi bu defa raporu alıp yeni hükümde hırsızlık suçu gece işlendiği için cezada artırım yaparak sonuçta 2 yıl 6 ay hapis cezası vermiştir. Bu hükmünde istinaf edilmesi üzerine bu defa bölge adliye mahkemesi, esastan ret karar vermiş ve katılan ... vekili ile sanık tarafından bu kararın temyizi üzerine karar bozulmuştur. Yargıtay 2. Ceza Dairesinin genel kabulüne göre, 5271 sayılı CMK’nun 280 maddesi bölge adliye mahkemelerine ilk dereceden verilen hükümleri bozma yetkisini oldukça sınırlı şekilde ve açıkça sayarak göstermiş olup bölge adliye mahkemelerinin kanunun verdiği yetki ile sınırlı bozma yapma yerine çeşitli mülahazalar ile paralel usul ihdas ederek kanunun izin vermediği bir konuda bozma yapmaları hukuka aykırı olup bu hukuka aykırılık bundan sonraki bütün işlemleri yok hükmünde saymak sonucunu doğurmaktadır. Sayın çoğunluk ile ihtilafa düştüğümüz konu bölge adliye mahkemesinin kanuna açıkça aykırı olup bilinçli olarak hukuk ihlalinin verilen hükümleri hukuken yok hükmünde saymak için yeterli olup olmadığı konusundadır. 1-) Ülkemizde alt, üst, ilk veya son fark etmeksizin bütün mahkemeler her zaman iş yükünden muzdariptir. Hukuk sistemindeki aksaklıklar, hep iş yükü bahanesiyle örtülür. Maalesef ülkemizde iki dereceli yargılanma hakkına geçerken uygulamaya başlanan istinaf kanun yolu unutulduğu için birçok zihin sorunu ve uygulamacı engeliyle karşılaşmıştır. İş yükünden dolayı ilk derece mahkemelerinin gereği gibi yargılama yapmayıp üst derece mahkemelerinin işi çözmesi için ortada bırakması nedeniyle yine iş yükünden bunalan bölge adliye mahkemeleri, istinaf kanun yolunu gereği gibi uygulama çabasından uzaklaşarak temyiz incelemesi yapma yolunu tercih etmiştir. Temyiz incelemesi yapması gereken iş yükü ağır olan Yargıtay ise devamlı yetki genişleterek bölge adliye mahkemelerinin yapması gerekenleri üstlenmeye her hukuka aykırılığı düzeltmeye çalışmaktadır. Yargıtay istinaf incelemesine, bölge adliye mahkemeleri de temyiz incelemesine benzer kanun yolu denetimi yapmayı giderek alışkanlık haline getirmektedir. Mantığı anlaşılmayan kanun yolları birbirine karıştırılmaktadır. Böylece keyfiliğin can düşmanı olması gereken muhakeme hukuku ilkeleri, kuralları ve kurumları zarar görmektedir. 2-) Bölge adliye mahkemelerinin iş yükü gerekçesiyle kanun hükümlerinin açıkça dışına çıkarak bilinçli bir biçimde hukuka aykırı kararlar vermesi asla kabul edilebilir bir yol değildir. Bölge adliye mahkemelerinin bilinçli olarak kanunu ihlal etmesi ve devamlı olarak bunu yapması önemli bir mesleki etik sorunudur. Kararı yok hükmünde sayılanlar mantık gereği disiplin incelemesine alınmak zorundadır. Bilinçli olarak kanuna uymamak, devamlı açık kanun hükmüne aykırı karar vermek, emsal Yargıtay kararlarına rağmen uygulamada ısrarcı olmak, hukuk düzenini ihlal etmektedir. Bu konuda yalnızca zayıf not takdiri ile yetinilmeyip ilgililerince gereğinin yapılması gerekir. Hukuk sınırı dışına çıkmanın sıradanlaşması hukuk devletine zarar verdiği gibi hukukun üstünlüğünün yerini keyfiliğin almasına yol açar, denemesi değil düşünülmesi bile korkunçtur, felakettir. 3-) Bölge adliye mahkemesinin 5271 sayılı CMK’nun 280 maddesine aykırı olarak bozduğu ve ilk derece mahkemesine gönderdiği dava dosyasında direnme yetkisi bulunmadığı için yeniden hüküm kurması ve istinaf edilmesi üzerine esastan ret ve düzeltildiği durumda hukuka aykırı olan bozma kararı ve sonrası işlemlerin akıbeti asıl hukuki sorunu oluşturmaktadır. Bu konuda Yargıtay özel daireleri arasında yeknesak bir uygulama birliği yoktur. Bozma kararı yok hükmünde sayılarak sonraki işlemleri geçersiz sayan özel daireler olduğu gibi hukuka aykırılığı kabul etmekle birlikte bozma yapmayarak hükmü inceleyen daireler de vardır. Yargıtay 2. Ceza Dairesi birinci görüşte iken 9 ve 10 ceza daireleri ikinci görüştedir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2021/15983-2022/7579 sayılı 06.07.2022 günlü kararında; “İlk derece mahkemesinin mağdureye yönelik cinsel istismar suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün esastan reddine dair karar yönünden, adı geçen mağdureyle ilgili sanık hakkında verilen 09.03.2018 tarihli mahkumiyet kararının istinaf incelemesini yapan bölge adliye mahkemesince bozulmasından sonra anılan karara direnme yetkisi bulunmayan ve kanunen uyma zorunluluğu bulunan ilk derece mahkemesince verilen mahkumiyet hükmünün aslında bölge adliye mahkemesince verilmiş bir karar olarak kabulünde zorunluluk bulunduğu, bu tür kararların istinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesince verilmesi gereken kararlardan olduğu, bu şekilde verilen kararların ilk derece mahkemesi kararı niteliğinde bulunduğunun kabulü halinde esasen tarafların var olan temyiz haklarının ellerinden alınmış olacağının anlaşılması karşısında, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde kurulan yeni mahkumiyet hükmünün de temyizi kabil olduğu kabul edilerek gereği görüşüldü…” diyerek ilk derece ve bam kararlarını geçersiz ve yok hükmünde saymayıp esastan kararı incelemektedir. 4-) Yargıtay özel dairelerinden birinin hukuken yok hükmünde saydığı konuda bir başka özel daire hukuka aykırılık olmakla birlikte hukuken geçerli kabul etmektedir. Bu konu asıl içtihat alanı olup bütün ceza dairelerini ilgilendirdiği için ceza daireleri üyelerinin tamamının katılımıyla çözümlenebilir. Yargıtay, temyiz incelemesinde ağır hukuka aykırılıkları, yokluk yaptırımıyla karşılamıştır. Ancak Yargıtay bozma kararı vererek ortadan kaldırdığı önceden var olan bir karar bulunduğu için artık yokluktan bahsedilemez. Bozulan ve hukuken varlığı kabul edilen elde bir karar olduğu halde, bu karar hukuki varlık aleminde hiç yokmuş sayılması mantıki tutarsızlıktır. Temyiz edilerek Yargıtay’ın önüne gelmiş ve incelemeye değer bulunmuş bir mahkeme kararı artık yok sayılamaz, ancak mutlak butlan ile batıl sayılabilir, hükümsüz kılınabilir. 5-) Şahsi görüş olarak, bölge adliye mahkemesinin bozma yetkisini kötüye kullanması halinde yine de ortada bir ilk derece ve bölge adliye mahkemesi kararı bulunduğu ve temyiz kanun yolunda bu kararlar inceleme konusu yapıldığı için yok hükmünde sayılmaması gerekir. Eğer bölge adliye mahkemesinin bozma kararı yok hükmünde sayılırsa kötüye kullanma nedeniyle sorunlar doğurur. 5271 sayılı CMK yok hükmünde ağır bir yaptırım ile mahkeme kararının geçersiz sayılmasını istememiş 289 maddesinde kesin hukuka aykırılık olarak görmüştür. İlk derece mahkemesinin ilk kararındaki hukuka aykırılığın ilk derece veya istinaf aşamasında giderilmeye çalışılması yokluk yaptırımına tabi olamaz. Yokluk, mahkemenin yetki alanı dışında kalan idari, yasama veya tamamen ilgisiz yargı alanı konusunda olabilir. Mahkemenin yönetmelik çıkarması, kaymakamın hapis cezası vermesi, sulh ceza hakimin kanunu anayasaya aykırı bulup iptal etmesi gibi hukuken absürt ve abesliklerde olabilir. Yargıtay’a gelmiş bir mahkeme kararı artık yok hükmünde değildir; en fazla olsa olsa mutlak butlan ile hükümsüz, değersiz, geçersiz sayılabilir. Fiili durum da aslında budur. 6-) İncelenen davada sanık çocuk hakkında bölge adliye mahkemesinin verdiği bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesi sosyal inceleme yaptırıp rapor almış ve hırsızlık suçu gece işlendiği için cezada isabetli olarak artırım yapılmıştır. Sanık çocuğun cezası 1 yıl 8 aydan 2 yıl 6 aya yükselmiştir. Bölge adliye mahkemesinin yetkisini aşarak bozduğu hüküm ikinci defa hukuka uygun olarak kurulmuştur. Bozma kararı veren bölge adliye mahkemesinin şeklen yetkisini aşmış olması ilk derece mahkemesinin ikinci hükmünü hukuka aykırı hale getirmez. Hukuka aykırılıkların ilk derece mahkemesince düzeltilmesi ile bölge adliye mahkemesinde düzeltilmesi gerçekte davanın adilliğine etki etmemektedir. İki dereceli yargılanma hakkını zedelememekte tersine güçlendirmektedir. Bu uygulama bölge adliye mahkemesi karşısında direnme yetkisi olmayan ilk derece mahkemelerini ezen bir duruma yol açsa da yargılama işlemlerini yokluk yaptırımıyla geçersiz saymaya götürecek kadar ağır bir hukuk ihlali de değildir. Sonuç olarak, sanık çocuk hakkında verilen hükümler hukuka neticesi bakımından uygun olup temyiz talebinin esastan reddiyle onanmasına karar verilmesi yerine bölge adliye mahkemesinin bozma yetkisi olmadığı için yok hükmünde sayılarak bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne ve sürdürdüğü uygulamaya iştirak etmiyorum.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla