Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 24.05.2005 gün ve 2004/12971-2005/6866 sayılı bozma kararında özetle. "Çekişmeli ...
Köyü 401 parsel sayılı taşınmazla ilgili olarak yapılan araştırmanın yeterli olmadığı açıklandıktan sonra, yörede ilk kez 1943 yılında yapılan orman kadastrosuna ait tutanak ve haritaların usulünce uygulanması, yapılacak bu uygulama sonucunda taşınmazın tamamı veya bir kısmının orman tahdit sınırları dışında kaldığının anlaşılması halinde, orman kadastrosunun 4783 sayılı yasa nazara alınmadan yapılmış olduğu gözetilerek memleket haritası, amenajman planı ve ... fotoğraflarının ... taşınmazlarla birlikte uygulanarak taşınmazın bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiğinin belirlenmesi,
bu haritalar üzerinde konumunun gösterilmesi ve sonucuna göre bir hüküm kurulması" gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra dava konusu ...
Köyü 401 parsel sayılı taşınmazın ... bilirkişi krokisinde (A) ile işaretli 136 m2’si ile (C) ile işaretli 349 m2’sine ait tapu kaydının iptali ile Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, tapunun beyanlar hanesinde 2/B uygulaması ile orman sınırları dışına çıkarıldığının şerh verilmesine, taşınmazın kalan bölümleri hakkında açılan davanın reddine;
davanın açılmasına davalı sebep olmadığından ve dava konusu taşınmaz orman tahdit sınırları içine alındıktan sonra davalının tapusu oluştuğundan davacı lehine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, aynı nedenle yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına” karar verilmiş, hüküm davacı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava; parselin tamamının öncesinin orman olduğu, kesinleşen 2/B uygulaması sınırları içinde kaldığı iddiası ile açılan tapu kaydının iptal ve tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 4785 Sayılı Yasa nazara alınmaksızın 3116 Sayılı Yasaya göre 1942 yılında yapılarak kesinleşen orman kadastrosu ile 13.04.1999 tarihinde ilan edilerek kesinleşen aplikasyon ve 2/B madde uygulaması bulunmaktadır.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye göre mahkemece davanın kısmen kabulü yolunda kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak; yargılama giderlerinin davacı Hazine üzerinde bırakılması ve lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi doğru değildir.HYUY.nın 94.maddesinde davayı kabul eden tarafın da mahkum olmuş gibi mahkeme masraflarını ödemeye mecbur olduğu açıklandıktan sonra aleyhine hüküm kurulan tarafın hal ve vaziyeti ile aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermemiş olması ve ilk oturumda davayı kabul etmiş olması halinde mahkeme masraflarından sorumlu tutulamayacağı belirtilmiştir. Anılan yasa hükmü bir istisna maddesi olup davanın kabulü durumunda ve
belirtilen şartların oluşması halinde uygulanabilir. Temyize konu davada davanın kabulü gibi bir durum söz konusu değildir. Karar açıklanan yönlerden doğru değil ise de, bu husus hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.
Bu sebeple, hüküm fıkrasında yer alan “davanın açılmasına davalı sebep olmadığından ve dava konusu taşınmaz orman tahdit sınırları içine alındıktan sonra davalının tapusu oluştuğundan davacı lehine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, aynı nedenle yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına” cümlesi kaldırılarak;
bunun yerine, “karar tarihinde yürürlükte bulunan Asgari Asgari Ücret Tarifesine göre taktiren 94.00.- YTL vekalet ücreti ile kabul ve ret oranına göre 75.35.- YTL mahkeme masraflarının davalıdan alınarak davacı Hazineye verilmesine” cümlesinin yazılması suretiyle düzeltilmesine ve hükmün H.Y.U.Y.’nın 438/7. maddesine göre bu düzeltilmiş şekliyle ONANMASINA, Harçlar Yasasının değişik 13/j maddesi gereğince harç alınmasına yer olmadığına 23/10/2007 günü oybirliği ile karar verildi.