KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2009/7795 E., 2010/4018 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 7 Nisan 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
534 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı ... ve ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... Müdürlüğüne izafeten Hazine aleyhine 21/01/2009 gününde verilen dilekçe ile maddi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 31/03/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacılar vekili ile davalı vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre tarafların yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davacılara yükletilmesine 07/04/2010 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, tapu sicilinin yanlış tutulmasından kaynaklanan Medeni Kanun’un 1007. maddesine dayalı tazminat davasıdır. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, tarafların temyizi üzerine dairemiz çoğunluğu tarafından onanmıştır.
Davacılar. Eskişehir 1. İcra Müdürlüğünün 1998/2550 sayılı takip dosyasında yapılan ihale sonucunda ...
Mahallesi 877 ada 693 parselde kayıtlı 4 nolu dükkanın 476/13360 hissesini 28/5/2001 tarihinde satın alıp adlarına tapuya kaydettirdiklerini, daha sonra 25/3/2002 tarihinde paydaşlığın giderilmesi davası açtıklarını, ortaklığın satış yoluyla giderilmesine karar verildiğini, ancak satış aşamasında kendilerine satılan pay oranının 476/13360 olmayıp 112/13360 hisse olduğunun anlaşıldığını, bunun üzerine Eskişehir 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde Adalet Bakanlığı aleyhine tazminat davası açtıklarını,
anılan davada davaları kabul edilmiş ise de Yargıtay 4. Hukuk Dairesince "yapılan yanlışlığın tapu sicil müdürlüğünde ipotek akdi tesisi sırasında meydana geldiği, bu nedenle Adalet Bakanlığı aleyhine İ.İ.K’nun 5. maddesine dayalı olarak açılan davanın husumet yokluğundan reddedilmesi gerektiğinden" bahisle bozulması üzerine yerel mahkemece bozma ilamına uyularak davanın reddedildiğini belirterek,
112/13360 hisse üzerine ipotek tesisi gerekirken 476/13360 hisse üzerine ipotek tesis eden ve böylece icra dosyasında bu hisse üzerinden kendilerine satış yapılmasına neden olan davalı Hazineden M.K’nun 1007. maddesine göre uğradıkları zararın tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, yapılan işlem üzerinden 10 yıllık süre ve Asliye Hukuk Mahkemesi kararının üzerinden de 1 yıllık süre geçmeden dava açılmış olması nedeniyle davalı Hazine vekilinin zamanaşımı def’inin reddine karar verilerek, işin esası incelenmiş ve tazminat davasının kabulüne karar verilmiştir.
Somut olayda davalı Hazinenin sorumluluğu Medeni Kanun’un 1007. maddesine dayalı kusursuz sorumluluk olup Borçlar Kanunu’nun 60/1. maddesinde öngörülen bir yıllık zamanaşımına tabidir ve bu sürenin başlangıcıda zararın ve failin öğrenildiği tarihtir.
Davacılar tarafından Adalet Bakanlığı aleyhine Eskişehir 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2004/150 esas sayılı dosyasında açılan davada 6/2/2006 tarihinde dairemizce verilen birinci bozma kararında da belirtildiği üzere davacılar zararı 4/3/2004 tarihli satış memuru kararı ile öğrenmişlerdir. Yine izale-i şuyu satış dosyası içinde bulunan Tapu Sicil Müdürlüğünün Eskişehir 1. Sulh Hukuk Mahkemesine hitaben yazdığı 14/5/2003 tarihli yazıdan ipotek veren dava dışı üçüncü kişilerin toplam hisselerinin 112/13360 iken sehven resmi senette 476/13360 olarak yazıldığı ve ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan satışta da bu hissenin satışının yapıldığı belirtildiğine göre davacılar faili de 14/05/2003 tarihinde öğrenmişlerdir.
Davacılar tarafından Eskişehir 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde Adalet Bakanlığı aleyhine açılan ve husumet yokluğundan reddedilen ilk dava zamanaşımını kesmediği gibi, ilk davanın anılan nedenle reddi davacılara Borçlar Kanunu’nun 137. maddesinde öngörülen munzam (ek) süreden yararlanma hakkı da vermez. (4. Hukuk Dairesinin 19/2/1971 gün 12449/1561 sayılı ve H.G.K’nun 16/12/1967 gün 3/413-623 sayılı kararları)
Şu durumda yerel mahkeme kararının; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmek üzere bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan dairemiz sayın çoğunluğunun onama kararına katılamıyorum. 07/04/2010
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2009/7795, K. 2010/4018, 7 Nisan 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama