KÜNYE
5. Hukuk Dairesi 2025/247 E., 2025/11927 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 25 Eylül 2025
- Mahkemesi
- Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2022/2675 Esas, 2024/1792 Karar
- Karar
- Esastan ret
- İlk derece mahkemesi
- Ayvalık 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2016/575 Esas, 2022/237 Karar
Karar Metni
1.517 kelime·8 dk okuma·12 bölüm
Taraflar arasındaki taşınmazın tapu kaydının mahkeme kararı ile iptalinden kaynaklanan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazminine ilişkin asıl ve birleştirilen davalarda yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince zamanaşımı nedeniyle asıl ve birleştirilen davaların reddine karar verilmiştir.
Kararın asıl davada bir kısım davacılar ile birleştirilen davada davacı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl davada bir kısım davacılar ile birleştirilen davada davacılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Asıl davada davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu Balıkesir ili, .... ilçesi, .... Mahallesi 1 ada 17 parsel sayılı taşınmazın tamamının tapu kaydının Orman Genel Müdürlüğü tarafından açılan tapu iptal ve tescil davası sonucunda iptal edilerek taşınmazın orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verildiğini, bu durumun müvekkillerinin mülkiyet hakkını ihlâl ettiğini belirterek müvekkillerinin uğradığı zararın tazminini talep etmiştir.
2. Birleştirilen davada davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu Balıkesir ili, .... ilçesi, ....
Mahallesi 1 ada 17 parsel sayılı taşınmazın tamamının tapu kaydının Orman Genel Müdürlüğü tarafından açılan tapu iptal ve tescil davası sonucunda iptal edilerek taşınmazın orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verildiğini, 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun’un (6292 sayılı Kanun) 7 nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüne aykırı olarak müvekkillerine ödeme yapılmadığını veya emsal bir taşınmaz verilmediğini,
bu durumun müvekkillerinin mülkiyet hakkını ihlâl ettiğini belirterek müvekkillerinin uğradığı zararın tazminini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; süresinde açılmayan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, tapu sicilinin tutulması ile gerçekleşen zarar arasında uygun illiyet bağı bulunmadığını, dava konusu taşınmaz için talep edilen tazminat miktarının yüksek olduğunu, tapu kaydının kesinleşen mahkeme kararına istinaden iptal edildiğini, tapu sicilinin yanlış tutulması sonucu oluşan bir zararın bulunmadığını, müvekkili idarenin herhangi bir kusurunun bulunmadığını ileri sürmüştür.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada bir kısım davacılar ile birleştirilen davada davacılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Asıl davada bir kısım davacılar vekili Avukat ... istinaf dilekçesinde özetle; davada 6292 sayılı Kanun’un 7 nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmünün uygulanması gerektiğini, zamanaşımı def’ini içeren davalı Hazine vekiline ait cevap dilekçesinin süresinde verilmediğini, diğer taraftan davanın Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu kararları ile kabul edilen kamulaştırmasız el atma davası olarak da kabul edilebileceğini, kamulaştırmasız el atma davalarında zamanaşımı süresinin de söz konusu olmadığını ileri sürmüştür.
2. Asıl davada bir kısım davacılar vekili Avukat ... istinaf dilekçesinde özetle; her ne kadar İlk Derece Mahkemesince davanın 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesinden kaynaklanan tapu sicilinin hatalı tutulmasından doğan bir dava olduğu sonucuna varılarak zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmişse de hukuki nitelendirmenin hatalı olduğunu, davada 6292 sayılı Kanun’un 7 nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmünün uygulanması gerektiğini ileri sürmüştür.
3. Birleştirilen davada davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; 6292 sayılı Kanun’un 7 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, aynı zamanda bu davanın Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu kararları ile kabul edilen kamulaştırmasız el atma davası olarak da kabul edilebileceğini, kamulaştırmasız el atma davalarında zamanaşımı süresinin söz konusu olmadığını, nihayet Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4-383 Esas, 2009/517 Karar sayılı milat sayılan kararı ile bu karar tarihinden önce zamanaşımı süresi dolmuş olan taşınmazlar yönünden makul bir süre boyunca dava açma hakkı tanındığını ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile öncelikle mahkeme kararı ile tapusu iptal edilen taşınmaz maliklerine mülkiyet hakkına karşılık 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesine dayalı tazminat davası açılabileceğine ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4-383 Esas, 2009/517 Karar sayılı kararıyla iç hukukta herhangi bir yasal düzenleme olmaksızın içtihaden tazminat hakkı tanındığı,
4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesine dayalı tazminat davalarında ayrıca bir düzenleme olmadığından ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146 ncı maddesinde ''kanunda aksine hüküm bulunmadıkça her alacak 10 yıllık zamanaşımına tabidir" hükmü gereği 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulandığı, zamanaşımı süresinin zararın doğduğu tarihte başladığı, mahkeme kararı ile tapusu iptal edilen malikin zararının oluştuğu tarihin ise 4721 sayılı Kanun'un 705 inci maddesi gereğince tapunun iptaline ilişkin kararın kesinleşme tarihi olduğu, bu açıklamalar ışığında dava konusu olay incelendiğinde;
tapu iptaline ilişkin karar 19.06.2002 tarihinde kesinleştiğinden 10 yıllık zamanaşımı süresinin 20.06.2012 tarihinde dolduğu, bu durumda İlk Derece Mahkemesince verilen kararın yerinde olduğu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli iç hukukta tapusu iptal edilen taşınmazlar için tazminat verilmesi yolunu açan 2009/4-383 Esas, 2009/517 Karar sayılı kararı üzerine iş bu karardan ötürü zamanaşımı bu tarihten önce dolan davalar için 10 yıllık zamanaşımına "makul süre" eklenmesi yönünden Anayasa Mahkemesinin 25.07.2017 tarihli .... davasında özellikle vurgulanan hususun,
bahsedilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4-383 Esas, 2009/517 Karar sayılı kararından önce zamanaşımı dolan davalar için "makul süre" verilmesi olduğu, olayımızda ise Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bahsedilen kararı çıktığında (18.11.2009) iş bu dosyalarda tazminat davasına konu olan taşınmaz için zamanaşımı süresinin dolmadığı,
bu yüzden 10 yıllık genel zamanaşımı süresi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bahsedilen kararında sonra dolduğundan artık "makul süre" verilemeyeceği, diğer davacılar vekilinin zamanaşımına davalı tarafça süresi içinde başvurulmadığı yönündeki istinafı ise davalı tarafın Ayvalık 2. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmek üzere Burhaniye Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine sunmuş olduğu cevap dilekçesindeki yazı işleri müdürünün havale tarihi 01.02.2017 olup, tebliğin davalıya 18.01.2017 tarihinde yapıldığı anlaşıldığından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) "cevap dilekçesi,
havale edildiği tarihte verilmiş sayılır" şeklindeki 126 ncı maddesinin ikinci fıkrası hükmü dikkate alındığında cevap dilekçesinin iki haftalık süresi içinde sunulduğu ve zamanaşımı def'inin süresinde yapıldığı anlaşılmakla bir kısım davacı vekilinin bu yöndeki istinafının yerinde görülmediği gerekçesiyle asıl davada bir kısım davacı ile birleştirilen davada davacı vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada bir kısım davacılar ile birleştirilen davada davacı vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Asıl davada bir kısım davacılar vekili Avukat ... temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar etmiştir.
2. Asıl davada bir kısım davacılar vekili Avukat ... temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar etmiştir.
3. Birleştirilen davada davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme Uyuşmazlık, ... olarak 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir. 2. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Dosyada bulunan bilgi ve belgelere, kararın dayandığı gerekçelere göre; dava konusu Balıkesir ili, .... ilçesi, .... Mahallesi 1 ada 17 parsel parsel sayılı taşınmazın tamamının Orman Genel Müdürlüğü tarafından açılan dava sonucunda Ayvalık Asliye Hukuk Mahkemesinin 1986/269 Esas, 1994/233 Karar sayılı ilâmı ile orman tahdit sınırı içinde kaldığı gerekçesiyle tapu kaydının iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verildiği, kararın temyiz incelemesinde geçerek 19.06.2002 tarihinde kesinleştiği, eldeki asıl ve birleştirilen davaların ise 10 yıllık zamanaşımı süresi sona erdikten sonra 23.12.2016 ve 19.09.2018 tarihlerinde açıldığı anlaşılmaktadır.
3. 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesinden kaynaklanan tazminat davalarında, mülkiyet kaybının kesinleştiği tarihten itibaren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 146 ncı maddesine (eski 125 inci maddeye) göre 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içinde dava açılması gerekmektedir.
Diğer yandan Anayasa Mahkemesinin 2014/6673 başvuru numaralı ve 25.07.2017 tarihli, 29.09.2017 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan ... kararı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4-383 Esas, 2009/517 Karar sayılı kararı nazara alındığında.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi ile düzenlenen tazminat için hukuk yolu etkili hâle gelmiş olup buna göre de; yukarıda sözü edilen Anayasa Mahkemesinin 2014/6673 başvuru numaralı 25.07.2017 tarihli kararı nazara alındığında 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolmuş bulunan davalar yönünden 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesini etkili hâle getiren Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli kararından sonra davanın makul süre içinde açılması gerekmektedir.
Ancak eldeki dava 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolan bir dava olmadığından ve davalı Hazine vekili süresinde zamanaşımı def'inde bulunduğundan zamanaşımı süresinin geçtiği yönündeki gerekçe isabetlidir.
4. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; Asıl davada bir kısım davacılar ile birleştirilen davada davacılar vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Asıl davada davacılar ... vd. ile birleştirilen davada davacılar ... vd.den peşin alınan temyiz harçlarının Hazineye irat kaydedilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2025/247, K. 2025/11927, 25 Eylül 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama