KÜNYE
3. Hukuk Dairesi 2025/582 E., 2025/4981 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 20 Ekim 2025
- Mahkemesi
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2024/1373 E., 2024/1452 K.
- İlk derece mahkemesi
- Ankara 2. Tüketici Mahkemesi
- Sayısı
- 2023/484 E., 2024/179 K.
Karar Metni
1.339 kelime·7 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, asıl ve birleşen dosyada davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Asıl davada davacı vekili; davacının davalı hastanede 23.08.2014 tarihinde organ nakli bölümüne böbrek nakli için yatış yaptığını, 26.08.2014 tarihinde ise eşi ..'ın kendi böbreğinin birini davacıya verdiğini, davacının organ nakli esnasında herhangi bir sorun yaşamadığını, ancak 01.09.2014 tarihinde davacıda takılı olan kataterin davalı hastanede çalışan kat doktoru davalı pratisyen hekim ... tarafından hasta odasında çekilmesi esnasında damar içine hava kaçtığı ve takiben rahatsızlanarak şuurunu kaybettiği ve uzun süre yoğun bakımda kaldığını,
akabinde 02.10.2014 tarihinde taburcu olmuş ise de teknisyen olan davacının iş gücü kaybına uğradığını, ...’nin sadece bir pratisyen hekim olup pratisyen hekimin katater çekmesinin tıbbi büyük bir hata olduğunu, ayrıca kataterin ameliyethanede çekilmesi gerekir iken bu basit tedbire dahi uyulmadan hasta odasında ve ayrıca hasta ve yatak yanlış bir pozisyonda iken çekildiğini, davacının şu an kendi hayatını tek başına idame edemeyecek duruma geldiğini, hekimin özenli davranmak zorunluluğunun bulunduğunu ileri sürerek;
fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla hukuka aykırı eylem nedeniyle davacı ... için 500,00 TL geçici iş göremezlik, 500,00 TL sürekli iş görmezlik ve 500,00 TL de bakıcı tazminatı olmak üzere 1.500,00TL tazminatın olay tarihi olan 01.09.2014 tarihinden itibaren işlemiş ve işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2.Birleşen davada davacılar vekili; davacı ...’nin .. .. .. Hastanesinde 23.08.2014 tarihinde organ nakli bölümüne böbrek nakli için yatış yaptığını, nakil sırasında herhangi bir sıkıntı yaşamadığını, ancak 01.09.2014 tarihinde davacıya takılı olan kataterin ..
Hastanesinde çalışan kat doktoru diğer pratisyen hekim ... tarafından hasta odasında çekilmesi üzerine damar içine hava kaçtığını, bunu takiben davacının rahatsızlanarak şuurunu kaybettiğini ve uzun süre yoğun bakımda kaldığını, 02.10.2014 tarihinde taburcu olan davacının iş gücü kaybına uğradığını, davacının şu an kendi hayatını tek başına idame edemeyecek duruma geldiğini, davalı doktorun pratisyen hekim olup katater çekmesinin tıbbi hata olduğunu, ayrıca ameliyathanede çekilmesi gerekirken bu tedbire uymadığını, davacının bu duruma gelmesinde davalıların kusurlarının bulunduğunu,
iş gücü kaybı ve bakıcı tazminatı talepli açtıkları davanın davacı ...'ın sağlığına kavuşması için eşine böbreğini verdiğini, ancak davalıların kusurları nedeniyle davacı ...'ın hayatını devam ettiremeyecek duruma geldiğini, bu durumun davacı, eşi ve çocuğunu üzdüğünü ileri sürerek; davacı ... için 100.000,00 TL, eş .. için 75.000,00 TL, çocuk .. .. için 25.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Asıl davada davalı ...Ş. vekili; görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, davacının operasyonundan sonraki süreçte komplikasyonların meydana gelebileceğini, davalı doktorun eğitim ve mesleki tecrübesinin yeterli bilgi ve birikime sahip olduğunu, davacının maddi tazminat talebinin reddini gerektiğini, faiz talebinin haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Asıl davada davalı ... vekili; görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, davacının iddialarının asılsız ve faiz talebinin haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
3.Birleşen davada davalı ...Ş. vekili; görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, hastanın böbrek nakli gibi büyük bir operasyon geçirdiğini, komplikasyon oluşturma ihtimali olan pek çok ilaç kullandığını ve solunum sıkıntısı yaşadığının hasta dosyasında mevcut olduğu, bu nedenle davanın açılmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, talep edilen tazminat miktarının fahiş olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
4.Birleşen davada davalı ... vekili; ileri sürülen iddiaların haksız ve mesnetsiz olduğunu, .. çekilmesi sonra hastanın inme geçirmesinin ancak kateter ucunda pıhtı oluşmuşsa ve beraberinde hastanın kalp boşlukları arasında geçiş varsa gerçekleşebileceğini, söz konusu hastada dökümante edilmiş bu tür bir kalp deliği olmadığının dosyadaki belgelerle sabit olduğunu, davalının hiçbir kusurunun bulunmadığını, davacıda böbrek yetmezliği olduğundan çok ağır bir ameliyat olan böbrek nakli operasyonunu geçirdiğini, bu bağlamda tazminat talebinin yersiz ve talep edilen miktarın fahiş olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı ...'ın, kronik böbrek yetmezliği sebebiyle eşi davacı ...’dan kendisine böbrek nakli yapılması nedeniyle 26.08.2014 tarihinde ameliyat edildiği, 01.09.2014 tarihinde davacı ...’de hava embolisi geliştiği, olaya, mevzuata, hukuka ve denetime uygun cihetiyle mahkemece de itibar edilen Adli Tıp Kurumu ve 20.12.2017 tarihli bilirkişi raporlarına göre gerçekleştirilen ameliyatın tıp biliminin ilke ve kurallarına uygun olduğu gerekçesiyle asıl dava ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, karara karşı süresi içinde asıl ve birleşen dosyada davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde asıl ve birleşen dosyada davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Asıl ve birleşen dosyada davacılar vekili; mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarının ve kararın kabulünün mümkün olmadığını, adli tıp raporuna itiraz edildiğini, yeniden rapor alınması için dosyanın üniversite öğretim üyerinden oluşan heyete tevdi edildiğini ancak heyetin adli tıp raporunu tekrar ettiğini, haklı itirazlarının irdelenmediğini hangi gerekçe ile itirazların dikkate alınmadığının açıklanmadığını,
olayda davacıda gelişen hava embolisi her ne kadar bilirkişi raporlarında komplikasyon olarak nitelendirilse de mevcut durumun komplikasyon kabul edilebilmesi için gerekli tüm dikkat ve özenin gösterilmiş olması meydana gelen sonucun bilgi ve beceri eksikliği sonucu olmaması gerektiğini, davacıda meydana gelen hava embolisinin tedavi sırasında gerçekleşen olağan bir komplikasyon olmadığını, meydana gelen durumun komplikasyon değil malpraktis olduğunu, kateter işleminin cerrahi bir işlem olup bu işlemi cerrahi eğitim almış bir uzman doktorun yapabileceğini, olayda gerekli dikkat ve özenin gösterilmediğini,
kateter çekme işleminin pratisyen hekim tarafından davacı oturur pozisyondayken gerçekleştirildiğini, pratisyen hekimin tıp biliminin zorunlu gördüğü pozisyonu uygulamasına girişmediğini, komplikasyonlar hakkında davacının yazılı onayının alınmadığını, doktorun kusurlu olduğunu, bilimsel görüşlere göre rapor düzenlenmediğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; asıl davada tıbbi kötü uygulama nedeniyle maddi, birleşen dava da ise manevi tazminat istemine ilişkindir.
Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (TBK 506). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir.
Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür.
Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.
Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir.
Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarında davacı ...'ye takılan kataterin türü de dikkate alınarak bu kataterin çıkarılması işleminin pratisyen hekim tarafından yapılamayacağı, kataterin çıkarılması işleminin ameliyathanede değil odada yapılmasının doğru olmadığı, kataterin çıkarılma pozisyonun genel tıbbi uygulamaya uygun olmadığı yönündeki davacıların itirazların değerlendirilmediği görülmüştür. Mahkemece anılan raporlar doğrultusunda davanın reddine karar verilmiş ise de alınan bilirkişi raporlarının davacıların itirazlarını karşılar nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca Mahkemece, davacıların bilirkişi raporlarına yaptıkları itirazları, davacıların tüm iddialarını da değerlendirilip hekime ve hastaneye kusur atfedilip edilmeyeceği tartışılmak üzere üniversite öğretim üyelerinden oluşturulacak, konusunda uzman, akademik kariyere sahip yeni bir bilirkişi kurulundan nedenlerini açıklayıcı, taraf, Mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli bir rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
O halde Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
VI. KARAR
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/582, K. 2025/4981, 20 Ekim 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama