Karar Özeti
3. Ceza Dairesi 2025/2184 E. , 2025/23669 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/1783 E., 2024/16 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Çanakkale 2. Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2022/16 E., 2022/272 K. SUÇ : Silahlı terör örgütüne yardım etme HÜKÜM : TCK’nın 314/3 ve 220/7. maddeleri delaletiyle TCK’nın 314/2, 22
Karar Detayı
3. Ceza Dairesi 2025/2184 E. , 2025/23669 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/1783 E., 2024/16 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Çanakkale 2. Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2022/16 E., 2022/272 K. SUÇ : Silahlı terör örgütüne yardım etme HÜKÜM : TCK’nın 314/3 ve 220/7. maddeleri delaletiyle TCK’nın 314/2, 220/7, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62/1, 53. maddeleri uyarınca ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Onama İTİRAZA KONU KARAR : Bozma Yargıtay 3. Ceza Dairesinin, 13.01.2025 tarihli ve 2024/15637 esas, 2025/1024 sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 12.03.2025 tarihli ve 3-2024/21018 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kanunî süresinde yapılan aleyhe itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz başvurusu; örgüte müzahir olması nedeniyle kapatılan ... Eğitim Merkezi Dershanesinde çalışma kaydı bulunduğu, yine örgüte müzahir olması nedeniyle kapatılmasına karar verilen ... Sendikası üyeliği olduğu, örgütün yayın kuruluşu olarak faaliyette bulunması nedeniyle kapatılan ... gazetesi ve ... gibi kurumlara destek olmak adına örgüt tarafından adliye binaları önünde organize edilen protestolara katıldığı, örgütün 2. çağrısı üzerine ...’ya destek olmak amacıyla 12.09.2014 tarihinde ... Bankası’ndan 10.500,00 TL ihtiyaç kredisi çekerek aynı gün içinde ... nezdinde 10.050,00 TL tutarında katılım hesabı açtığı, örgütün 1. çağrısı üzerine 12.01.2014 tarihinde 17.000,28 TL, 26.04.2014 tarihinde 23.600,00 TL, 01.08.2014 tarihinde, 26.658,79 TL değerinde, örgütün 2. çağrısı üzerine 31.08.2014 tarihinde 18.000,00 TL, 12.09.2014 tarihinde 10.050,00 TL, 22.09.2014 tarihinde 20.000,00 TL, 12.11.2014 tarihinde 16.451,39 USD ve 9.555,03 USD, 03.02.2015 tarihinde 43.727,21 TL değerinde katılım hesapları açtığı belirlenen sanık hakkında, örgütün ilk çağrı tarihinden sonra katılım hesabı açma ve ikinci çağrı tarihinden sonra ise başka bankadan kredi çekerek ...’ya para yatırma ve katılım hesabı açma şeklindeki işlemlerinin mutat bankacılık hareketi olarak kabul edilemeyeceği ve finansal çıkarlarla açıklanamayacağı nedenleriyle silahlı terör örgütüne yardım etme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün onanması gerektiğinden bahisle bozma ilamının kaldırılmasına ve sanık müdafiinin temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmesi talebine ilişkindir. II. GEREKÇE Ayrıntıları ve hukuki mahiyeti Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından onanarak kesinleşen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 esas, 2017/3 karar sayılı ilamında açıklandığı üzere; Yardım fiilini işleyen failin, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmaması, yardımda bulunduğu örgütün TCK'nın 314. maddesi kapsamında silahlı terör örgütü olduğunu bilmesi, yardım ettiği kişinin örgüt yöneticisi ya da üyesi olması ve yapılan yardımın örgütün amacına hizmet eder nitelikte bulunması gereklidir. Yardımdan fiilen yararlanmak zorunlu değildir. Örgütün istifadesine sunulmuş olması ve üzerinde tasarruf imkanının bulunması suçun tamamlanması için yeterlidir. Yardım fiilleri, örgüte silah sağlama ve terörün finansmanı dışında tahdidi olarak sayılmamıştır. Her ne surette olursa olsun örgütün hareketlerini kolaylaştıran ve yaşantısını sürdürmeye yönelik eylemler yardım kapsamında görülebilir. Maddedeki suçun oluşması için genel kast yeterli olup, failin iç dünyasını ilgilendiren özel bir saik aranmaz. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 11.11.1991 tarih, Esas 9-242, Karar 305). Yardım teşkil eden hareketin başlı başına suç teşkil etmesi gerekmez. Yardım faaliyeti bir kez gerçekleşebileceği gibi birden fazla da gerçekleşebilir. Ancak yardım teşkil eden faaliyetlerde devamlılık, çeşitlilik veya yoğunluk var ise, sanığın hukuki durumunun, örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilmesi gerekebilir. FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün kriminalize olup gerçek yüzünün ortaya çıkmasından sonraki bir tarihte örgüte finansal destek sağladığı konusunda kuşku bulunmayan ... Bankasına BDDK tarafından el konulmasının önüne geçmek amacıyla örgüt içerisinde bankanın mali yapısının hem parasal büyüklük hem de mudi sayısının artırılması amacıyla örgüt liderinin sözde vaazlarında sıklıkla söylediği, açık kaynaklarda ve örgüt içi gizli haberleşme içeriklerinde ...'ya sahip çıkılması konusunda telkinlerde bulunulmuştur. Bu kapsamda ByLock yazışmalarında özellikle örgüt liderinden gelen mesajları örgüt üyelerine aktaran bir mesaj içeriğinde bir "il eğitim danışmanı"nın ByLock grubundaki kişilere gönderdiği mesajda; "....'de işçi abilerle bir salondayız. ... sohbet ediyor. ... yeşil bir listede ...'ya ve zor zamanda hizmetlere sahip çıkanların ismi var... İşte bunlar cennetlik liste diyor.. Bir de kırmızı liste vardı, bunlar da süreçte ayrılanlar. ... bunlar üzerine sohbet etti. ... sohbetin sonunda sorusu olan var mı diye sordu. ... gülümsedi bu soruyu bekliyordum dedi... Bu sorunun cevabını yan odada davanın sahibi var, O (S.A.V.) versin dedi. Yan odadan Efendimiz'in (S.A.V.) sesi duyuldu: "Dışarıdakiler içeridekilerle aynı seviyeye gelene kadar devam edecek" dedi... " şeklinde söylediği, Bu kapsamda, örgütün en önemli finans kaynaklarından olan ...'ya devletin el koymasının önüne geçmek için önce Banka ...'ya para yatırılması, el koymanın önünüe geçilemeyince de 29.05.2015 günü BDDK'nın el koymasının yani devletin kontrolüne geçmesinden sonra ise iflas ettirilmesi için para çekme-hesap kapatmaya ilişkin talimatların yerine getirilmesinin öneminin vurgulandığı, bu kapsamda rutin bankacılık faaliyetleri dışında örgütten gelen talimatlara uyarak para yatırıp çeken yada mudi sayısı yönünden hesap açıp kapatan kişilerin eylemlerinin yukarıda belirtilen şekilde silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım suçunu oluşturacağının kabulü gerekir. Somut olaya gelince; Oluş, iddia, mahkeme kabulü, bilirkişi raporu, sanık savunması ve tüm dosya kapsamına göre; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğuna yönelik tam olarak şüpheleri ortadan kaldıracak kanaat edinilemeyen ancak örgüte müzahir kurumda çalışma kaydı bulunması, iltisaklı sendika üyeliği bulunması ve örgütün yayın kuruluşu olarak faaliyet göstermesi nedeniyle kapatılan ... gazetesi ile ... gibi kurumlara destek olmak adına adliye binaları önünde organize edilen protestolara katılmasına göre FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile sempati düzeyinde bağlantısı olan sanığın, talimat öncesi hesap hareketlerine nazaran mutad dışı şekilde üç talimat döneminde para yatırarak birden fazla katılım hesabı açmış olması, bankanın TMSF’ye devredilmesinden hemen sonra ise parasını çekmesi şeklinde eylemi “silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu” oluşturacağından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır. III. KARAR 1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ KABULÜNE, 2. 5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Yargıtay 3. Ceza Dairesinin, 13.01.2025 tarihli ve 2024/15637 esas, 2025/1024 karar sayılı bozma ilâmının KALDIRILMASINA, 3. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin, 15.01.2024 tarihli ve 2022/1783 esas, 2024/16 sayılı kararında sanık müdafiince belirtilen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Çanakkale 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.09.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Sayın çoğunluğun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne ve mahkûmiyet hükmünün onanmasına dair gerekçesine tarafımızdan iştirak edilmemiştir. İncelenen dosya kapsamından; oluş, mahkeme kabulü, sanık savunması ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, Amacı, yapılanması ve faaliyet yöntemlerine ilişkin ayrıntıları, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16-956 esas ve 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin (Kapatılan) ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 esas, 2017/3 sayılı kararında ve Dairemizin süreklilik gösteren kararlarında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmayı ve yerine başka bir düzen getirmeyi amaçlayan bir terör örgütüdür. Suç örgütünün tanımlanıp yaptırıma bağlandığı 5237 sayılı TCK’nın 220. maddesinin 7. fıkrasında yardım fiiline yer verilmiştir. “Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, örgüt üyesi olarak” cezalandırılacağı belirtilmiş, anılan normun konuluş amacı, gerekçesinde; “örgüte hakim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden kişi, örgüt üyesi olarak kabul edilerek cezalandırılır.” şeklinde açıklanmıştır. Yardım fiilini işleyen failin örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmaması, yardımda bulunduğu örgütün TCK’nın 314. maddesi kapsamında silahlı terör örgütü olduğunu bilmesi, yardımın örgütün amacına hizmet eder nitelikte bulunması, yardım ettiği kişinin örgüt yöneticisi ya da üyesi olması gereklidir. Yardımdan fiilen yararlanmak zorunlu değildir. Örgütün istifadesine sunulmuş olması ve üzerinde tasarruf imkanının bulunması suçun tamamlanması için yeterlidir. Yardım fiilleri örgüte silah sağlama ve terörün finansmanı dışında tahdidi olarak sayılmamıştır. Her ne surette olursa olsun örgütün hareketlerini kolaylaştıran ve yaşantısını sürdürmeye yönelik eylemler yardım kapsamında görülebilir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 11.11.1991 tarih, esas 9-242, karar 305). Yardım teşkil eden hareketin başlı başına suç teşkil etmesi gerekmez. Yardım bir kez olabileceği gibi birden çok şekilde de gerçekleşebilir. Silahlı terör örgütüne yardım etme suçunun oluşması doğrudan kastın varlığına bağlıdır. Doğrudan kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir (TCK madde 21/1). Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Terör örgütü olduğunu bilmeksizin içinde yer alan veya yardım eden sanıklar yönünden mensup olduğu ya da yardım ettiği yapının Anayasal düzeni zorla değiştirme, Anayasa'ya uygun olmayan yöntemlerle iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan bir terör örgütü olduğunu veya terör örgütüne dönüştüğünü anladığı veyahut expost bir değerlendirme ile dış aleme yansıyan olay ve olgular itibariyle kendisinden anlamasının beklendiği tarihten itibaren davranışları ile suç kastının bulunup bulunmadığı somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi'nin 22.01.2025 tarih ve 32790 sayısıyla resmi gazetede yayımlanan 09.10.2024 tarih ve 2018/37695 başvuru numaralı kararında gerekçeli karar hakkı kapsamında yaptığı değerlendirme şu şekildedir; ''....Anayasa Mahkemesi, ... verilerinin mahkûmiyette belirleyici delil olarak kabul edildiği bir yargılamanın şikâyet konusu yapıldığı başvuruda başvurucunun mutat hesap hareketlerine dayanılarak ceza verildiği yönündeki savunması hakkında mahkûmiyet kararında yeterli açıklamalara yer verilmemesini gerekçeli karar hakkı kapsamında değerlendirmiştir.... Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi ...kararında başvurucunun ...'da ki mevduatına ilişkin olarak ileri sürdüğü iddiası karar sonucunu değiştirebilecek nitelikte esaslı bir iddia olduğu hâlde bunun gerekçede karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.... Anayasa Mahkemesi anılan kararında öncelikle ilgili Yargıtay içtihadına atıf yapmak suretiyle bahse konu Banka'da parasal bir işlem yapılmasının kategorik olarak örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilmediğini belirtmiştir.... Somut olayda Mahkeme, bankacılık verileri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırmamıştır. Gerekçeli karar içeriğine ve dosyadaki delillere göre başvurucunun 2013 yılı aralık ayında 17.470,65 TL olan hesabı 2014 mayıs ayına kadar düşük miktarlarda olacak şekilde 24.621,57 TL'ye yükselmiştir. Alınan MASAK raporunun da sözkonusu hesap hareketlerinin yukarıda belirtilen Yargıtay içtihadında açıklanan nitelikleri taşımadığı anlaşılmıştır. Raporda başvurucunun hesabı açış tarihinden itibaren mukayeseli bir inceleme yapılmadığı, başvurucunun başka bankalardan kredi çekerek ...'ya para yatırdığının ya da işlem yaptığı üçüncü kişilerden FETÖ/PDY'den işlem gören kişiler olduğunun tespit edilmediği görülmektedir. Başvurucu; yargılama sırasında yaptığı savunmada ...'da hesap açtırdığını, faizsiz finans kuruluşu olması sebebiyle bu Banka'yı tercih ettiğini, örgüt liderinin talimatıyla bu Banka'ya para yatırmadığını, darbe girişiminden bir yıl önce de parasını çektiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun bu savunması karşısında söz konusu hesap açma ve bankacılık işlemlerini ekonomik çıkarları dışında farklı bir amacı gerçekleştirme saiki ile yaptığı hususunda gerekçeli kararda yeterli bir değerlendirme yapıldığını söylemek mümkün gözükmemektedir.... Başvurucunun mahkûmiyetinde esas alınan deliller gözetildiğinde tek başına örgütün nihai amacını bildiğini ve terör örgütü hiyerarşisi içerisinde gerçekleştirilmiş örgütsel faaliyetlerin varlığını ortaya koyduğu söylenemez...'' şeklinde değerlendirme bulunmuş ve yine aynı karar içeriğinde suçta ve cezada kanunilik ilkesi yönünden '' ... Ceza verme yetkisinin keyfî ve hukuk dışı amaçlarla kullanılmasının önlenebilmesi kanunilik ilkesinin katı bir şekilde uygulanmasıyla mümkün olabilir. Bu kapsamda yargı organlarınca yapılacak yorumun ceza normlarının özüyle çelişmemesi ve öngörülebilir olması gerekir. Yargı organları, terör suçları da dâhil olmak üzere tüm suçlar bakımından suça veya cezaya ilişkin olguları değerlendirirken, özellikle fiillerin bir suça karşılık gelip gelmediğini belirlerken suçta ve cezada kanunilik ilkesini anlamsız kılacak şekilde öngörülemez bir yaklaşımda bulunmamalıdır.... Bu kapsamda somut olayda değerlendirilmesi gereken, terör örgütüne üye olma suçunun kapsamının öngörülemez şekilde sanığın aleyhine olarak genişletici bir yoruma tabi tutulup tutulmadığıdır.... Bu nedenle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin denetlenmesinde normun mevcut deliller çerçevesinde somut olaya uygulanış biçiminin yasal düzenlemeyle bağdaşmaz ve öngörülemez bir sonuca yol açıp açmadığı incelenmelidir.... Yukarıda açıklandığı üzere yargı makamları başvurucunun FETÖ/PDY'nin nihai amacını ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarından biri olduğunu ileri sürmediği gibi FETÖ/PDY'nin devletçe bir terör örgütü kabul edilmeye ve herkesçe öyle bilinmeye başlanmasından önce söz konusu oluşumun bir terör örgütü olduğundan haberdar olduğunu da iddia etmemiştir. Üyesi olduklarından bahisle kişilerin cezalandırılmalarına neden olan bir oluşumun veya yapılanmanın terör örgütü olduğunu bildiklerinin ortaya konulmaması ceza hukukunun genel ilkelerine aykırı olduğu gibi önceden suç olarak tanımlanmayan fiilleri işledikleri gerekçesiyle terör örgütüne üye olma gibi ağır suçlardan mahkûm edilmeleri sonucunu da doğurabilir.... .... Böylelikle FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan cezalandırılan başvurucunun mahkûmiyetinde delil olarak kullanılan fiillerinin kendisini cezai yönden sorumluluk altına sokacağını makul olarak öngörebileceği ilk derece mahkemesince somut olayda gösterilememiştir. Sonuç olarak başvurucunun bu şekilde terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edilmesi anılan suçun başvurucunun aleyhine öngörülemez biçimde genişletici bir yoruma tabi tutulması ile mümkün olmuştur. Ortaya çıkan bu sonuç Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrası ile bağdaşmamaktadır....'' şeklinde değerlendirmede bulunarak başvurucu lehine suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmadığı kabul edilen sanığın, oluş, iddia, mahkeme kabulü ve dosya kapsamına yansıyan eylemleri göz önünde bulundurulduğunda; aşamalardaki savunmalarının aksine, örgütün nihai amacını bildiğine veya örgüt liderinin talimatı doğrultusunda terör örgütüne yardım etmek kastı ile hareket ettiğine dair kesin ve inandırıcı delil bulunmaması karşısında, mevcut şüphenin sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği anlaşıldığından sayın çoğunluğun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne ve mahkûmiyet hükmünün onanmasına dair düşüncesine iştirak edilmemiştir.