KÜNYE
4. Hukuk Dairesi 2012/13466 E., 2013/12461 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Haziran 2013
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
672 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 03/12/2012 gününde verilen dilekçe ile haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 14/06/2012 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı ... tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, haksız şikayet ve hakaret nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz olunmuştur.
Davacı, davalı ile aynı kurumda çalıştıklarını davalının BİMER'e 26/07/2011 tarihinde şikayet dilekçesi gönderdiğini, dilekçede belirtilen hususların doğru olmadığını, şikayetin haksız olduğunu, yapılan idari soruşturmada hakkında herhangi bir disiplin işlemi uygulanmadığını, adli soruşturmada hakkında takipsizlik kararı verildiğini, davalının dilekçede hakaret içeren ifadeler de kullandığını belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalı ise, cevap vermemiş, duruşmalara katılmamıştır.
Mahkemece davalının şikayetinin haksız olduğu, hakaret içeren ifadeler kullanıldığı gerekçesiyle istemin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Anayasa’nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25.maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK’nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir.
Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz.
Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir.
Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Somut olayda, davacı ile davalının aynı kurumda çalıştıkları, davalının BİMER'e 26/07/2011 tarihinde şikayet dilekçesi gönderdiği, yapılan idari soruşturma sonucunda aynı kurumda çalışan idarecilerin ve diğer çalışanların şikayet dilekçesinin içeriğini doğruladıkları, idari soruşturma raporunun sonuç kısmında da bu hususların doğru olduğunun belirlendiği, davalının adli soruşturma yapılması için şikayetinin bulunmadığı, idari soruşturmanın süresinde tamamlanmadığı için davacı hakkında disiplin cezası uygulanmadığı,
şikayet dilekçesinin bütünü incelendiğinde davalının kullandığı ifadelerde hakaret ve sırf davacıyı zararlandırma kastının bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Yerel mahkemece, şikayet için yeterli emare olması nedeniyle davalının yasal şikayet hakkını kullandığı sonucuna varılarak, istemin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, şikayet hakkını hukuka uygun kullanmadığı gerekçesiyle, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
KARŞI OY YAZISI
Dava; haksız şikayet ve hakaret yoluyla kişilik haklarına saldırı nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Davalının ve davacının aynı kurumda çalıştıkları, dosya kapsamı itibariyle davalının şikayeti için yeterli emare bulunduğu yolundaki dairemiz çoğunluğunun bozma gerekçesine katılmakla birlikte, davacı için "deli Salim" ifadesinin kullanılmasının kişilik haklarına saldırı olması nedeniyle salt bu nedenle uygun bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği düşüncesiyle, davanın tümden reddi yolundaki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.27/06/2013
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2012/13466, K. 2013/12461, 27 Haziran 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama