Karar Özeti
4. Ceza Dairesi 2025/7304 E. , 2025/13562 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI: 2023/423 E., 2024/129 K. SUÇ: Hakaret İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Bozma İTİRAZA KONU KARAR : Kanun yararına bozma isteminin reddi İTİRAZ EDEN: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Dairemizin 29.04.2025 tarihli ve 2025/1058 Esas, 20
Karar Detayı
4. Ceza Dairesi 2025/7304 E. , 2025/13562 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI: 2023/423 E., 2024/129 K. SUÇ: Hakaret İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Bozma İTİRAZA KONU KARAR : Kanun yararına bozma isteminin reddi İTİRAZ EDEN: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Dairemizin 29.04.2025 tarihli ve 2025/1058 Esas, 2025/7989 Karar sayılı ilamına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 16.07.2025 tarihli ve 2025/11098 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde; 5271 sayılı Kanun'un 308/1. maddesinde belirtilen kanunî süresinde yapılan itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308/2. maddesi gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2025/11098 numaralı yazısıyla; " "5271 sayılı CYY’nın 309. maddesine göre, “Hakim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulmasını…” Yargıtay’a başvurmak suretiyle isteyebilecektir. Madde metninde, yasa yararına bozma yasayoluna başvurulması yasaklanan hallerden bahsedilmemiştir. Buna karşılık, 26.10.1932 gün ve 29-12 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, uygulamadaki esaslı yanlışlar ile esasa etkili usul hataları dışında kalan hakimin kanaat ve takdirine ait fiili sorunlardan dolayı olağanüstü bir yasayolu olan kanun yararına bozma yasa yoluna gidilemeyeceği belirtilmiş, aynı husus birçok Genel Kurul ve Özel Daire kararında da vurgulanmıştır. Bu bağlamda, yasaların hakime takdir kullanma olanağı sağladığı hallerde, örneğin aşağı ve yukarı sınırlar arasında temel ceza belirlenirken hatalı takdir kullanılması veya yapılacak artırım ve indirim miktarları saptanırken takdirde yanılgıya düşülmesi gibi durumlarda yasa yararına bozma yasayolu başvurusunda bulunulamayacağı yerleşmiş bir uygulamadır. Öte yandan, kanıtların veya hukuk kurallarının yanlış değerlendirilmelerinden kaynaklanan, hüküm ve kararlardaki hukuki değerlendirme hatalarıyla ilgili olarak yasa yararına bozma yasayoluna başvurulması olanaklıdır. Nitekim, Ceza Genel Kurulu’nun 20.09.1993 gün ve 201-201 sayılı kararında, yargılama hukuku ile maddi hukuk kurallarına aykırılık yanında, mevcut kanıtların mahkumiyet için yeterli olmaması ve kanıt bulunmaması hallerinde de bu yola başvurulmasının olanaklı olduğu kabul edilmiştir. Yine, Ceza Genel Kurulu 14.11.1988 gün ve 427-466 sayılı kararında “sübut bulmayan veya yasal unsurları itibarıyla suç oluşturmadığı görülen bir eylemde, uygulamaya veya sair yasaya aykırılıklara ilişkin hususların yazılı emir üzerine incelenmesini mümkün görüp, yargılamanın temelini ve esas amacını oluşturan sübut ve suçun tekevvün edip etmediğine ilişkin incelemeyi mümkün görmemek hukuken ve mantıken izahı mümkün olmayan bir husustur” şeklindeki kabul ile suçun oluşup oluşmadığının bu yolla denetlenebileceği sonucuna ulaşılmıştır. Şahsi cezasızlığı (TCY’nın 22/6, 167/1, 245/4, 283/3 ve 284/4. maddeleri), cezanın kaldırılmasını gerektiren şahsi sebepleri (TCY’nın 93/1, 184/5, 192/1-2-4, 201, 221, 254, 274/1, 281/5 ve 316/2. maddeleri) veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi nedenleri (TCY’nın 93/2, 110, 168, 192/3, 248, 269, 274/2-3, 281/3, 289/2, 293 ve 297/4. maddeleri) düzenleyen yasa normlarında öngörülen koşulların oluşup oluşmadığı yargıç tarafından her somut olayda ayrı ayrı saptanacaktır. Yargıcın bir yasa normunun uygulanıp uygulanmayacağından ibaret ve objektif olan bu değerlendirmeyi yaparken yanılması, uygulanmaması gereken bir kuralın uygulanması veya uygulanması gereken bir kuralın uygulanmaması sonucunu doğuracaktır ki, bu durumda “hukuka aykırılık” söz konusu olacaktır. Şahsi cezasızlık veya cezanın kaldırılmasını gerektiren şahsi sebebi saptayan yargıç, fail hakkında ceza verilmesine yer olmadığını kararlaştırmak zorundadır; bu halde takdir kullanımından bahsedilemez. Cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebebin varlığını yine hukuki bir değerlendirme ile saptadığında ise, cezada belli bir indirim yapacaktır. İşte bu aşamalarda sadece yasada belirli hadler arasında indirim öngörüldüğü hallerde, bu indirim miktarının belirlenmesi işlemi bir takdir hakkının kullanımını gerektirmektedir. " Şeklinde tespitte bulunulmuştur. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/05/2011 gün ve 2011/6-80 esas, 2011/90 karar sayılı kararında, "Hükümdeki her hukuka aykırılık, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 14.11.1977 gün ve 3-2 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bu yasayolunun olağanüstü bir yasayolu olması nedeniyle yasa yararına bozma konusu yapılamayacak, bu kapsamda hâkimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenler için bir hak teşkil etmeyen hususlar, bu yolla denetlenemeyecek, buna karşın kanıtların ya da hukuk kurallarının yanlış değerlendirilmelerinden kaynaklanan hukuki değerlendirme hataları yasa yararına bozma yasayoluna konu olabilecektir." Şeklinde karar verilmiştir. Yine, "...mevcut kanıtların mahkumiyet için yeterli olmaması, kanıt bulunmaması hallerinde yazılı emir yoluna başvurulmasının mümkün olduğu, zira suç oluşmadığı halde, sanıkların cezalandırılmasına karar verilerek yasaya aykırılık oluşturulduğu, delil bulunup bulunmadığının saptanması sorunu ile delil takdirinin ayrı bir sorun olduğu, sübut bulmayan veya yasal unsurları itibariyle suç oluşturmadığı görülen bir eylemde, uygulamaya veya sair yasaya aykırılıklara ilişkin hususların yazılı emir üzerine incelenmesini mümkün görüp, yargılamanın temelini ve esas amacını oluşturan sübut veya suçun tekevvün edip etmediğine ilişkin incelemeyi mümkün görmemenin hukuken ve mantıken izahı mümkün olmayan bir husus olduğu, sanıkların üzerlerine atılı kasten öldürme suçunu işlediklerine dair, cezalandırılmasına yeterli ve kesin kanıt bulunmadığından yazılı emir talebinin kabulüne... CGK. 20/09/1993-1-201/201, ..."Ceza Genel Kurulunun 30.05.1988 gün ve 1988/179-230 sayılı kararında da belirtildiği gibi, kanuna muhalefet hali sübutu da kapsar. Sübut bulmayan bir eylemin uygulamaya veya sair kanuna aykırılıklara ilişkin yönlerin incelenmesini mümkün görüp, yargılamanın temelini oluşturan suçun sübutuna ve oluşup oluşmadığına ilişkin incelemenin mümkün görmemenin mantiki izahı bulunmadığına...", "...sübuta ilişkin yazılı emrin tetkikinin mümkün bulunduğuna...CGK. 22/09/1964-222/376 ", "... Hükmün bozulmasına, sanık hakkında verilen cezanın kaldırılmasına, yüklenen suçu işlediği sabit olmaması nedeniyle beraatine... 10. CD. 12/05/2008-2008/5455-7547", ... şeklinde kararların bulunduğu görülmüştür. (Açıklamalı ve İçtihatlı Ceza Yargılaması Hukukunda Kanun Yararına Bozma, sayfa: 95-96) Yine, Ceza Genel Kurulunun 09/06/2009 gün ve 2009/4-70-153 sayılı kararında; hükmün 5271 sayılı Yasanın 34, 230, 232 ve 289/1-g maddelerine aykırı olarak gerekçeyi içermemesinin kanun yararına bozma konusu yapılabileceği kabul edilmiş ve bu hukuka aykırılığın aynı Yasanın 309/4-b bendi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. ...Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 08/10/2007 gün ve 2007/8669-7091 sayılı kararında, iddianame ile hakkında kamu davası açılan sanık ve fiille ilgili olmayan gerekçeye yer verilmek suretiyle gerekçeden yoksunluğa ve karışıklığa sebebiyet verecek biçimde hüküm kurulmasını usul ve yasaya aykırı görülerek hükmün yasa yararına bozulmasına karar verilmiştir. (Açıklamalı ve İçtihatlı Ceza Yargılaması Hukukunda Kanun Yararına Bozma, sayfa: 94) Suçun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi hususu, hakimin takdir hakkı ve kanıtların takdir ve tercihi ile ilgili bir konu olmayıp, bütünüyle maddi hukuka ilişkin bir hukuka aykırılık niteliğinde bulunması nedeniyle yasa yararına bozma konusu edilebilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun içtihatları da bu doğrultudadır. Bu itibarla, suçun unsurlarının oluşmaması nedeniyle kanun yararına bozma isteminin "kesinleşen hükümlerde delil ve takdirde hataya düşüldüğünden bahisle kanun yararına bozma yoluna gidilemeyeceği" gerekçesiyle reddine karar verilmez. ( Açıklamalı ve İçtihatlı Ceza Yargılaması Hukukunda Kanun Yararına Bozma, sayfa: 111) Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24/01/2024 tarihli ve 2022/1-384 esas, 2024/41 karar sayılı kararında: Maddi hukuka aykırılık başlığı altında değerlendirilebilecek konulardan hâkimin vicdani kanaate ulaşması sürecindeki ve takdir yetkisinin kullanılmasındaki hukuka aykırılıklara gelince; vicdani kanaat; hâkimin huzuruna getirilen delilleri serbestçe değerlendirip akıl yürüterek bir sonuca ulaşması olarak tanımlanırken, takdir yetkisi; olayların nitelik ve yapısına göre verilmesi gereken kararları, kanunun öngördüğü yetki çerçevesinde vermek ve gerekli tedbirleri almak üzere kullanılan yetki olarak tanımlanmaktadır. Hâkimin hem vicdani kanaatine nasıl ulaştığını hem de kanunların kendisine verdiği takdir yetkisini hangi şekilde kullandığını hükmün gerekçesinde göstermesi zorunluluğu ise CMK'nın 230. maddesinden kaynaklanan kesin bir hukuka aykırılık hâlidir. Yargıtay'ın emsal kararlarında, takdir yetkisinin kullanımının genel hatlarıyla temyiz incelemesi sırasında denetleme konusu yapıldığı, ancak takdir yanılgısı olarak nitelediği konuların kanun yararına bozma yolunda denetlenemeyeceği hususunda istikrarlı olduğu görülmektedir. Takdir yanılgısı; takdir yetkisinin kullanılması sırasında hataya (yanılgıya) düşmek olarak tanımlanmaktadır. Maddi sorunun çözümü için dosyadaki delillerin değerlendirilmesi ve her türlü şüpheden uzak bir kanaate ulaşılması sonucu ulaşılan vicdani kanaatin, takdir yetkisinin kullanımı sırasındaki yanılgıdan farklı bir kavram olduğunun vurgulanması ise elzemdir (..., Ceza Muhakemesi Hukukunda Kanun Yararına Bozma, ... , İstanbul, 2022, s. 212-228). Nitekim, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 14.11.1977 tarihli ve 3-2 sayılı kararı ile 765 sayılı TCK'da hâkimin takdirine bırakılan erteleme isteği hakkında olumlu ya da olumsuz bir kararı kapsayan ya da kanuni gerekçe gösterilmeden bu isteklerin reddine veya kabulüne ilişkin olan hükümlere karşı kanuna aykırılıktan söz edilerek bu kanun yoluna başvurunun kabulüne olanak bulunmadığı kabul edilmiştir. Yine, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23.03.2010 tarihli ve 29-56 sayılı kararında; kabul edip etmemenin mahkemenin takdirine bağlı olduğu istekler hakkında verilen kararların, 19.02.2008 tarihli ve 19-31 sayılı kararında ise; kanun yararına bozmanın olağanüstü kanun yolu olması nedeniyle hâkimin takdir yetkisini hatalı kullanmasına ilişkin hukuka aykırılıkların, örneğin; temel ceza miktarının saptanmasında kullanılan ölçütlerin hatalı takdir edilmesi, cezada artırım veya indirim yapılırken kullanılan oranların seçimindeki isabetsizlik gibi hususların; kanun yararına bozma istemine konu edilemeyeği belirtilmiştir. Hâkimin hükme ulaşmak için maddi meseleyi çözmekte kanunu yorumlama faaliyeti de hukuka uygun olmalıdır. Hâkimler yorum konusunda keyfi bir yetkiye sahip olmamakla birlikte; bilimsel ve mantıksal esaslara dayanıp gerekçeyle de yorumlarını beslemek zorundadırlar. Bir hukuk normunun somutlaştırılması olarak ifade edilebilecek yorum faaliyetinin hukuka uygun şekilde yürütülerek içtihat birliğinin sağlanmasında ve bu anlamda denetiminde fayda vardır (..., s.220). Keza, Yargıtay Ceza Genel Kurulu 14.11.1988 tarihli ve 427-466 sayılı kararında; "…sübut bulmayan veya yasal unsurları itibarıyla suç oluşturmadığı görülen bir eylemde, uygulamaya veya sair yasaya aykırılıklara ilişkin hususların yazılı emir (kanun yararına bozma) üzerine incelenmesi mümkün görüp yargılamanın temelini ve esas amacını oluşturan sübut ile suçun oluşup oluşmadığına ilişkin incelemeyi mümkün görmemek hukuken ve mantıken izahı mümkün olmayan bir husustur…" şeklindeki kabulü ile eylemin sübutunun kabulü ile suç oluşturup oluşturmadığının bu olağanüstü kanun yoluyla denetlenebileceği sonucuna ulaşmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.04.2008 tarihli ve 81-94 sayılı ile 15.06.2010 tarihli ve 117-146 sayılı kararlarında ise; asgari hadden ifadesine yer verilip takdirin ne şekilde kullanılacağı açıkça ifade edildikten sonra takdirin gerekçeye aykırı olarak kullanılması suretiyle alt sınırdan uzaklaşılarak ceza takdir edilmesi hâlinde, bu hususun esaslı konuya ilişkin olması nedeniyle kanun yararına bozmaya konu edilebileceği; öte yandan temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşılmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığını belirten yerel mahkemenin temel gün adli para cezasını, gerekçede belirttiği takdirin üzerinde belirlemesinin sanık aleyhine bir durum oluşturduğu ve esaslı bir durum oluşturan bu hukuka aykırılığın da kanun yararına bozmaya konu edilmesinin mümkün olduğu kabul edilmiştir." Tespitlerine yer verilmiştir. Somut olayda yasa yararına bozma başvurusuna konu edilen husus, suçun unsurlarının oluşmaması nedeniyle sanığın hakaret suçundan beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir. ... isimli sosyal paylaşım sitesinde katılan... ...'ya hitaben yazılan "... yukarıdaki tweetleri okursan neredeyse tamamında ... ile alay ettiğim anlaşılıyor, zekası olmayan anlamaz tabi" şeklindeki sözler sebebiyle kamu davası açılmış, basit yargılama usulü uygulanmak suretiyle yapılan yargılama sonunda, İskilip Asliye Ceza Mahkemesinin 22/04/2024 tarihli ve 2023/423 esas, 2024/129 sayılı kararıyla, sanık ...'nın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125/1, 125/4, 62/1, 52/2 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 251/3. maddeleri gereğince 1.300,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Mahkumiyet hükmünün gerekçesinde, "... ... isimli sosyal medya uygulamasında müşteki...'ye hitaben "zekası olmayan anlamaz tabi" demek suretiyle onur ve şerefini rencide eder mahiyette paylaşımda bulunarak üzerine atılı hakaret suçunun sabit olduğu" belirtilmiştir. Tüm kanıtların toplanıp değerlendirilmesi yapıldıktan sonra verilen kararlarla ilgili olarak, kanıtların takdir ve tercihinde yanılgıya düşüldüğünden bahisle yazılı emir yoluna gidilemeyeceği hususu bir vakıa ise de, bu durumun sadece hâkime tanınan takdir yetkisinin kullanılmasına işaret ettiği, bununla birlikte vicdani kanaatin oluşması sürecinde dosyadaki mevcut delillerin sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi için yeterli olup olmaması sebebini kapsamadığı, suçun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi hususu, hakimin takdir hakkı ve kanıtların takdir ve tercihi ile ilgili bir konu olmayıp, bütünüyle maddi hukuka ilişkin bir hukuka aykırılık niteliğinde bulunması nedeniyle yasa yararına bozma konusu edilebileceği, somut olayda, mahkumiyet hükmüne esas alınan "zekası olmayan anlamaz tabi" sözlerinin hakaret suçunu oluşturmadığı, hakaret suçunun unsurları itibari ile oluşmaması nedeniyle yasa yararına bozmaya konu edilmesi gerekirken, "takdirde yanılgı" olduğu gerekçesiyle istemin reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu değerlendirilerek, 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesi uyarınca olağanüstü itiraz kanun yoluna başvurulmuştur. Nitekim Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 03/06/2024 tarihli ve 2024/3715 esas, 2024/7910 karar - 13/05/2015 tarihli ve 2025/2735 esas, 2025/8876 karar sayılı aynı mahiyetteki kararlarında, suçun unsurlarının oluşmaması nedeniyle kanun yararına bozma istemi kabul edilerek 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendi uyarınca Dairece doğrudan beraat kararı verilmiştir. SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1.İtirazımızın KABULÜ ile, 2.Yüksek Dairenizin, 29/04/2025 tarihli ve 2025/1058 esas, 2025/7989 sayılı kararının kaldırılması, 3.İskilip Asliye Ceza Mahkemesinin 22/04/2024 tarihli ve 2023/423 esas, 2024/129 sayılı kararıyla verilen mahkumiyet kararının, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesinin 3. fıkrası uyarınca BOZULMASI, aynı maddenin 4. fıkrasının (d) bendi gereğince sanığın beraatine karar verilmesi, 4.Yüksek Daireniz aksi kanaatte ise dosyanın Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi, "biçimindeki talep ve gerekçeyle itirazda bulunulmuştur. II. GEREKÇE Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 03.04.2012 gün ve 10/438-141 sayılı kararında belirtildiği üzere, öğretide “olağanüstü temyiz” olarak adlandırılan kanun yararına bozma olağanüstü yasa yolunun koşulları ve sonuçları, “kanun yararına bozma” adı ile 5271 sayılı Kanun'un 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir. 5271 sayılı Kanun’un 309. maddesi uyarınca, hakim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir. Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar ile uygulamadaki esaslı yanlışlar ve esasa etkili usul yanılgılarının, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır. Ceza Genel Kurulunun 23.03.2010 tarih ve 2/29-56 sayılı kararında belirtildiği üzere; kanun yararına bozma yasa yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilmesi nedeniyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 14.11.1977 gün ve 3-2 sayılı Kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bu yasa yolunun olağanüstü bir yasa yolu olması nedeniyle, her türlü hukuka aykırılık iddiası, yasa yararına bozma konusu yapılamayacak, bu kapsamda hakimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenler için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları veya takdirin yerinde olup olmadığının denetlenmesine ilişkin başvurular, temyiz yasa yolundan farklı olarak kanun yararına bozma konusu yapılamayacağından, bu yolla denetlenemeyecektir. İnceleme konusu somut olayda, sanığın katılana yönelik sözleri hakaret niteliğinde kabul edilip mahkumiyet hükmü kurulduğuna göre, takdirde yanılgıya düşüldüğünden bahisle, kanun yararına bozma yoluna başvurulamayacağından, kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmiştir. III. KARAR 1.Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Dairemizin 29.04.2025 tarihli ve 2025/1058 Esas, 2025/7989 Karar sayılı kararı usul ve kanuna uygun bulunmakla, yerinde görülmeyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2.6352 sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 308/3. maddesi gereğince itirazı incelemek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE, Oy birliğiyle 16.09.2025 tarihinde karar verildi.
Özgün Analiz
Olay Özeti: İskilip'te sanık, sosyal medyada katılana hitaben 'zekası olmayan anlamaz tabi' sözleri nedeniyle hakaretten adli para cezasına mahkum edilmiştir. Bu kesinleşmiş hükme karşı kanun yararına bozma istenmiş, daire reddetmiş; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle itiraz etmiştir.
Hukuki İlke: Kanun yararına bozma olağanüstü bir yol olup hakimin takdir yetkisi alanına giren ve takdir yanılgısı niteliğindeki hususlar bu yolla denetlenemez. Sanığın sözleri hakaret kabul edilip mahkumiyet kurulduğuna göre, takdirde yanılgı iddiasıyla kanun yararına bozmaya gidilemez (CMK 309).
Uygulama Sonucu: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddi; dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi
Dava Strateji Notu: Kanun yararına bozmada kilit ayrım: suçun unsurlarının hiç oluşmaması (maddi hukuk aykırılığı, KYB'ye açık) ile delil/söz takdirinde yanılgı (KYB'ye kapalı). Daire somut sözü hakaret sayıp bunu takdir yanılgısı çerçevesine koyduğundan itirazı reddetti; son kararı YCGK verecek. KYB dilekçesinde 'unsur yokluğu' argümanını takdir tartışmasından titizlikle ayırın.