KÜNYE
3. Hukuk Dairesi 2014/2500 E., 2014/4895 K.·Mahkemesi : Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Mart 2014
- Tarihi
- 08/03/2012
- Numarası
- 2011/547-2012/85
Karar Metni
537 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasında görülen menfi tesbit davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
YARGITAY KARARI
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin nüfus cüzdanını kaybettiğini, kaybolan nüfus cüzdanını bulan dava dışı Bülent Dal isimli kişinin kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle, davalı şirketten müvekkili adına üç adet telefon hattı alarak abone olduğunu, bu kişi tarafından kullanılan telefon ücretlerinin davacıdan talep edildiğini, davacının talep edilen 811,00 TL nedeniyle borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili şirketin abonelerine doğrudan GSM hattı satmadığını, hat satışlarının ayrı gerçek ya da tüzel kişiler tarafından gerçekleştirildiğini, bu nedenle herhangi bir kusur ya da ihmalinden söz edilemeyeceğini belirterek, davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davadaki uyuşmazlığın haksız fiilden kaynaklandığı, davalının haksız fiil teşkil eden bir eylemi bulunmadığı, abonelik sözleşmesinin davalı ile değil, dava dışı kişilerce gerçekleştirildiği, haksız fiillerde vekalet hükümlerinin geçerli olmadığı, davalının sahte abonelik nedeniyle herhangi bir kusur ve sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle, davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davada sıfat, tarafın, dava konusu maddi hukuk ilişkisinin süjesi olup olmamasıyla ilgilidir. Sıfat, davanın tarafı ile dava konusu hak arasında "hak ilişkisine dayalı bağ" dır. Taraf ve dava ehliyeti; davanın tarafları ile ilgili olduğu halde sıfat dava konusu hakka ilişkindir.
Mahkeme önünde, maddi hukuka dayalı hakkına dair uyuşmazlığın çözümünü ve himayesini isteyen kişi davacı, kendisine karşı hakkın himayesi istenen kişi de davalıdır. Davacı, dava konusu hakkın sahibi, davalı ise hakka uymakla yükümlü olan ve bu hakkı ihlal ettiği düşüncesi ile kendisine karşı hakkın himayesi istenen kişidir. Bir davada, davacı ve davalı sıfatının kime ait olduğu tamamen maddi hukuka göre belirlenir.
Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen kişiler şeklen taraf ise de hakkın sahibi veya kendisine karşı hakkın himayesi istenmesi gereken kişiler olmadıkları belirlenir ise davanın sıfat yokluğundan (husumetten) reddi gerekir. Husumetten red kararı usule ilişkin bir karar olmayıp; davada taraf olarak gösterilenlerden birinin taraf sıfatının bulunmadığını belirleyen esasa ilişkin bir karardır.
Husumetten red kararı, davada taraf olarak gösterilenler arasında kesin hüküm teşkil eder.
Uygulamada sıfat yerine genel olarak "husumet", davacı bakımından "aktif husumet ehliyeti", davalı bakımından "pasif husumet ehliyeti" tabirleri kullanılmaktadır.
Husumet dava şartı olup, kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen gözetilmesi gereken bir husustur.
Somut olayda, davacıya ait nüfus cüzdanının dava dışı B.. D.. adındaki şahıs tarafından kullanılmak suretiyle, davalı şirkete ait üç adet telefon hattının alındığı ve bu hatlara ilişkin telefon ücretlerinin davacıdan talep edildiği, bu ücretler nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespiti talep edilmektedir.
Mahkemece, dava dışı B.. D.. adındaki şahıs tarafından davacı adına alınan üç adet telefon hattına ilişkin abonelik sözleşmelerinin dosya içerisinde bulunmadığı, telefon numaralarının davalı şirkete ait olup olmadığının tespit edilemediği anlaşılmaktadır.
Mahkemece, eksik hususlar giderildikten sonra davalının husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı değerlendirilerek hüküm kurulması gerekirken, eksik araştırma ve inceleme sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bu husus bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2014/2500, K. 2014/4895, 26 Mart 2014 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama