KÜNYE
5. Hukuk Dairesi 2024/2320 E., 2025/9864 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Haziran 2025
- Mahkemesi
- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2022/2066 Esas, 2022/2239 Karar
- Karar
- Esastan ret
Karar Metni
944 kelime·5 dk okuma·12 bölüm
Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili ve ecrimisil talebine ilişkin davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davaya konu ... ili, ..., ... köyü 639 parsel sayılı taşınmazdan kamulaştırma yapılmaksızın yol ve kanal geçirildiğinden kamulaştırmasız el atma nedeniyle hesaplanacak tazminatın davalı idareden tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı idare vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın 1945 li yıllarda işletmeye açılan ... Sol Sahil Sulaması içerisinde yer aldığını, dava konusu taşınmazdan geçen kanal ve yolun ise 1963 te inşa edildiğini, davacının dava konusu taşınmazdaki kanal ve yolu görerek 1993 yılında dava konusu satın aldığını, davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın tesis kadastrosunun 1971 yılında yapıldığını, müvekkili davacının 1993 yılında satın alarak malik olduğunu, mülkiyetin kazanıldığı tarihler tespit edilmeden eksik inceleme ile karar verildiğini, davalı idarenin sulama kanalının inşa tarihi konusunda farklı tarihler belirttiğini, ancak bu hususta bir belge sunamadığını, el atma tarihinin cevap dilekçesi esas alınarak 1963 yılında olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu ... köyü, 639 parsel sayılı taşınmazın bulunduğu yörede yapılan kadastro çalışmaları üzerine dava konusu 639 parsel sayılı taşınmaz hakkında düzenlenen 09.08.1960 tarihli tapulama tutanağının iktisap sebebine göre "Eylül 1957 tarih ve 26 nolu tapu kaydı ile ... oğlu ...'ın namına kayıtlı bulunduğu ve mahallinde tatbik edilen tapu ve vergi kaydının bu bağa ait olduğu ve halen de ...'nın tasarruf ve zilyedinde bulunduğu muhtar ve bilirkişilerin beyanlarından anlaşılmakla adına tespit yapıldığı" şeklinde olup tapulama tutanağının kesinleşmesi üzerine de,
parselin bağ vasfı ile ... oğlu ... ... adına 23.08.1968 tarihinde tapuya tescilinin yapılmış olduğu. taşınmazın ... ... tarafından 06.11.1975 tarih ve ... yevmiye sayılı resmi senetle dava dışı ...'e satıldığı, ... tarafından da 26.04.1993 tarih ve ... yevmiye sayılı resmi senet ile davacı ...'na satıldığı anlaşılmış olup 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3 üncü maddesi uyarınca kesinleşen kadastro tutanaklarında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere,
tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz ise de yol ve kanal olarak el atılan taşınmazın kamu ortak malı sayılacağından kazandırıcı zamanaşımı veya zilyetliğe dayanılarak tescili mümkün olmadığı gibi, özel mülkiyet şeklinde tapuya tesciline de olanak olmadığı ve 221 sayılı Kanun uyarınca taşınmazın dava konusu yapılan yol ve kanal olarak el atılan 1.272,00 m²'lik kısmının kamulaştırılmış olduğunun kabulü gerektiği,
03.12.2021 havale tarihli fen raporu ile ekli krokide dava konusu 639 parsel sayılı taşınmazın hava fotoğrafları üzerinde yapılan inceleme ile 1953 yılında yol ve kanal güzergahının belirgin olduğu belirtilmekle, dava konusu 639 parsel sayılı taşınmaza 09.10.1956 tarihinden önce el atıldığı anlaşıldığından davada 221 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği, 221 sayılı Kanun 12.01.1961 tarihinde yürürlüğe girdiğinden, davacıların 2 yıllık dava açma süresinin 12.01.1963 tarihinde dolduğu,
eldeki davanın 17.01.2020 tarihinde hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı anlaşıldığından davanın reddi yerinde görülerek davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ... olarak davacı tapu maliki ile davalı idare arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili hususundadır.
2. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Dosyanı incelenmesinden; dava konusu taşınmazın 23.08.1962 tarihli tapulama ile dava dışı ... ... adına tescil edildiği, davacının 26.04.1993 tarihinde satın alma ile malik olduğu, bilirkişi raporlarında dava konusu taşınmaza el atma tarihinin 1956 yılı öncesi olduğunun belirtildiği anlaşılmıştır.
3. 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 4 üncü maddesiyle Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.02.2016 tarihli ve 2014/8-1084 Esas, 2016/158 Karar sayılı ve 25.05.2005 tarihli ve 2005/288 Esas, 2005/ 352 Karar Sayılı kararı ile bu kararda sözü edilen Anayasa Mahkemesinin 09.12.1989 tarihli ve 1989/14 Esas, 1989/49 sayılı kararı ve 12.12.1989 tarihli ve 1989/11 Esas, 1989/48 Karar sayılı kararları nazara alındığında 221 sayılı Kararı iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 2021/19 Esas,
2022/46 Karar sayılı kararının yürürlük tarihi olan 04.05.2023 tarihinden çok önce 13.01.1963 tarihinde iki yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu ve davalı yararına kazanılmış hak oluştuğu, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının kazanılmış hakları etkilemeyeceği gözetilerek davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
4. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Davacıdan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2024/2320, K. 2025/9864, 26 Haziran 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama