İçeriğe geç
AC
2. Ceza Dairesi Esas: 2023/21085 Karar: 2024/7548 Tarih: 2024

Yargıtay 2. Ceza Dairesi E.2023/21085 K.2024/7548

2. Ceza Dairesi 2023/21085 E. , 2024/7548 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ: Hırsızlık İNCELEME KONUSU KARAR: İtirazın kabulü TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: İlgili kararın kanun yararına bozuması Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.07.2023 tarihli ve KYB-2023/61914 sayılı kanun yararına bozma isteminin; " Akh

Karar Özeti

2. Ceza Dairesi 2023/21085 E. , 2024/7548 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ: Hırsızlık İNCELEME KONUSU KARAR: İtirazın kabulü TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: İlgili kararın kanun yararına bozuması Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.07.2023 tarihli ve KYB-2023/61914 sayılı kanun yararına bozma isteminin; " Akh

Karar Detayı

2. Ceza Dairesi 2023/21085 E. , 2024/7548 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ: Hırsızlık İNCELEME KONUSU KARAR: İtirazın kabulü TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: İlgili kararın kanun yararına bozuması Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.07.2023 tarihli ve KYB-2023/61914 sayılı kanun yararına bozma isteminin; " Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinin 22.04.2022 tarihli kararı ile, adı geçen hükümlü hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı konusunda yapılan değerlendirme neticesinde Akhisar 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 09.12.2021 tarihli ek kararının kazanılmış hak niteliğinde olduğundan bahisle Akhisar 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.04.2022 tarihli ek kararına karşı yapılan itirazın kabul edilerek, itiraz konusu kararın kaldırılmasına karar verilmiş ise de, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 18/09/2007 tarihli ve 214-181 sayılı ve 17.04.2004 tarihli ve 32-97 sayılı kararlarında belirtildiği üzere infaza ilişkin hususların kazanılmış hak teşkil etmeyeceği, Dosya kapsamına göre, Akhisar 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 10/06/2014 tarihli ve 2013/536 esas, 2014/368 sayılı kararına konu suç tarihinin 10/04/2007 olduğu, tekerrüre esas alınan Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinin 2003/274 esas, 2004/74 sayılı kararının 26.10.2004 tarihinde kesinleşmesini takiben Mahkemesince verilen 29/06/2005 tarihli ve 2005/228 değişik iş sayılı uyarlama yargılaması kararının kanun yararına bozularak yeniden yapılan yargılama neticesinde aynı Mahkemece verilen 24.10.2013 tarihli ve 2013/239 esas, 2013/372 sayılı mahkumiyet kararının kesinleşme tarihinin 18/04/2018 olduğu, Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 29.11.2022 tarihli ve 2022/9177 esas, 2022/9409 karar sayılı ilamında yer alan "... tekerrüre esas alınan mahkumiyet hükmünün uyarlama yargılaması sonucunda yine hükümlü hakkında mahkumiyet kararı verilmesi nedeniyle tekerrüre esas olma koşulu ortadan kalkmadığı ve uyarlama yargılama sonrasında verilen mahkumiyet kararının kesinleşme tarihinin suç tarihinden sonra olmasının tekerrür uygulamasını engellemeyeceği ancak infaz aşamasında tekerrüre esas ceza miktarı ile ilgili olarak göz önünde bulundurulması gerektiği gözetilmeden sanık hakkında TCK'nin 58. maddesi uyarınca tekerrür hükümlerinin uygulanmaması, ... Bozulmasına" şeklindeki açıklamalar nazara alındığında, Akhisar 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.06.2014 tarihli ve 2013/536 esas, 2014/368 sayılı kararı ile sanık hakkında verilen hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilerek kesinleşmesini müteakip, tekerrüre esas alınan hükmün uyarlama yargılamasına veya kanun yararına bozmaya konu edilerek bozma kararı sonrası yapılacak yargılamada da mahkumiyet kararı verilip kesinleşme tarihinin değişmesinin tekerrür hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmeyeceği ancak tekerrüre esas ceza miktarı ile ilgili olarak infaz aşamasında göz önünde bulundurulması gerektiği, inceleme konusu dosya yönünden hükümlünün cezasının mükerrirlere özgü olarak çektirilip çektirilmeyeceği hususunun infaza ilişkin bir konu olup Mahkemesince alınacak ek kararlar ile infaz aşamasında gözetilebileceği, Mahkemesince verilen bu ek kararların hükümlü hakkında kazanılmış hakka konu olmayacağı, bu kapsamda Akhisar 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 11.04.2022 tarihli ek kararda hukuka aykırılık bulunmadığı gözetilmeden, itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiştir. ” şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE Hırsızlık suçundan hükümlü ...'nin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 142/1-b, 143/1 ve 35. maddeleri gereğince 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve sanık hakkında aynı Kanun'un 58. maddesi gereğince tekerrür hükümlerinin uygulanmasına dair Akhisar 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.06.2014 tarihli ve 2013/536 Esas, 2014/368 Karar sayılı kararının temyiz edilmeksizin kesinleşmesi sonrasında, tekerrüre esas alınan Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinin 2003/274 Esas, 2004/74 Karar sayılı kararına ilişkin uyarlama yargılaması sonrası verilen kararın kanun yararına bozulması nedeniyle kesinleşme tarihinin 18.04.2018 olup kesinleşme tarihi nedeniyle Akhisar 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 09.12.2021 tarihli ek karar ile, tekerrür hükümlerinin kaldırıldığı, bu karar sonrasında verilen 11.04.2022 tarihli ek karar ile, 09.12.2021 tarihli ek kararın kaldırılmasına, sanık hakkında hükmolunan cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verildiği ve bu karara yönelik yapılan itiraz üzerine, Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinin 22.04.2022 tarihli ve 2022/532 Değişik İş sayılı kararı ile, 09.12.2021 tarihli ek kararın sanık hakkında kazanılmış hak teşkil ettiğinden bahisle itirazın kabulü ile 11.04.2022 tarihli ek kararın kaldırılmasına karar verildiği belirlenerek yapılan incelemede; Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 27.12.2005 tarihli ve 162-173 sayılı kararında belirtildiği üzere, sonradan yürürlüğe giren kanunun, suçun unsurlarını değiştirmesi, suça etkili hâlleri yeniden düzenlemesi, ceza miktarlarını öncekinden farklı alt ve üst sınırlar arasında belirlemesi gibi durumlarda, kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bakımından doğuracağı sonucun bir mahkeme kararı ile saptanması gerekir. Bu durumda “mahkûmiyet hükmünde değişiklik yargılaması” veya kısaca “uyarlama yargılaması” denilebilecek bir yargılama faaliyetine ihtiyaç vardır. Her yargılama faaliyeti gibi bu da bir davanın varlığını gerektirir. Bu yargılama gerçekleştirilirken, herhangi bir inceleme ve araştırma yapılması, kanıt toplanması veya takdir hakkının öncekinden farklı biçimde ve kanunda öngörülen alt sınırın üzerinde ceza tayin edilerek kullanılması söz konusu ise ya da cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin bir hükmün uygulanması olanağı sonraki kanun ile doğmuşsa, kanun koyucunun “derhal uygulanabilirlik” kavramıyla amaçladığının dışında kalan bu gibi hâllerde yargılamanın duruşmalı yapılması zorunludur. Bunun dışındaki hâllerde ise evrak üzerinde inceleme yapılarak karar vermek olanaklı hâle gelebilecektir. Ancak duruşma açılarak yargılama yapılsa da, bu yargılama, sonraki kanunun lehe hükümlerinin saptanması ve uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi ile sınırlı ve kendine özgü talî bir yargılama olup uyarlama yargılamasında önceki karar dışına çıkılamayacak, kesinleşen karardaki suça konu sabit eyleme uygulanma olanağı bulunan yeni kanundaki hükümler bütünüyle tatbik olunduktan sonra yeni kanunun lehe sonuç doğurduğunun saptanması hâlinde, hükümlünün bu sonuçtan faydalanması için infaza konu olabilecek nitelikte bir hüküm kurulmasıyla yetinilecektir. Uyarlama yargılaması, ister 5252 sayılı Kanun'un 9. maddesine, isterse 5275 sayılı Kanun'un 98. maddesine göre yapılsın, yargılama sonucunda verilen karar esas itibarıyla infazı ilgilendiren ve etkileyen bir karar niteliğindedir. Uyarlama yargılamasının 5275 sayılı Kanun'un 98. maddesi uyarınca yapıldığı hâllerde verilen karar aynı Kanun'un 101. maddesi uyarınca itiraz yasa yoluna; 5252 sayılı Kanun'un 9. maddesine göre yapıldığı hâllerde ise, bu Kanun'da açık bir hüküm bulunmaması nedeniyle genel hükümler uygulanmak suretiyle temyiz yasa yoluna tabi olacaktır. 5252 sayılı Kanun'un 9. maddesinin uygulandığı hâllerde hükmün temyiz yasa yoluna tabi olması, verilen kararın infaza ilişkin bir karar olma niteliğini değiştirmeyecektir. Bu belirlemeler ışığında, infaza ilişkin olan bu kararın kazanılmış hak kavramına konu olup olamayacağı sorununa gelince; 5271 sayılı Kanun'un 307. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “aleyhe değiştirmeme yasağı” 1412 sayılı CMUK'un, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326. maddesinin son fıkrasında; “Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz.” biçiminde düzenlenmiş, ceza usul hukukumuzda kazanılmış hakkı düzenleyen başka bir hükme yer verilmemiştir. Görüldüğü üzere, anılan maddede aleyhe sonucu değiştirmeme ilkesi “hükümlüler” yönünden kabul edilmiştir. Sanık, hakkında henüz kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan kişidir. Halbuki uyarlama yargılaması, hakkında kesinleşmiş ve infaz yeteneği bulunan bir hüküm verilmiş kişiler için söz konusudur. Bu nedenle uyarlama yargılamasında kazanılmış hak sadece kesinleşen ceza miktarıyla sınırlı olup hükümlüler hakkında aleyhe sonucu değiştirmeme ya da uygulamadaki adıyla kazanılmış hak ilkesinin uygulanması yasal düzenlemeler karşısında mümkün görünmemektedir. Nitekim, ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 23.09.2003 tarihli, 160-216 sayılı ve 08.10.2002 tarihli, 179-354 sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere yerleşmiş uygulamada, infaza ilişkin verilen kararların, “aleyhe sonucu değiştirmeme” ya da “kazanılmış hak” ilkesine konu olamayacağı kabul edilmektedir. Ceza Genel Kurulunun 20.06.2006 gün ve 124-165 sayılı kararında; istinaf ve temyiz kanun yolları bakımından pozitif hukukumuzda yer alan “cezanın aleyhe değiştirilmemesi” ilkesinin, ceza muhakemesinin mutlak ve vazgeçilemez değerleri arasında yer alan ve evrensel hukukun benimsediği bir ilke olmadığı, kanunun düzenleniş biçimi ve amacı itibarıyla, ceza yargılamasında verilen kararlara karşı kesin hükme kadar masumiyet karinesinden yararlanma hakkı bulunan sanığın temyiz kanun yoluna başvurudan çekinmemesini temine yönelik bir prensip olduğu açıklanmıştır. Kanundaki açık düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere; yaptırımı ve sonuçlarını aleyhe değiştirme yasağının kapsamı yalnızca ceza miktarı ile sınırlı olup, sanık veya onun lehine ilgililer tarafından temyiz davası açıldığında, lehe bozma üzerine yeniden kurulan hükümle belirlenen ceza ve sonuç, önceki hükümle belirlenen ceza ve sonuçtan daha ağır olamayacaktır. Belirtildiği üzere aleyhe değiştirme yasağı münhasıran “cezalar” ile ilgili ve sınırlı olup, fiilin nitelendirilmesinde ve suç adının belirlenmesinde geçerli değildir. Cezalar 5237 sayılı TCK'nun 45. maddesinde; hapis ve adli para cezaları olarak sayıldığından, cezalar arasında sayılmayan güvenlik tedbirleri ile diğer müesseselerin bu yasak kapsamda değerlendirilemeyeceği Ceza Genel Kurulunca duraksamasız olarak kabul edilegelmiştir. Bu bağlamda Yargıtay Ceza Genel Kurulunca; 14.01.2014 gün ve 13-5 sayılı kararda; aleyhe değiştirme yasağının 5237 sayılı TCK’nın 191. maddesinde öngörülen tedavi ve denetimli serbestlik tedbirini kapsamadığı, 18.06.2013 gün ve 1432-323 sayılı kararda; mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına hükmolunurken tekerrüre esas alınan ilâmın kararda gösterilmesinin zorunlu olmadığı, ancak adlî sicil kaydında tekerrüre esas hükümlülüğü bulunan sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünde cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre infazına karar verilmemiş olması halinde, aleyhe yönelen temyizin bulunmaması durumunda hükmün tekerrür hükümlerinin uygulanmaması isabetsizliğinden bozulamayacağı, 11.05.2010 gün ve 87-112 sayılı kararda; ertelemenin kanunî sonucu olmasından ötürü zorunlu olarak hükmedilmesi gereken “denetim süresi”ne ilişkin hataların 5275 sayılı Kanun hükümleri uyarınca infaz aşamasında düzeltilmesi mümkün olduğundan, bu hususun “aleyhe değiştirme yasağına” konu olmayacağı, 10.03.2009 gün ve 241-57 sayılı kararda; 5271 sayılı CMK'nın 231. maddesinde düzenlenen “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesine ilişkin olarak belirlenen “denetim süresi” cezaya ilişkin olmadığından kazanılmış hakkın söz konusu olmayacağı, 12.12.2006 gün ve 301-296 sayılı kararda; 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin güvenlik tedbirleri arasında sayılması nedeniyle bu konudaki hataların kazanılmış hakka konu teşkil etmeyeceği, 20.06.2006 gün ve 124-165 sayılı kararda; “lehe temyiz davasında cezanın aleyhe değiştirilmemesi” ilkesinin uyarlama yargılamasında verilen kararlar bakımından geçerli olmadığı, 20.01.2004 gün ve 278-1 sayılı kararda ise; hükümde yer alan infaza yönelik uygulamalar ya da infaz aşamasında buna ilişkin verilen kararlar kazanılmış hak ilkesinin dışında tutulduğu, bu kapsamda cezaların toplanmasına ilişkin kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağı, Sonuçlarına ulaşılmıştır. Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş uygulamalarında, hükümlerde yer alan infaza yönelik uygulamalar ya da infaz aşamasında bu konuda verilen kararlar, kazanılmış hak ilkesinin dışında tutulmuştur. Bu husus 23.09.2003 gün ve 160-216 ve 08.10.2002 gün ve 179-354 sayılı kararlarda vurgulandığı gibi; 24.4.1950 gün ve 324-124 sayılı kararda; “Ceza Muhakemeleri Usulü Yasamızın 403. maddesine göre verilen içtima kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağı”, 21.3.1977 gün ve 103-126 sayılı kararda; “infaza ilişkin bulunan hususların kazanılmış hakka konu olamayacağı” belirtilmekte, 28.3.1988 gün ve 40-137 sayılı kararda da: “Yerel Mahkemenin 11.6.1980 gün ve 9-103 sayılı kararında, iki ayrı adam öldürme suçuna ilişkin olarak sanığa verilen cezalardan Türk Ceza Kanununun 59. maddesi ile indirim yapılmış ve re’sen temyiz incelemesine tabi olan bu hüküm yalnız sanık tarafından temyiz edilmiştir. Sanığa bu eylemlerinden dolayı tayin olunan müebbet ağır hapis cezaları Türk Ceza Kanununun “Birinci Kitap”ının “Suç ve Cezaların İçtimaı” başlıklı “Yedinci Bap”ında yer alan 70. maddesiyle içtima ettirilmesi sonucu sanığa “idam” cezası verilmişse de; infaza ilişkin olması nedeniyle, bu maddenin uygulanması suretiyle verilen kararlar, CMUK’nun 326/son maddesi kapsamında mütalaa edilemez. Başka bir deyişle, kazanılmış hakka (aleyhe bozma yasağı) konu olamaz.” denilmektedir. Görüldüğü gibi yerleşmiş yargısal kararlarda, infaza ilişkin verilen kararların, “aleyhe sonucu değiştirmeme” ya da “kazanılmış hak” ilkesine konu olamayacağı kabul edilmektedir. Öte yandan aleyhe sonucu değiştirmeme ilkesinin yer aldığı yasal düzenleme incelenirse; Aleyhe sonucu değiştirmeme ilkesi, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 326. maddesinin 4. fıkrasında, “Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291’inci maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tâyin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz” şeklinde düzenlenmiştir. Anılan maddede aleyhe sonucu değiştirmeme ilkesi görüldüğü üzere “sanıklar” yönünden kabul edilmiştir. Sanık ise, hakkında henüz kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan kişidir. Halbuki uyarlama yargılaması, hakkında kesinleşmiş ve infaz yeteneği bulunan bir hüküm verilmiş kişiler için söz konusudur. Bu nedenle hükümlüler hakkında aleyhe sonucu değiştirmeme ya da uygulamadaki adıyla kazanılmış hak ilkesinin uygulanması yasal düzenlemeler yönünden de söz konusu olamaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/06/2006 gün ve 2006/10-124-165, 04.07.2006 gün ve 2006/10-128-177 sayılı kararlarında, kesin hükümde değişiklik yargılaması (uyarlama yargılaması) sonucu verilen hükümler ile tayin olunan cezaların kazanılmış hak oluşturmayacağı, bu hükümler yönünden cezanın aleyhe değiştirme ilkesinin uygulanamayacağı kabul edilmiştir. ...Kesin hükümde değişiklik yargılaması sonucu verilen yeni hükümler, infaz aşamasında ve infaza ilişkin hükümlerden olması nedeniyle "aleyhe sonuç doğurmama ilkesi" bu hükümler yönünden geçerli değildir. Bu itibarla, uyarlama kararlarına karşı hükümlü aleyhine kanun yararına bozma yoluna başvurulması halinde verilen kanun yararına bozma kararı hükümlüler açısından aleyhe sonuç doğurur. Bu itibarla, tekerrüre esas alınan mahkûmiyet hükmünün uyarlama yargılaması sonucunda yine hükümlü hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle tekerrüre esas olma koşulu ortadan kalkmayacağı ve uyarlama yargılama sonrasında verilen mahkûmiyet hükmünün kesinleşme tarihinin suç tarihinden sonra olmasının tekerrür hükümlerinin uygulamasına engellemeyeceği; yalnızca infaz aşamasında tekerrüre esas ceza miktarı ile ilgili olarak göz önünde bulundurulmasının gerekeceği, dolayısıyla Akhisar 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.06.2014 tarihli ve 2013/536 Esas, 2014/368 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında mahkûmiyet hükmü ile birlikte yapılan tekerrür uygulamasının kesinleşmesinin ardından, tekerrüre esas alınan hükmün uyarlama yargılamasına veya kanun yararına bozmaya konu edilerek bozma kararı sonrası yapılacak yargılamada da mahkûmiyet kararı verilip kesinleşme tarihinin değişmesinin tekerrür hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmeyeceği; ancak tekerrüre esas ceza miktarı ile ilgili olarak infaz aşamasında göz önünde bulundurulması gerektiği, inceleme konusu dosya yönünden hükümlünün cezasının mükerrirlere özgü olarak çektirilip çektirilmeyeceği hususunun infaza ilişkin bir konu olup Mahkemesince alınacak ek kararlar ile infaz aşamasında gözetilebileceği, bu kapsamda Akhisar 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.04.2022 tarihli ek kararında bir isabetsizlik bulunmadığı gözetilmeden, itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. III. KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinin 22.04.2022 tarihli ve 2022/532 Değişik İş sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309/3. maddesi gereği, KANUN YARARINA BOZULMASINA, sonraki işlemlerin itiraz merciince yerine getirilmesine, 13.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu emsali kullanmak için avukat desteği alın.

Görüşme Planla