KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2010/4728 E., 2010/10539 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Ekim 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
539 kelime·3 dk okuma
Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... ve diğerleri aleyhine 10/04/2007 gününde verilen dilekçe ile mülkiyet aidiyetinin tespiti veya tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 27/10/2009 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Davacı, davalılar vekiline gönderilen uyarı yazısı (muhtıra) uyarınca eksik temyiz harç ve posta giderlerinin süresinde yatırılmadığını belirterek davalıların temyiz isteminin reddine karar verilmesini istemişse de Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın 434/son maddesi gereğince uyarının "…kararı veren hakim veya mahkeme başkanı…" tarafından yapılacağı ve yedi günlük süre içinde tamamlanması, aksi halde temyizden vazgeçmiş sayılacağı hususu yazılı olarak bildirilir. Dosyadaki belgelere göre uyarı içeren belgenin mahkeme yazı işleri müdürü tarafından imzalandığı ve uyarı yazısında "…aksi halde temyizden vazgeçmiş…" sayılacağının bildirilmediği anlaşıldığından, uyarı yazısının yöntemine uygun olmadığı sonucuna varılarak işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
Davacı, davalıların mirasbırakanına borçlu olması nedeniyle, mirasbırakan tarafından başlatılan icra takibinin kesinleşmesi üzerine Yeniorhanlı köyünde bulunan 698, 701, 711, 716 parsel sayılı taşınmazlarının icra müdürlüğü tarafından haczedilerek açık artırmaya çıkartıldığını, kesinleşen açık artırmada 698 parsel sayılı taşınmazı dava dışı ... 'in; diğer taşınmazları ise alacağına karşılık davalıların mirasbırakanı olan alacaklının aldığını;
davalıların mirasbırakanı/alacaklı hakkında takip konusu tutar kadar borçlu olmadığının saptanması amacıyla açtığı menfi tespit davasında borç tutarının 750.000.000 TL değil, 25.000.000 TL olduğunun saptandığını ve Yargıtay denetiminden geçen kararın kesinleştiğini; borçlu olduğu tutar ile eklerinin 698 parsel sayılı taşınmazın satışından elde edilen para ile karşılandığını; diğer parsellerin alacaklıya geçmesine dayanak olan borcun kesinleşmiş mahkeme kararı ile ortadan kalktığını;
davalıların mirasbırakanı/alacaklı adına tescil işlemi yapılmamış olmasına rağmen ihale ile mülkiyet ona geçtiğinden, 701, 711 ve 716 parsel sayılı taşınmazların mülkiyetinin kendisine ait olduğunun tespitine, adına olan tescilin mülkiyet hakkıyla birlikte devamına, icra dosyasından konulan sınırlamaların (şerhlerin) kaldırılmasına; kabul edilmediği takdirde, tapu kayıtlarının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar ise, mirasbırakanları ...’in yaptırdığı konutun dava günündeki değeri ve davacının 1997 yılından beri konutu haksız yere işgal etmesi nedeniyle haksız işgal tazminatı tutarının belirlenmesi amacıyla dava açıldığını, konutun dava günündeki değerinin tespitine ilişkin kararın temyiz edildiğini; ayrıca haksız işgal tazminatı için faiz istemiyle ayrı bir dava açtıklarını, bu davaların kabul edilmesi durumunda davacıdan olan alacaklarının davacının belirttiği taşınmazların değerine denk olacağını, bu nedenle mahkemenin 2001/126 Esas sayılı faize ilişkin dava dosyasının sonucunun beklenmesi gerektiğini belirterek, istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuşlarıdır.
Yerel mahkemece, dava konusu 711 parsel sayılı taşınmaz yönünden ihalenin feshine karar verildiğinden, hukuki yarar yokluğu nedeniyle bu parsel yönünden istemin reddine; diğer 701 ve 716 parsel sayılı taşınmazlar yönünden istemin kabulü ile mülkiyetlerinin davacıya ait olduğunun tespitine ilişkin olarak verilen karar, davalılar tarafından temyiz olunmuştur.
Açık artırma yolu ile satılan taşınmazların mülkiyeti açık artırmanın kesinleşmesi ile birlikte alıcıya geçer tapu kaydında tescil işleminin yapılmamış olması sonuca etkili değildir. Böyle bir durumda davacının taşınmaz mülkiyetinin kendisine ait olduğunun tespitini istemekte hukuki yararı yoktur.
Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek istemin tümden reddedilmesi gerekirken; infazı mümkün olmayan tespit kararı verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2010/4728, K. 2010/10539, 19 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama