Karar Özeti
6. Ceza Dairesi 2023/16692 E. , 2025/3043 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/282 E., 2022/2762 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü
Karar Detayı
6. Ceza Dairesi 2023/16692 E. , 2025/3043 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/282 E., 2022/2762 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk derece Bakırköy 5. Ağır Ceza Mahkemesinin, 28.09.2021 tarihli ve 2015/123 Esas, 2021/433 Karar sayılı kararı ile sanığın nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 149/1-h, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 8 yıl 4ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. B. İstinaf İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 19.12.2022 tarihli ve 2022/282 Esas, 2022/2762 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun'un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Sanık hakkında zorunluluk hali hükümleri uygulanarak beraat kararı verilmesi gerektiğine, eylemin teşebbüs aşamasında kaldığına, değer azlığı hükümlerinin uygulanması gerektiğine, suç vasfının tayininde hataya düşüldüğüne sanığın eyleminin hırsızlık olduğuna ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, 5237 sayılı Kanun'un cezanın belirlenmesi başlıklı 61/1. maddesinde belirtilen kriterler ile aynı Kanun'un 3/1. maddesinde ifade edilen cezada orantılılık ilkesi nazara alındığında temel cezanın alt sınırdan belirlenmesinin isabetli olduğu anlaşıldığından, sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır. III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin kararında, sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ile resen incelenmesi gereken konular yönünden 5271 sayılı Kanun 'un 288 ve 289. maddeleri kapsamında yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun'un 302. maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname'ye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ ile HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Bakırköy 5. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 17.03.2025 tarihinde karar verildi. (Muhalif) K A R Ş I O Y Sanığın olay tarihinde saat 23.30 sıralarında ...Caddesinde yürümekte olan mağdurun arkasından gelerek mağdurun çapraz olarak taktığı kol çantasını çekiştirmeye başladığı, mağdurun direnmesine rağmen çekiştirmeye devam ettiği, mağduru itekledikten sonra çantanın askısını koparmak suretiyle yağmalayarak olay yerinden kaçtığı, olayı gören tanık ...' ın sanığı kovalamaya başladığı, kovalandığını anlayan sanığın bir süre sonra çantayı yere attığı, tanık ...’in sanığı kovalamaya devam ettiği, tanığın beyanına göre olay yerinden yaklaşık 700-800 metre sonra sanığı yakaladığı, daha fazla kaçamayan sanığın olay yerinden bulduğu ve silahtan sayılan cam şişeyi kırarak bu şişe ile tanığı tehdit ettiği olayda uyuşmazlık sanığın eyleminin teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığına ilişkindir. Yağma suçu TCK’da hırsızlık suçu ile beraber Malvarlığına Karşı Suçlar bölümünde düzenlenmiştir. Hırsızlık ve yağma suçunda mülkiyet ve zilyetlik hakkı korunmakla beraber yağma suçunda ayrıca kişi hürriyeti ve vücut bütünlüğü korunmaktadır. Yağma öğretide bileşik suç olarak nitelendirilmekte olup bileşik suçlarda her bir suçun ayrı ayrı tamamlanması ile suç tamamlanmış olacağı kabul edilmektedir. Tehdit veya etkili eylem suçunun tamamlanmış olması yağma suçunun tamamlanmış olması için yeterli olmayıp bileşen hırsızlık suçunun tamamlanması yani kişinin malının da alınmış sayılması ile yağma suçu tamamlanmış olacaktır. Öğretide yağma ve hırsızlık suçunun hareket ve netice suçu olduğu hususunda görüş ayrılığı bulunmaktadır. Hareket suçlarında hareketin gerçekleşmesi suçun tamamlanması için yeterli görülmekte olup netice suçlarında hareketin ve akabinde neticenin gerçekleşmesi ile suç tamamlanmış sayılmaktadır. Hırsızlık suçunu hareket suçu kabul eden öğreticiler ve uygulamacılar bakımından hırsızlık suçunun tamamlanması için kanunda yazılı maddi unsur olan alma hareketinin gerekçede tarif edildiği şekilde gerçekleşmesi gerekmektedir. Netice suçu olarak kabul edenler açısından ise suçun tamamlanması için zilyedin zilyetliğinin sona ermesi yani tasarruf olanağının ortadan kalkması neticesinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Maddenin gerekçesinde alma hareketi veya neticesi şu şekilde belirtilmiştir. “Almak fiilinden maksat, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesi, mağdurun suç konusu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesidir. Bu tasarruf olanağı ortadan kaldırılınca suç da tamamlanır. ” uygulamada malı alan hırsız kesintisiz takip ile yakalanıp mal geri alındığında gerekçeye uygun bir şekilde suçun teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilmektedir. Yine uygulamada kesintisiz takibin bizzat malın sahibi tarafından yapılması şartı aranmamakta malın alındığı yere veya malın alındığı binanın kapısına gelen komşular veya kolluk tarafından kesintisiz takip ile hırsızın yakalanıp malın geri alınması halinde de suçun teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilmektedir. Aynı neviden yağma suçunda da kanunda tarif edilen alma hareketi, netice suçu kabul edersek zilyetliğin sonlandırılması neticesi gerekçede şu şekilde tarif edilmiştir. “Malın teslim edilmesi veya alınması, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesini ifade eder.” Görüldüğü üzere alma fiili maddelerin gerekçesinde gerek hırsızlık gerekse yağma suçu açısından aynı şekilde tarif edilmiştir. Bunun sebebi hırsızlık suçunun yağma suçunun bileşen suçu olması bakımındandır. Dolayısı ile hırsızlık suçu gibi yağma suçunda da suçun tamamlanması için zilyedin zilyetliğinin sonlandırılması ve zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hale gelmesi, bu hakların gayri meşru zilyet olan sanığa geçmesi gerekmektedir. Alma fiili bakımından her iki suçun gerekçesinde aynı tarif yapılmasına rağmen öğreti ve uygulamada hırsızlık suçu bakımından teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilen fiil yağma suçunda gerçekleşmiş kabul edilmektedir. Cebir veya tehdit ile malı alınan mağdur veya mağdurun bulunduğu mahalde bulunan veya gelen tanık veya kolluk görevlilerinin sanığı mal ile beraber kesintisiz takip ile yakalamış olmalarına rağmen suçun tamamlandığı kabul edilerek uygulama yapılmaktadır. Ceza Genel Kurulumuzun uygulaması da bu yöndedir. Her iki suçun gerekçesinde tarif edilen alma sözlük anlamında değil bilimsel anlamda (ıstılah anlamında) bir tariftir. Burada alma sözlük anlamında alma ile başlayan ve zilyedin tasarruf olanağının ortadan kalkmasına kadar devam eden bir süreçte devam eden bir alma fiilidir. Maddenin yorumlamasının gerekçesine uygun olması gerektiği temel yorum kuralıdır. Yağma suçunda almak fiili bakımından hırsızlık suçundan farklı ilave bir gerekçe bulunmamaktadır. Kişinin cebirle bedenen kendini savunamaz hale gelmesi veya kişinin tehdidin etkisi ile korkuya kapılarak kendini savunamaz hale gelmesine göre almak fiili tarif edilmemiş aksine zilyedin bu durumundan tamamen bağımsız, bu durumunu dikkate almadan objektif bir tarif yapılmıştır. Bu nedenle kişi kendini savunacak durumda olmadığından mal üzerinde tasarruf olanağı kalmamıştır şeklindeki bir yorum gerekçeye uygun olmayan gerekçeyi genişleten hukuken sanığın kanunda tarif edilen fiilini aleyhine genişleten bir yorum olacaktır. Elbetteki hırsızlık suçunda alma fiili ilgili tarif etmiş olduğumuz süreç tamamlanmadan sanığın cebir veya tehdit kullanması halinde suç yağmaya dönüşecektir. TCK’nın 148. maddesinin gerekçesinde ilk önce yağma suçunun niteliği ve alma fiilinin hukuki/bilimsel tarifi yapıldıktan sonra hırsızlığın yağma suçuna dönüşmesi hususu “Mal, zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür .Örneğin evin içindeki eşyayı alıp kapıdan çıkarken mal sahibi ile karşılaşan hırsız , ona cebir veya tehdit kullanacak olursa, yağma suçu oluşur” şeklinde açıklanmıştır. Dikkat edilmesi gerekirse alma süreci tamamlanmadan cebir veya şiddet gösterenin eylemi yağma suçuna dönüşecek, yağma suçu alma süreci bittikten sonra gerekçedeki tabir ile “zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda” tamamlanmış olacaktır. Yine dikkat edilmesi gerekirse kanun koyucu gerekçede yağma suçu tamamlanır ibaresini kullanmamış suç yağmaya dönüşür ibaresini kullanmıştır. Zaten öğretide var olan hareketi neticeye bitişik suç kavramı yeni TCK ile terk edilmiş, hareket suçu, netice suçu kavramı kabul edilerek düzenleme yapılmıştır. Bu nedenle mal sözlük anlamı ile alınır alınmaz netice doğmuştur, zilyetlik sona ermiştir yaklaşımı isabetli olmayacaktır. Kanunun tarif ettiği alma süreci yani bilimsel hukuki tarifteki alma fiili tamamlanınca zilyetlik sona ermiş olacaktır. Zaten suçu netice suçu olarak kabul ettiğimiz takdirde zilyetliğin sonlandırılma neticesi gerçekleşince suç tamamlanmış olacaktır. Yağma suçunda almak fiii zilyetlik kavramı üzerinden tarif edildiğinden MK’nın zilyetlik hükümleri ile örtüşen bir şekilde yorumlanması gerekmektedir. Zilyet MK’nın 981.maddesinin verdiği hak ve yetki uyarınca zilyetliğini savunabilir, her türlü gasp veya saldırıyı kuvvet kullanarak defedebilir, eylem sırasında ve kaçarken malını yakalananın elinden alarak zilyetliğini koruyabilir. Kişinin kaçarken aldığı malı atması veya kaçarken yakalanıp malın geri alınması halinde zilyetlik korunmuş ve TCK’nın 148.maddesinin gerekçesinde yazıldığı şekilde zilyedlikten doğan tasarruf imkanı ortadan kalkmamış olacaktır. MK’nun tabiri ile “eylem sırasında veya kaçarken” olayı gören kolluk görevlileri tarafından veya olaya tanık olan kişiler tarafından sanığın yakalanarak elinden malın alınarak zilyede verilmesi halinde de zilyedin zilyetliği korunmuş, malı üzerindeki tasarruf haklarını kullanması imkansız hale gelmeyecektir. Zira CMK’nın bu husustaki açık hükmüne göre işlenmekte olan bir suçta herkesin suçluyu yakalama hakkı vardır. Bu husus zaten kolluk görevlilerinin görev ve yükümlülükleri kapsamındadır. Açıklanan gerekçeler doğrultusunda sonuç olarak hırsızlık suçunda uygulamada genel kabul gören “kesintisiz takip” kriterinin yağma suçunda da uygulanması yani aldığı mal ile yakalanan sanığın eyleminin de teşebbüs aşamasında kaldığının kabulü, kanun koyucunun amacına, maddelerin gerekçelerine ve maddelerin gerekçelerine paralel yorumlanması öğretisine daha uygun olacaktır. Aynı neviden olan söz konusu iki suçun tamamen aynı olan alma hukuki tanımına dair gerekçelerine rağmen yağma suçunun tehdit ve cebirle işlenmesinden ve ihlal edilen hakların vehametinden dolayı yağmada almak hukuki tanımının hırsızlıktan farklı yapılması hukuken isabetli olmayacaktır. Zira yağma suçunun gerekçesinde yazılı olmamasına rağmen genişletici bir yorum yapılması aleyhe yorum yapılamaması prensibine aykırıdır. Kanun koyucu zaten hırsızlık suçuna nazaran yağma suçunda ihlal edilen hakların fazlalığı ve tehlikenin büyüklüğü bakımından yağma suçunda cezanın aşağı ve yukarı haddini daha yüksek belirlemiştir. Zaten öngörülen cezanın aşağı haddinden suçun ve suçlunun somut olaydaki durumu dikkate alınarak TCK’nın 61.maddesine göre uzaklaşmak her zaman mümkündür. Bu açıklamalar doğrultusunda somut olayımızda, olayı gören tanık ...'ın sanığın peşinden koştuğu, bu sırada sanığın yağmaladığı çantayı atarak kaçmaya çalışmasına rağmen kesintisiz takip ile tanık tarafından yakalandığı, yağmalanan malda mağdurun zilyetliğinin sona ermediği ve zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hale gelmediği anlaşıldığından sanığın eyleminin teşebbüş aşamasında kaldığı kanaatinde olduğumdan heyetimizin çoğunluğunun görüşüne katılmıyorum.