Karar Özeti
2. Ceza Dairesi 2024/11807 E. , 2024/18685 K. "İçtihat Metni" B O Z M A Ü Z E R İ N E MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2022/495 E., 2024/335 K. SUÇ : Muhafaza görevini kötüye kullanma HÜKÜM : Düşme TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’
Karar Detayı
2. Ceza Dairesi 2024/11807 E. , 2024/18685 K. "İçtihat Metni" B O Z M A Ü Z E R İ N E MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2022/495 E., 2024/335 K. SUÇ : Muhafaza görevini kötüye kullanma HÜKÜM : Düşme TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317. maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: Sanığın eyleminin muhafaza görevinin kötüye kullanılması suçunu oluşturduğu ve olağan dava zamanaşımı süresinin 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesine göre 8 yıl olduğu, söz konusu süreyi kesen son işlemin bozma üzerine sanık hakkında basit yargılama usülüne göre verilen 01.07.2022 tarihli mahkûmiyet hükmünün olduğu bu işlemden önce en son süreyi kesen işlemin ise sanık hakkında verilen 18.03.2016 tarihli mahkumiyet hükmünün olduğu ve 8 yıllık kısa zaman aşımı süresinin henüz dolmadığı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle Tebliğname'ye uygun olarak BOZULMASINA, dava dosyasının Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.12.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. ( Karşı oy) KARŞI OY Sanığın kendisine teslim edilen hacizli malları satış mahallinde 23.10.2014 günü hazır etmediği için satışın düşmesine neden olduğu ve muhafaza görevini kötüye kullandığı kabul edilerek 18.03.2016 günü verilen mahkumiyet hükmünün 24.03.2022 günü basit yargılama usulünün uygulanması için bozulduğu, bozmaya uyularak basit yargılama usulüne göre hazırlanan 01.07.2022 günlü hükme katılan vekilinin itiraz etmesi üzerine duruşma açıldığı, yargılama devam ederken 18.03.2024 günü dava zamanaşımı süresi dolduğundan düşme kararı verildiği, bu kararında katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine ‘sekiz yıllık asli dava zamanaşımı süresinin henüz dolmadığı ve düşme kararı verilemeyeceğinden bozulmasına’ karar verilmiştir. Sayın çoğunluk ile ihtilafa düştüğümüz konu 01.07.2022 günü basit yargılama usulünde göre verilen hükmün, mahkumiyet kararı niteliğinde olup olmadığı ve dava zamanaşımını kesip kesmediği konusudur. I-) Mahkumiyet Hükmünün Dava Zamanaşımı Süresini Kesmesi; TCK’nun 289 maddesinde yazılı muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun cezasının türü ve miktarına göre sekiz yıllık asli dava zamanaşımına tabi olduğu ve TCK’nun 67/2-d bendine göre mahkumiyet hükmünün dava zamanaşımı süresini keseceği konusunda hiçbir ihtilaf yoktur. Ancak bir davada birden çok mahkumiyet hükmü kurulmuşsa her bir mahkumiyet kararının dava zamanaşımını keseceğine dair kanunda hiçbir işaret yoktur. İştirak halinde işlenen suçlarda bir kısım sanıklar hakkında verilen mahkûmiyetin diğer sanıklar hakkında da dava zamanaşımını keseceği düzenlenmiştir. Fakat aynı sanık hakkında verilen ayrı mahkûmiyet hükümlerine hukuki sonuç bağlanacağı kanunda ifade edilmemiştir. Uygulamada, aynı sanık hakkında verilen her bir mahkumiyet kararına dava zamanaşımını kesen sonuç bağlanmakta ve temyiz incelemesinde bozulan ve hukuken hiçbir sonuç doğurması mümkün olmayan mahkumiyet kararlarının her birine aynı hukuki kuvvet atfedilmektedir. Bu uygulama hukuka aykırı olup adil değildir. İlkin dava zamanaşımı kurumu, sanık lehine bir atıfet müessesesi olarak kanunda yer almaktadır. Kanunda zikredilen dava zamanaşımını kesen nedenler yalnızca bir kez süreyi keserek yeniden işlemesine neden olur. Dava zamanaşımı süresini kesen her bir sebep, birden fazla kez gerçekleşse bile ancak bir kez bunu başarabilir. Mesela şüphelinin yeni ortaya çıkan durumlar nedeniyle ifadesine veya mahkemede sanığın sorgusuna birden fazla kez başvurulsa bile ifadelerden veya sorgularından yalnızca ilki süreyi keserken diğer ifade alma veya sorgulama işlemleri süreyi kesmemektedir. Aynı şekilde iddianame hangi sebeple olursa olsun iade edilmişse artık iade edilen iddianamenin hiçbir hukuki değeri kalmaz ve en son düzenlenen ve mahkemenin kabul ettiği iddianame dava zamanaşımı süresini keser. İşte mahkumiyet kararında da bu esaslardan ayrılmak için hiçbir makul neden yoktur. Dava zamanaşımını kural olarak kabul eden bir kanun hükmünün yorumla amaca aykırı olacak şekilde uygulanması hukuk güvenliğini zedeler. İkinci olarak temyiz kanun yolunda incelenip bozulan ve bozma kararına uyulması ile de hukuken artık hiçbir geçerliliği kalmayan bir mahkumiyet hükmüne hukuki sonuç bağlanmaz. Bozma kararına uyarak yapılan yargılamada önceki mahkumiyet hükmü, hukuk düzenine hiç çıkmamış gibi dava yeniden ele alınıp görülür. Bundan dolayı bozulan mahkumiyet kararına dava zamanaşımını kesen bir hukuki değer verilemez. Dava zamanaşımını kesen mahkumiyet kararı bozularak ortadan kalkan ilk hüküm olmayıp son olarak verilmiş mahkumiyet hükmüdür. Temyiz sonucu verilen bozma kararıyla ortadan kalkmış hukuk dünyasında sonuç doğurması önlenmiş hukuka aykırı olduğunda şüphe olamayan ilk mahkumiyet kararı artık dava zamanaşımını kesen gücünü kaybetmiştir. Hukuken hiçbir sonuç doğurması mümkün olmayan ölü bir mahkumiyet kararına hukuki bir değer verilemez, sonuç bağlanamaz ve sanık aleyhine dava zamanaşımını kestiği kabul edilemez. Üçüncü bir sebep ise bir ceza davasında birden fazla mahkûmiyet kararı verilmesine sanık kusuruyla yol açmamaktadır. Yargılamayı zamanında gereği gibi yapamayan mahkemelerin geç kalması veya hukuka uymayan hatalı kararlar vermesi sanık aleyhine sonuç doğuracak şekilde yorumlanamaz. Dördüncü olarak, gerek istinaf veya gerek temyiz kanun yolunda bozulan her mahkumiyet hükmünün, dava zamanaşımı süresini keseceğine dair kanunda açık bir kural yazmadığı halde yorumla kanuna sanık aleyhine ilave yapılamaz. Ceza hukuku, kanunilik ilkesiyle sıkı sıkıya örülmüştür. Dava zamanaşımını kesen sebepler de kanunilik ilkesine tabidir. Bu ilkeyi aşındıran uygulamalar adil görülemez. Bozulan mahkumiyet hükümlerine dava zamanaşımı süresini kesen sonuçlar bağlayarak kanunun düzenlediği süreleri aşırı uzatmak kanunilik ilkesine aykırıdır. II-) Basit Yargılama Usulü Uygulanarak Verilip İtiraz Üzerine Sonuçsuz Kalan Hükmün Hukuki Niteliği; Basit yargılama usulünde sanık yargılama teminatlarından vazgeçme karşılığında alacağı cezadan dörtte bir indirim almaktadır. Bir tür anlaşmaya gidilmektedir. Eğer ceza davasının ilgililerinden biri bu hüküm taslağını kabul etmeyerek itiraz ederse dava duruşma açılarak görülmektedir. 5271 sayılı CMK’nun 251 maddesinde düzenlenen basit yargılama usulünün uygulandığı durumda henüz ortaya bir mahkumiyet kararı çıkmamaktadır. Yalnızca hakim teklifini ilgililere sunmakta ve itiraz edilmez ise kabul edilmiş sayılacağını bildirmektedir. Daha taslak aşamasındaki bir hüküm, mahkumiyet kararı olmadığı için hiçbir hukuki sonuç doğurmaya elverişli değildir. Basit yargılamaya tabi suçun yargılaması yapılmamış, alt sınırdan belirlenen cezadan bir de dörtte bir oranında indirim yapılacağı ifade edilerek ilgililere teklif götürülmüştür. Davanın ilgilileri bu teklifi kabul etmezlerse dava görülmeye başlanacağı için hukuk dünyasında geçerli bir mahkumiyet hükmünden bahsedilemez. Aksi durumda biri davada basit yargılama usulü uygulanırken verilmiş mahkumiyet biri de ilgililerden birinin itirazı üzerine başlayan dava sonucu verilmiş mahkumiyet olmak üzere iki tane hüküm kurulması gibi hukuken kabul edilemez vahim bir adli hata ile karşılaşılır. Basit yargılamada hakimin ilgililere önerdiği ceza bir mahkumiyet kararı olarak ancak itiraz edilmeyerek kesinleşirse mümkündür. İtiraz edilen durumda ortaya bir mahkumiyet kararı hukuken çıkmadığı için dava zamanaşımını kesen bir hukuki sebep doğmamıştır. Somut olayda katılan vekili basit yargılama usulü uygulanmasına ilişkin verilen karara itiraz ederek duruşma açılmasını sağlamış ve mahkeme de duruşmalı yargılamaya başlamıştır. Basit yargılama usulüne göre belirlenen ceza bir mahkumiyet hükmü olmadığı için dava zamanaşımını kesen hukuki güce sahip değildir. İlgililerden birinin itirazı üzerine davanın görülmesi duruşma açılarak sonucuna göre belirleneceği için sadece usulü nedenlerle yapılmış bir anlaşma taslağına dava zamanaşımını kesen mahkumiyet hükmü kıymeti verilmemelidir. Bu basit yargılama usulü mantığına ve ceza kanunu sistematiğine uygun olan yorumdur. Neticeten; 1-) Bozularak ortadan kalkan ve hukuki hiçbir sonucu olmaması gereken mahkûmiyet kararlarının dava zamanaşımı süresini kesemeyeceği, en son mahkûmiyet kararının dava zamanaşımı süresini bir kez kestiği kabul edilerek asli dava zamanaşımı süresi son mahkûmiyet kararı verildiği anda dolduğundan, 2-) Basit yargılama usulüne göre verilen hüküm teklifine ilgililerden birinin itirazı üzerine davaya başlanıp duruşmalı görülen davanın nihai hükümle bitirilmesi nedeniyle başlangıçta ilgililere teklif edilen hüküm taslağının hiçbir hukuki sonuç doğurmasının mümkün olmadığı, mahkumiyet hükmü niteliği taşımadığı, dava zamanaşımını kesemeyeceği gözetilerek sanık hakkında verilen düşme kararının onanması yerine; basit yargılama usulünde ilgililere teklif edilen hüküm taslağını, mahkûmiyet hükmü sayıp dava zamanaşımı süresini kestiğinden henüz dava zamanaşımı süresinin dolmadığı kabul edilerek düşme kararını bozan sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmiyorum.